Cümlelerime evvela 17 Nisan 1993 Turgut Özal'ın ölümünden önce Türki cumhuriyetlerine yaptığı ziyaretlerinden sonra başlamak istiyorum. 8. Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal Orta Asya'ya kapsamlı bir ziyaret gerçekleştirir. Bu ziyaretin detayları herkesin malumu olur, devamında 17 Nisan 1993 tarihinde Turgut Özal meşgul bir şekilde beklenmedik bir anda vefat eder ve o ateşli 90'lı yıllar başlar. Köy yakmalar, faili meçhuller, parti kapatmaları, asit kuyuları; yani terör, jitem vs. ülkeyi yakan yakana…
Ülke adeta kan gülüne çevrilmişti. O ateş çemberi içinde 2000'li yıllara gelinir; AK Parti İktidarı başlar; 2005 yılında güçlü bir şekilde Diyarbakır'da sorunun adı konur ve çözüm yolları aranır; 2012 yılında sorunun çözüm süreci başlatılır; Bölge barışla tanışır; Yaylaların açılması, turizm turlarının başlaması vs. Bölgede hayat bayram olur.
Bunlar yaşanırken Türkiye İslam Coğrafyası ile de iyi ilişkiler içinde, dostluk ve kardeşlik bağlarını geliştirir; Arap Baharı başlar; Mısır'da demokratik seçim olur seçimi Mursi kazanmıştı adeta bir bayram şöleni yaşanıyordu.
Coğrafyamız da bu gelişmeler yaşanırken batı dünyası boş kalmayacaktı.
Gezi olayları,
Darbe kalkışması,
Kaddafi’nin darbe ile indirilmesi,
Suriye’nin kan gülüne dönüşecek yöne evrilmesi,
Irak 1990’lı yıllardan beri meftahı yerde kalmış bir hayalet zaten…
Bütün bunlar yaşanırken gelelim Türkiye'ye de güllük-gülüstanlık olmayacaktı elbette…
Her zaman haklının ve mazlumun yanında olacağını haykıran Türkiye için de senaryoları hazırdı.
Gezi olaylarında ağacı bahane ederek hükümeti devirmek istediler.
15 Temmuz 2016 gecesi önceleri “hoca efendi olan, daha sonra hain terör ele başısı olan” terörist talimatlarıyla darbeye kalkışıldı.
İnsanımızın feraseti ve vatan sevgisi onlara meydan vermedi lakin ülkemiz büyük yara aldı. Bunun yanında büyük bir gaflet uykusundan da uyanmış olacaktı.
Türkiye ekonomisi giderek güçlenme sinyalleri veriyordu. Savunma sanayiinde inanılmaz çalışmaları Aselsan marifetiyle yapacaktı. 2007 yılında beş Aselsan Mühendisinin intiharları büyük soru işareti iken bugün artık aşikâr…
Demokrasi ve insan hakları konusunda eksikliklerini gidermeye çalışan Türkiye’ye her yerden saldırı geliyordu. ABD, Batı ülkeleri, AB vs.
Bu yaşananlardan mütevellit Türkiye’de bazı hedeflerde rötar yapıldı. Millilik kavramları giderek tavan yapmaya başlamıştı. Bu söylemler içeride ve dışarıda beraberinde saldırıları da getirecekti.
Osmanlı bakiyesini yıllarca kabul etmemeye yeltenen Türkiye bu tavrını değiştirerek Osmanlı Bakiyesi mirasına sahip çıkmaya evrilmişti. Batı dünyası; “Türkiye Osmanlıyı geri getirmek istiyor” yaygarasını koparmaktan geri durmuyorlardı.
Türkiye söylemlerinde ecdat toprakları diyerek Afrika ve Arap Dünyası açılımlarını yapıyordu. Suudi Arabistan ve Türkiye Liderliğinde “İslam Ordusu” projesi fikri vardı. Hatta tatbikat dahi yapıldı.
10 Ağustos 2014 seçimleri HDP’nin tavan yaptığı bir seçim olmuştu. Selahattin Demirtaş “Beyaz Türkler”in desteğiyle büyük bir oy oranı elde etmişti. Bu özgüven ile 7 Haziran 2015 seçimlerine bağımsız değil kendi partileri ile seçime girerek mecliste 80 sandalye elde ettiler.
Oluşan meclis aritmetiğine göre hükümet kurulamadı; 3 Kasım 2015’te tekrar seçime gidildi. Ak Parti yüzde 50 civarı bir oy alarak yeni bir rekor kırmıştı.
2014 seçimleri söylemlerinde HDP; “Seni başkan seçtirmeyeceğiz” söylemini yayıyordu. Halkın feraseti onları mağlup etti.
7 Haziran 2015 seçimleri sonrası HDP’nin; “Türkiye partisi olacağız” söylemi Kandil’in duvarına çarpmıştı. Demirtaş’ın söylemleri havada kalmıştı. Kandil’in çıkışlarına baronlarda destek olmuşlardı. O günden sonra ne Demirtaş ne sazı eline alabildi ne de ihya oldu.
13 Mart 2016 günü Ankara’da büyük bir patlama oldu. AK Parti derin analizli bir açıklama yaptı. Bu işin terör örgütlerine ülkenin güçlenmesini istemeyenlerin marifetiyle yapılmış bir saldırı olduğunu vurguluyordu. Ana muhalefet suskunaklı ikircikli bir tavırla hükümeti suçlar niyetindeydi. “Biz güvenlik zirvesi’nin sonucuna göre açıklama yapacağız” diyorlardı.
Son yıllarda Türkiye’nin “Mavi Vatan”, “Suriye”, “Azerbaycan”, “Libya” ve “Mısır” ile yaklaşma projeleri onları epeyce rahatsız etmişe benziyor. Bu sebeple olabilir ki, İsrail’in soykırım yapmasına destek veriyorlardır.
Özetle ülkemizin güçlenmesini istemeyenler; bütün argümanlara sarılmışlardı… Ve sarılıyorlar.
Gezi olaylarını,
Darbe kalkışmasını,
Güneydoğuda hendek olaylarını,
PKK ve diğer terör örgütlerini,
HDP’yi desteklemişlerdir.
Buna mukabil Türkiye’nin Azerbaycan, Afrika ve İran ziyaretlerini eleştirmişlerdir.
Türkiye’yi bölgesel ve Küresel Güç aktörü olarak görmek istemeyenler Türkiye’nin her hamlesini ‘’Demokrasi, İnsan Hakları ve uluslararası antlaşmalara uygun görmüyorlar. Hesapları tutmayınca çıldırıyorlar ve bölgemizde savaş çıkarmaktan geri durmuyorlar. Tarih tekerrür ediyor.
Türkiye’nin bölgesel ve Küresel Güç aktörü olmasını istemeyenler “yenilmişlik ve Türkiye’yi kontrol edememe” sendromlarını yaşıyorlar. Bu sebeplerden dört bir yanda saldırıyorlar. Bu saldırıları ise kurdurdukları terör örgütleri eliyle veya ekonomik saldırı ile yapmaya çalışıyorlar. Lakin daha muvaffak olamadılar.