Bugün Türkiye’de Kadın Hakları Günü olarak kutlanan bir gün. 6 Aralık 1934 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan görüşmeler sonucunda Türk kadınına çoğu ülkeden önce seçme ve seçilme hakkı verildi. O zamanın aydın yönetimi tarafından yapılan projeler, gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere örnek oluyordu. Atılan adım medeni bir toplum için önemli, Türk Kültürüne de yakışır ileri bir adımdı. Bu çalışmalar zamanında “gelişmiş ülke” olarak bilinen toplumlarda dahi yoktu. 1934 yılında yürürlüğe girdiği bilinse de daha evvelinden kadınlar muhtarlık yapıyor, tıpkı eski Türk toplumlarında olduğu gibi yönetimde söz sahibi oluyorlardı.

Atatürk “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını gibi emek verdim diyemez. Belki erkeklerimiz memleketi istila edenlere karşı süngüleriyle düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim” diyerek kadına verdiği değeri gözler önüne sermiştir.

Eski Türk Kültürlerine baktığımızda da kadın her zaman hükümdarın yanında görev almıştır ve yönetime katılmıştır. Orta Asya'da kurulan ilk Türk devletlerinde kadın ve erkek eşit haklara sahipti. Yönetimde ise hükümdarların yanında “hatun” adı verilen eşleri de söz sahibiydi. Ok atıp, avlanan kadınların olduğu halk hikâyeleri kaynaklarından görülebiliyor. Kadınlar ata binip ok atar, top oynar, yönetimde söz sahibi olur, aynı zamanda yuvalarını yönetir, çocuklarına bakarlardı. Alt toplumlarda kadına değer verilmez iken Türkler; Türk kadınına hak ettiği değeri verir, baş üstünde tutarlardı. Dede Korkut Hikâyelerine baktığımızda kanıtları fazlası ile görebiliriz.
Osmanlı Devletine baktığımızda da kadına verilen değeri bariz bir şekilde görüyoruz. Peki, son dönemlere baktığımızda aynı şeylerden bahsedebilir miyiz? Bize bir şeyler oldu. Atalarımızın kültür mirasları bir şekilde değişti sanki. Erkek sokakta yürürken kadın onun 5 adım arkasında yürümek zorunda kaldı. Kadın cinayetleri fazlası ile arttı. Topluluklarda kadının yeri değişti. “Kadına el kalkmaz” diyen sözleri unutup, kadınları koruma programları geliştirmeye başladık.
Neden böyle oldu, neler değişti? Alt kültürlerden çok mu fazla etkilendik acaba?