Sabahları artık insanlar kahve değil, günü nasıl kurtaracağız derdiyle uyanıyor. Artık bir alışkanlık değil mecburiyet oldu. Cebimiz artık isyan ediyor, midemiz idare ederim, gönlümüz biraz daha sabret diyor. Ama sabrımızda maaşımız gibi tükendi.

Ekonomik durumun kötü vaziyette olduğuna o kadar alıştık ki artık 4 mevsim gibi oldu. Herkes biliyor, herkes konuşuyor ama kimse bir şey yapamıyor. Gözümüzün önünde eriyen alım gücü, sadece rakamlarda değil; çantamızda, soframızda, pazarda hissediliyor.

Eskiden ne güzeldi bugün ne yesem diye düşünmezdik çıkar marketten alır gelirdik. Şimdi bu soru gerçek oldu. Marketlerdeki raflara bakarken artık gözümüz değil, elimiz titriyor. Artık sadece ürünün fiyatına bakıp çıkıyoruz alamıyoruz. Artık hayatımızda bir restorana gitmek bir lüks oldu, bir arkadaşınla buluşmak lüks haline geldi çünkü her şey çok pahalı durumda.

Asgari ücretle geçinmeyi bırak, maaşın o ay sadece kira, elektrik, su, doğalgaz ve ev ihtiyaçları mı? derken bir bakıyorsun maaş kalmadığı gibi eksilere düşmüşsün. Çünkü gelen her rakam, artık insanın aklına sığamıyor. Ama hala askeri ücretle geçinilir diyenler var… gerçeği görmeyip sürünün diyorlar resmen.

Bu durum yalnızca ekonominin değil güvenin de çöküşü. İnsanlar yarın hakkında artık planlama yapamıyor. Çünkü her geçen gün ya vergi zammı ya da etiket zammı geliyor. Babalar sessiz, anneler endişeli, çocuklar ise farkında olmadan büyüyor. Zorunlu bir olgunluk hali sardı memleketi.

Alım gücü diye bir şey kalmadı. Bir insanın her ay sadece kira ve faturaları ödemekle, eksiler düşmekle, insanlar bu durumla nereye kadar gidecek belirsiz. İnsan kendine aktivite yapmadıktan sonra, o psikolojik durumu nasıl koruyacak o da belirsiz.

Çözüm bulunmalı…