Feraset; hakkı, gerçeği görebilmek demiştik. Akılla değil de kalple görebilmek. Doğruyu bilmek değil de Allah (C.C) tan bir yardımla doğruyu hissedebilmektir.

Feraset Dersleri-9-

Feraset; hakkı, gerçeği görebilmek demiştik. Akılla değil de kalple görebilmek. Doğruyu bilmek değil de Allah (C.C) tan bir yardımla doğruyu hissedebilmektir.

Hani size biri bir teklif getirir. Teklif gayet makul ve kazançlıdır. Gönlünüz de onu yapmaktan yanadır. Ama kalbiniz bir türlü mutmain olmaz. İçinizde bir huzursuzluk duyarsınız. O işi yapmak istemezsiniz. Ya da yaparsınız da kötü bir sonuçla karşılaşırsınız. Sonra da “içime doğmuştu, keşke yapmasaydım” diye pişmanlık duyarsınız ya işte böyle bir bilgidir feraset.

Akıl yanılır. Fikir şaşar ama Allah (C.C)’ın yardımı olan feraset insan için en doğru bilgi kaynağıdır.

İşte biz Müslümanların yitirdiği çok kıymetli bir hazinedir feraset.

O yüzdendir ki küfür ve şer odakları tarafından sürekli aldatılıyoruz.

Kandırılıyoruz. Onlar tarafından mağlubiyete uğratılıyoruz.

Batının eğitimi ile okuyor. Onların felsefeleri ile düşünüyor, yaşam modellerini taklit ediyoruz. Çılgınca sadece onlara bakarken Nurettin Topçu’nun ifadesiyle; boynu bükük, hasta ve şaşkın bir nesil hale geldiğimizin farkında bile değiliz.

Kaybettiğimiz bu feraset neticesinde; menfaat düşkünü bir kısım siyasetçiler tarafından da aldatılıyoruz. Onların sahte vaatlerine kanıyor, yeminlerine inanıyoruz.

Kaybettiğimiz bu feraset neticesinde; akrabalarımızdan, eşimizden- dostumuzdan, esnafımızdan ya da iş arkadaşlarımızdan da ihanet görüyor ve üzülüyoruz.

Evet! Bizim düzelmek için feraset denilen o hazineyi bulmaktan başka çaremiz yok.

Feraseti kaybetmemize sebep olan şeylerden biri de kalbimizi sürekli meşgul eden dünyalık işlerdir. Kalbimiz sürekli olarak kaygılı, endişeli ve korkulu.

Rızkımızın azalacağından kaygılıyız.

İş bulamamaktan,

Yaptığımız işi kaybetmekten,

Ticaretimizde zarar etmekten korkuyoruz.

Aldığımız malın değerini kaybetmesinden,

Altının, dövizin yükselmesinden

Satın aldığımız malların değerini kaybetmesinden endişeleniyoruz.

Bitmeyen korkularımız var;

Beğenilmemekten korkuyoruz

Takdir edilmemekten,

Eleştirilmekten,

Arkamızdan konuşulmasından

Akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan geride kalmaktan korkuyoruz.

Çocuklarımızın başarısız olmasından

Okulda problem çıkarmasından

Başlarına bir iş gelmesinden

Bizim kendileri için hayal ettiğimiz mesleği elde edemeyeceklerinden korkuyoruz.

Sadece bunlar mı? En yakınımız en sevdiklerimizden bile korkuyoruz.

Eşimizin çok para harcamasından, bin bir emekle elde edilen birikimlerimizi heba edeceğinden korkuyoruz.

Sadakatsiz davranacağından, bizi aldatacağından korkuyoruz.

Korkularımız hiç bitmiyor. Korkuyoruz, endişeleniyoruz, kaygılanıyoruz, merak ediyoruz, kuruntu haline getiriyoruz.

İşte tüm bunların sonucunda kalbimiz o kadar meşgul oluyor ki, bu vesveselerle o kadar uğraşıyor ki gerçeği ve Hakkı görmeye fırsat bulamıyor.

Oysa tüm bu korkulardan ve endişelerden kurtulmak mümkün. Çaresi çok basit ve çok sade.

T E V E K K Ü L

Yani her şeyin Allah(C.C)’ın takdirinde olduğunu bilmek.

Gerekli tedbirleri aldıktan sonucu O’na bırakmak.

Hiçbir şeyden endişelenmemek, korkmamak. Çünkü Mümin bilir ki;

ALLAH (C.C) VERİRSE KİMSE ENGEL OLAMAZ!

ALLAH (C.C) ALIRSA ONU KİMSE DURDURAMAZ!

KİŞİ ALLAH (C.C) A TEVEKKÜL EDERSE ONDAN YARDIM GÖRÜR!

Şu Hadis-i şerifte belirtildiği gibi;

Hz. Peygamber İbni Abbas’a şöyle nasihat eder; “Evladım sana bazı şeyler öğreteceğim. Allah (C.C)’ın hakkını koru ki Allah (C.C) da seni korusun. Allah (C.C)’ın hakkını gözet ki Onu hep yanında bulasın. Bir şey isteyeceğinde Allah (C.C) dan iste. Yardım dileyeceğinde Allah (C.C) tan yardım dile. Şunu bilmelisin ki bütün toplum (varlık alemi) bir konuda senin yararına bir şey yapmak için bir araya gelse ancak Allah (C.C) yazmışsa sana destek verebilirler. Yine bütün toplum (varlık alemi) sana zarar vermek için bir araya gelse ancak Allah (C.C) yazmışsa sana zarar verebilirler” (Tirmizi; Sıfatul Kıyame,59)

O halde duaya duralım

Allah’ım! İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygamberine inandık. Kendimizi sana teslim ettik, işlerimizi sana havale ettik. Azabından korkup sevabını umarak sırtımızı sana dayadık. Korkularımızdan sana sığındık. Sana tevekkül ettik. Güç ve kuvvet sadece sendedir.