1 Mayıs sabahında yine samimiyetsiz kutlamalara açtık gözümüzü.

Alın teri dökenlerin bayramını hiç ter dökmeden servet yapanların kutlamaları şaşırttı mı beni açıkçası hayır! Bu samimiyetsizliğe her yıl birazcık dokunmaya çalışıyorum. Ancak bu yıl başka bir şey ilgimi çekti. Şöyle ki:

Bu yıl 1 Mayıs Pazar gününe denk geldi. Pazarları zaten tüm Türkiye’ de belirli sektörler hariç hafta sonu tatili. Aynı zamanda 2009 yılından beri 1 Mayıs resmi tatil olarak yürürlükte.

Bir fabrikada çalışan ve pazar günleri zaten tatil olan emekçiyi bir de 1 Mayıs gününe denk gelen bir pazarda mesaiye çağırmak nedir yahu? Hadi çağırdınız, servetlerinize servetler katmak için başka çareniz yok, insanlara bayramlarını yaptırmayacaksınız… gönüllerini hoş edin be!

1 Mayıs’ta bir ikramiyeyi çok görmeyin bu insanlara!

Ama kime söylüyorum diye düşünürken bir sendikanın mesajı düştü telefonuma.

Önce tüm çalışanların bayramını kutlamış sendika. Buraya kadar her şey normal en azından ben kuru kuru yapılan kutlamalardan fazlasını beklemiyordum. Şaşırmadım!

En şaşalı kutlamalar da kırmızı yelek giyip gösteriye yasaklı bölgelerde dayak yiyerek yapılmıyor mu zaten?

Neyse konuyu dağıttım. Sendikanın mesajına dönelim.

Mesajda “Şube başkanlığı olarak yaptığımız yüzlerce etkinlikte çalışanlarımızın sorunlarını her platformda dile getirdik. Bu etkinliklerimizi Genel Merkez web sitesinde yayınlanmasını sağlayarak bütün üyelerimizle ve kamuoyu ile paylaştık. Üyelerimizle yüzlerce toplantı yaptık. Toplantılarda bize iletilen tüm talepleri kapsayan raporumuzu hazırlayarak birçok sendikamıza örnek olduk ve öncülük ettik” diye zırvalamışlar.

Zevzek senin işin ne demezler mi insana?

Sen yüzlerce toplantı yapmışsın da kaç çalışanın kaç tane problemini çözmüşsün?

Senin çözümü olmayan toplantılarını hangi sendikalar örnek almış onu da yazsaydın ya!

Üyelerin sıkıntısını giderme adına sunduğunuz çözüm önerileri çalışanların değil işverenlerin ekmeğine yağ sürmekten öteye gidebilmiş mi? Bir düşünün!

O “yüzlerce” diye övüne övüne altını çizdiğiniz toplantılarda sıkıntısını dinlemeye gittiğiniz çalışanların yanında işverenlerin ne işi var? Söyleyin bakalım!

Çalışana işverenin yanında sıkıntısını sorup, dinleyip, anlayıp, çözüm üretiyorsunuz, öyle mi? Güldürmeyin insanı!

Velev ki her şey anlattığınız gibi, ya da siz bu yalanlara kendinizi inandırmışsınız! Çalışanın bayramında çalışana yazılacak şey mi bunlar?

Ortada bir şey yokken yazdıklarınızı okuyunca gerçekten çözüm üretebilen sürümünüzü hayal bile edemiyorum.

Belli ki işgal ettiğiniz koltuklardaki beceriksizliğinizin farkında olunmadığını düşünüyorsunuz(!)

Efendiler! Lisanı hal tercüme istemez.

İşverenlerle tozlaşarak çalışanın hakkı aranmaz!

Eylül ayında edep rüzgarı solmuş yapraklarınızı dökmeye dökecektir, bir de bakarsınız linç edilme pahasına birkaç yiğit çıkar kurumuş dallarınızı da budar, öyle ebleh ebleh bakakalırsınız!

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…