SİSTEMİN ÇARKINDA DOLAŞANLAR VE KENDİSİYLE YÜZLEŞENLER
Yolun ortasına konan bir taş… Kimine göre sadece bir engel, kimine göre şikâyet edilecek bir nesne, kimine göre üzerine yazı yazılacak bir ilham kaynağı. Ama bir kişiye göre; sadaka, çözüm, hareket ve niyet… İşte insanın iç dünyası da aynen bu yol gibi. Kimisi engellere bakar ama kıpırdamaz, kimisi dert yanar ama kılını kıpırdatmaz, kimisi ise yalnızca izler. Oysa bazıları vardır; yükü omzundayken bile taş görse durur, indirir, kaldırır, kenara koyar ve sonra yeniden yola devam eder.
Ben de bu hikâyeyi ilk duyduğumda içimde bir şey kıpırdadı. Çünkü hayatımda defalarca taşın etrafından dolaşanları, eli cebinde izleyenleri, uzun uzun konuşup bir türlü eyleme geçemeyenleri gördüm. Dahası, bazen o insanın kendim olduğunu da fark ettim. Ta ki, bir gün Malatya’daki deprem sonrası şehrin yıkılmış sokaklarında taşları ellerimle kaldırana kadar… İşte o an, bu hikâye ete kemiğe büründü. Yalnızca fiziksel değil, zihinsel ve ruhsal taşların da yolumuzdan kaldırılması gerektiğini orada idrak ettim.
KONFOR ALANI MI, KULLUK BİLİNCİ Mİ?
Köylünün taşı kaldırması, sade bir emek değil, aslında çok büyük bir içsel dönüşümün işareti. Çünkü günümüz dünyasında kimse artık eğilmek istemiyor. Herkes dik durmak, yukarıdan bakmak, yöneten olmak istiyor. Ama kimse “eğilerek” yola hizmet etmeyi seçmiyor. Oysa İslam medeniyeti, yerdeki çöpe bile basmayan bir peygamberin izinden gitmeyi öğütlüyor. Sadaka taşını kaldırmakla başlıyor, toplumu kaldırmakla neticeleniyor.
Bir dönem işim gereği büyük bir kurumun danışmanlığını yaptım. Herkes şikâyetçiydi: “Bu iş neden ilerlemiyor, bu düzen neden bozuk?” dediler. Fakat kimse o düzenin bozulmuş bir dişlisi olan kendi görevine dönüp bakmadı. O gün, toplantı salonundan çıkarken aynaya baktım ve dedim ki: “Madem ki düzen bozuk, önce benim adım atmam gerek.” O taş, benim önümdeydi. Eğildim, kaldırdım. Kolay olmadı ama ardında bir kapı açıldı. Tıpkı köylünün altın kesesini bulması gibi, o gayretim bana mesleki bir onur, iç huzuru ve Allah’a olan tevekkülümün artışı olarak geri döndü.
TAŞLARI KALDIRMADIKÇA YÜZÜMÜZ GÜZELLEŞMEZ
Bir insanın yüzünde ne kadar nur olduğu, sadece alnındaki secde izinden anlaşılmaz. O insanın kalbindeki taşlardan ne kadarını temizlediğine bakılır. Dedikodu, kıskançlık, tembellik, bencillik… Bunlar bizim yolumuzun ortasında duran taşlardır. Biz bunları kaldırmadan ne kalbimiz ferahlar ne de yolumuz açılır.
Malatya’da 6 Şubat’tan sonra bir sahra mahkemesinde avukatlık yaparken, depremzede bir amcanın şu sözü beni mahvetti: “Oğlum, evimiz yıkıldı ama ben vicdanımın ayakta kalmasına sevindim.” O an anladım ki; hayat taşlarıyla değil, taşları kaldırırken gösterilen tavırla şekillenir. Çünkü her kaldırılan taş, aslında bir karakter imzasıdır. Her dokunulan yük, bir sadaka olur; hem dünyada hem ahirette hesabı olan…
TAŞIN ALTINA ELİNİ KOYMAK DEYİMİNİN BİZE YÜKLEDİĞİ SORUMLULUK
“Taşın altına elini koymak” sadece bir deyim değil, aslında insan olmanın, kul olmanın ve toplum olmanın temel ilkelerinden biridir. Bu deyim; zorluk karşısında kaçmamak, sorumluluk almaktan çekinmemek, herkesin beklediği anda bir adım öne çıkmak demektir. Çünkü yolun ortasında duran taş, sadece bir engel değil, aslında içimizde büyüyen ataleti, vurdumduymazlığı ve tembelliği temsil eder. O taş orada durdukça, ne insanlar yürüyebilir, ne toplum ilerleyebilir. Kaldırılması gereken sadece taş değil; aynı zamanda korkular, bahaneler ve kayıtsızlık duvarlarıdır.
Ne zaman ki toplumda herkes “taşı başkası kaldırsın” derse, işte o zaman taş büyür, büyür ve bir duvara dönüşür. Bu duvar, bireylerin arasına girer; ailelerde ilgisizliği, kurumlarda hantallığı, devlet işlerinde ise liyakatsizliği doğurur. Hiç kimse adım atmazsa, zamanla o taşın çevresinde dolaşanlar bile kalmaz. İşte o zaman sosyal çürüme başlar. Yardımlaşma yerine şikâyet, çözüm yerine seyir, emek yerine bahane yayılır. Sonuçta, yalnızca taş değil; yollar kapanır, umutlar kaybolur, birlik dağılır.
Oysa her birey, kendi payına düşeni yaparsa; o taşlar bir bir kalkar ve geriye yürünebilir yollar, birbirine açılan kapılar ve sadaka niyetiyle kazanılmış dualar kalır. Deyimin altındaki çağrı şudur: “Yükten korkma, taşın altındaki rahmeti unutma!” Çünkü bazen Allah, nimeti yükün altına gizler; bazen kurtuluş, sorumlulukla başlar. Bu yüzden toplum olarak önce kendi taşımızı görmeli, sonra da başkalarının yüküne omuz verebilmeliyiz.
EMİNLİĞE GİDEN YOLUN TAŞLARINI TEMİZLEMEK
Hayat, zorlukların altına gizlenmiş lütuflarla doludur. Fakat o lütuflara ulaşmak, her zaman bir yükü sırtlamayı gerektirir. Taşı kaldırmak kolay değildir, bazen eleştirilirsin, bazen yalnız kalırsın, bazen gücün tükenir. Ama unutma, her kaldırdığın taşın altına Allah bir şey gizler: bazen bir altın kese, bazen dua, bazen yeni bir kapı… Eğer emek verirsen, karşılığını alırsın.
Toplum olarak en büyük sorunumuz, sorumluluğu başkasına havale etme alışkanlığımız. “Birileri yapsın” diyerek ertelediğimiz her iş, aslında yolun ortasına bırakılmış yeni bir taştır. Ve o taşlar çoğaldıkça, yürüyemez hale geliriz. Bu yüzden, birey olarak, aile olarak, toplum olarak taşları görmeli, dokunmalı ve kaldırmalıyız. Çünkü her kaldırılan taş, bizi hakikate biraz daha yaklaştırır.
Hayat bana öğretti ki; yük sırtlanmadan hafiflenilmez, diken batmadan gül açmaz, taş kaldırılmadan yol görünmez. Bizim işimiz, taşın altına elini koyabilenlerden olmak. Başkalarının seyrettiği yerde eyleme geçen, başkalarının eleştirdiği yerde dua eden, başkalarının şiir yazdığı yerde ter döken biri olmak…
TAŞIN ALTINA ELİNİ KOYANLAR SAYESİNDE BİR TERÖR DOSYASI KAPANIYOR
Türkiye, kırk yılı aşkın bir süredir maddi, manevi ve insani anlamda en ağır bedelleri PKK terör örgütü üzerinden ödemiştir. Bu süreçte yalnızca bütçeden milyarlarca lira harcanmadı; binlerce evlat toprağa düştü, ocaklar söndü, şehirler yandı, zihinler ayrıştırıldı. Ancak bu karanlık dosyanın kapanması, yalnızca askeri operasyonlarla değil, aynı zamanda eli tetikte değil yüreği dertte olanların duaları, kalemi, gayreti ve ferasetiyle mümkün oldu. Siyasette, bürokraside, akademide, medyada ve en önemlisi doğuda-batıda halkın vicdanında; kimse görmese de bu yükün altına elini koyan yüzlerce, binlerce isimsiz kahraman vardı.
Onlar, taşın altına sadece ellerini değil, kalplerini, inançlarını ve umutlarını koydular. Kimi yanlış anlaşılma pahasına hakikati savundu, kimi ölüm tehdidine rağmen vazgeçmedi, kimi ise bir köy okulunda çocukların eline kalem tutuşturarak silahı düşürmeye çalıştı. İşte bugün terörün bitme noktasına gelişi, bu taş kaldıranların, bu yükü sırtlananların sabrıyla mümkün oldu. Ve anladık ki; her kaldırılan taşın ardında bir güzellik gizlidir. Bazen bir vatanın selameti, bazen bir evladın yaşaması, bazen de barışla yazılan yepyeni bir tarih…
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
“Taşın altına elini koymayan, taşın ardındaki sırrı asla göremez.”