Aslında bugünkü yazım, geçtiğimiz iki haftadan beri kaleme aldığım “Anne” “Baba” başlıklı yazılarımın tamamlayıcısı olan “Çocuk” üzerine olacaktı.

Aslında bugünkü yazım, geçtiğimiz iki haftadan beri kaleme aldığım “Anne” “Baba” başlıklı yazılarımın tamamlayıcısı olan “Çocuk” üzerine olacaktı. Lakin 13 Kasım’da, Taksim’de gerçekleştirilen menfur terör saldırısı nedeniyle o yazımı gelecek haftaya erteleme ihtiyacı hasıl oldu.

Mert dayanır, namert kaçar,

Meydan gümbür gümbürlenir.
Şahlar şahı divan açar,
Divan gümbür gümbürlenir.

İnsanlığın var olduğu günden beri kaçmak namerdin, dayanıp yüz yüze mücadele etmek ise merdin şiarı olmuştur. Bir coğrafya üzerine emelleri olan inanç yoksunu bazı yaratıkların o kirli emellerine ulaşmak için herhangi bir kuralı, raconu, âdâbı da olmuyor ne yazık ki…

Hep böyle olmadı mı? Ne zaman bu toprakların sahibi olan insanlar yükselişe, ilerlemeye başlasa bunu engelleme amacıyla kaos, kargaşa, fitne çıkarılmadı mı bu topraklarda? Selçukluda da böyle oldu, Osmanlıda da böyle oldu, Türkiye Cumhuriyeti’nde de böyle…

Gerçek tarihi iyi okuyanlar bilir ki 1699 yılında 24 milyon kilometrekareyi bulan Osmanlı topraklarını bugün 780 bin kilometrekareye düşüren nedenler, kaybedilen savaşlardan ziyade kasıtlı çıkarılan iç savaşlar ve içteki hainlerin fitneleridir. Kahramanı en çok olan ülke unvanı bizim olduğu gibi ne yazık ki haini en fazla olan ülke unvanını da kimseye kaptırmamışız.

İnsanların zaafiyetlerinin olduğu, bir gerçektir. Kişilik zaafiyetlerinin bir kısmı genetiktir, bir kısmı da sonradan elde edilir. “Kadın, zenginlik, makam, güç, iktidar olma, hükmetme” insan nefis ve hevasına en cazip gelen unsurlardır. Kimileri, inanç, onur ve şereflerini ön planda tutup nefsine hükmeden bu unsurları elinin tersiyle iterken kimileri de bunların biri veya birkaçı kendilerine sunulduğunda balıklama atlamışlardır. Onlar için bunların yanında namus, şeref, onur ve haysiyet gibi değerli şeylerin hiçbir hükmü yoktur. Yakın tarihte 1 dolara bütün kutsalını satan şerefsizlere de şahit olmadık mı? İnsanlık, tarihin hiçbir noktasında bu kadar alçalmamıştı. Adeta Allah’ın: “Onlar hayvan gibidirler, belki daha aşağı derecededirler.” (Furkan 44) ayetinin canlı timsali olarak karşımıza çıktılar.

Biz millet olarak karşımıza çıkan düşman gibi düşmanlardan hiç çekinmedik ve onları alt ederken pek zorlanmadık. Ancak adı bizden görünüp bu ülkenin kimlik kartını taşıyan lakin bütün amacı ülkeyi başka ülkelerin mandası yapmak olan bukalemun kılıklı yaratıklar; bizi çok oyaladı, çok uğraştırdı. Hâlâ bu tip varlıklarla mücadele ediyoruz. İşte bunlar, uzak ve yakın tarihimizde olduğu gibi, bugün de ülkede kaos çıkarma amacıyla İstanbul’un en kalabalık yeri olan Taksim’de bomba patlattılar. Onların emellerine ulaşması için masum Ecrin’in ve babasının birlikte ölümsüzlüğe yürümesi bir önem arz etmiyordu. Onlar değil miydi anne karnındaki bebeleri katledenler? Bu zulmü Moğollardan ve Ermeniler yapmıştı bu coğrafyanın insanına.

Şimdi sormak gerek: Hülagü Han’a, Ögeday’a kalmayan saltanat size mi kalacak ey aşağılık mahluklar? Onlar ve onlar gibi nice zalimler şimdi toprağın altında yaptıkları zulmün karşılığını görüyorlar, kıyamette ise ebedi ateşle ödeyecekler yaptıklarının bedelini. Şu üç günlük bile olmayan dünya hayatı ve saltanatını sürme uğruna değdi mi bu yaptıklarınız?

Sözüm, dünyayı yönetmeye çalışıp kendini para ve güç tanrısı olarak gören zalimlere değil. Onların sahip olduğu güç ve para onlara zaten çıkış yolunu değil, sonsuz azap yolunu açmış. Sözüm, kendisini üç kuruş paraya veya yumuşak bir koltuğa satan ve bizden olduğunu iddia eden zavallılara. Azami 70-80 yıl yaşayacak ve bunun da çoğunu yaşamış olduğunuz halde hangi vehim sizi satılık veya kiralık birer şeref yoksununa çevirdi de bu masum insanların kanını bu kadar rahat akıttınız veya bu kanların akmasına çanak tuttunuz?

Siz zannediyor musunuz ki bu millet böyle alçakça eylemlerinizden korkup size ve emellerinize teslim olacak? Heyhat, aldanıyorsunuz! Bu millet sizden çok daha acımasız zalimlerin hücumlarına teslim olmadı.

Çok yakın bir gelecekte bu aziz millet hak ettiği yüksek yerlere çıkacak ve sizi de layık olduğunuz cehennem çukurlarına gönderecektir.

“Karınca ölmeye yakın kanatları çıkar.” diye güzel bir söz var dilimizde. Bunlar sizin ölmeden önceki son çırpınışlarınız. Yani kanatlarınız çıkmış artık. Ne yaparsanız yapın bu milletin ve ülkenin şahlanışına mâni olamayacaksınız. Çirkef siyasi ve coğrafi emellerinize ulaşamayacaksınız. Kudursanız da içinde bulunduğumuz yüzyıl, Türk dünyasının yüzyılıdır.

Ha, şimdi önce katledip sonra bir taraflarınıza kına yakarak keyifle izlediğiniz şehitlerimiz var ya, merak etmeyin; onlar şimdi Peygamber’in (ASM) sancağının altında keyif çatıyor.

Peki sizin leşleriniz toprağa girince nerede olacağınızı düşünüyorsunuz? Vallahi, siz inansanız da inanmasanız da sonsuz azap sizi bekliyor.