Malatya’nın geçmişteki eğlence merkezleri hakkında bilgi veren Cemil Doğan (Zaza Cemil), hayatıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bir zamanlar Hürriyet Parkı’nda Aile Gazinosu işleten Zaza Cemil, şimdilerin birçok ünlü isminin meşhur olmasına ön ayak oldu.
Malatya Sonmanşet gazetesi olarak şehrin önde gelen isimleri ile hazırladığımız röportaj sayfamızın bu haftaki konuğu Cemal Doğan nam-ı diğer Zaza Cemil. Malatya’nın en önemli eğlence mekanlarından biri olan Hürriyet Parkı’ndaki Aile Gazinosunu yöneten Zaza Cemil ile gerçekleştirdiğimiz röportajı beğenilerinize sunuyoruz.

-Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
“Palulular, Malatya’ya 1938 yılında gelmişler. Çalışmak için Adıyaman’a, Siverek’e gidiyorlarmış, Adıyaman’a gidecekleri zaman bir gece Kömürhan’da kalıyorlar. Ondan sonra sabah olunca kalkıp Adıyaman’a gidiyorlar. Kömürhan’da kalırken burada bir ışık görüyorlar. Malatya tam faaliyette değil. Gidip bakalım bu ışıkta ne var diyorlar. Geliyorlar burada 2-3 gün kalıyorlar. Hamallık yapmaya başlıyorlar ve buraya yerleşiyorlar. Artık Siverek ve Adıyaman’a gitmiyorlar. Ben 1940 yılında köyde doğdum. Doğum yerim Palu. Babam çerçiydi. Yazın Palu’ya gidiyorduk, kışın buraya geliyorduk. 1940 yılında babam ve amcam Çanakkale’ye gidiyor. Babam 6 ay kalıp geliyor. Babam Akpınar’da çay ocağı işletiyordu. O dönem askere gitmek istemeyenler vardı. Benim rahmetli bir dayım vardı; nüfusta kızları 2 yaş büyük, erkekleri de 2 yaş küçük yazdırırlardı. Askere 2 yıl geç gitmek için bu şekilde yazdırıyorlardı. Kızlarında evlenmelerin yaş sorun olmasın diye nüfuslukta 2 yaş büyük yazdırıyorlardı. Palu’ya bağlı en az 30 köy var. Hepsi de benim Nüfus müdürü dayım ile çok samimi olduğundan hepsi aynı şeyi uygulamış. Ben Malatya’nın Halfettin Mahallesi’nde büyüdüm. 5 kız, 3 erkek olmak üzere 8 kardeştik. Zamanla o ev küçük gelmeye başlayınca Çingenlik Mahallesi’ne taşındık. Sancaktar Mezarlığının yanında Çingeneler çadır açıyorlardı. O nedenle oraya Çingenlik Mahallesi deniliyordu. Sonra Sancaktar Mahallesi oldu. Bir süre de orada yaşadık. Daha sonra rahmetli Turgut Özal’ın annesinin evi vardı orada oturduk. O dönemde fakirlik vardı.

“ORADA SEVİLDİK, TUTULDUK”
-Askerlik yıllarınız ve o dönemde unutamadığımız hatıralarınız var mı?
Çalışma hayatına hamallıktan başladım ondan sonra kahvecilik yaptım. Çay ocağı işlettim. Akpınar’da bir Duran Usta vardı, Sütçü Duran, Arapgirli ben onun yanında çalışıyordum. Gün oldu devran döndü yaşım biraz ilerleyince salatacı dükkanı açtım. Biz Malatya’ya geldiğimiz zaman İnönü’nün Heykeli inşaattaydı. Heykelin önünde biri gidiş biri de geliş olmak üzere 2 yaya yolu vardı. Daha sonra evlendim, çocuklarım oldu. 1962 yılında askere gittim. Çocukken arkadaşlarla ‘Seni Keşan’a Vali yapacağım’ şeklinde şakalaşırdık tesadüfen askerliğim Keşan’a çıktı. 18 ay Keşan’da 6 ayda İzmir Bornova’da askerlik yaptım. Orada taraftar tutuyorlardı. Antep, Malatya, Elazığ, Erzurum, Muş bunların hepsi 11 grup bizdik. Bir de İzmirliler ile Adanalılar vardı. Yüzbaşı ile oranın albayı Han ağasıydı. Ben kendisini ziyaret ettim o da beni ziyaret etti. Orada sevildik, tutulduk. O dönemde fakirlik vardı. Erler kantinden borca bal almışlar. Yüzbaşı bizi içtima etti. ‘Bu nedir, her şeyi borca almışsınız, ben nereden para getireceğim, kantine mal nasıl getireceğim? Dedi. Ben de orada komutanım ben de bin 600 lira var, eğer müsaade ederseniz ben arkadaşların borcunu ödeyeyim ne zaman maaş alırlarsa o zaman bana verirler’ dedim. Komutan olur mu, nasıl bir er bir bölüğün borcunu verir dedi. Orada 2 tane sevdiğimiz arkadaş vardı, Urfalı biri yedek biri de üsteğmendi. Komutanım Cemil doğru söylüyor ama herkes kendi hemşerilisinin borcunu ödesin dediler. Orada ben 11 memleketim adamını kendi tarafıma aldım. Onlarda kendi adamlarını aldı. Bir gariban ortada kaldı. Bursalıydı bunun borcunun kim verecek dediler onu da ben kendi tarafıma aldım. O dönemde Keşan’da su yok, karı eritip su olarak kullanıyorduk. Ben Onbaşıydım, yemek dağıtıyorduk. Onlar istiyordu ki yemeği Cemil dağıtsın, yemeğin yağlı tarafından versin. Yemeği karşı taraf dağıttığında bize yağı kalmıyordu. 1964 yılında askerden döndüm. Orada çok hemşerimiz vardı. Yol parası bulamayanlara yol parası verdik. Hemşeriler olarak askerde ve gurbette her zaman dayanışma içerisindeydik.


-Askerliğiniz bittikten sonra hangi işlerle uğraştınız?
Benim işçi bulma kurumu müdürleri ile aram iyiydi. Almanya’ya çok işçi gönderdim. Bir müdür vardı, o müdürün arkasına iki adam koymuşlar, müdürü dövüp, vatandaşlarla kavga etti deyip tayinini çıkartacaklardı. Bana haber geldi. Evine gittim. Eşi ağladı. Kocası ‘Beni takip ediyorlar’ dedi. Müdüre şöyle dedim; ‘Bugün geleceksin, oturacaksın, kulüp’e (oyun salonu) gittiğimiz zaman kulübün önüne kadar ben seni götüreceğim. 12’de de alacağım’. Orada 12’de aldım arkadan 2 kişi takip ediyor. Onların başkanları var, Malatya’da rüşvet ile tanınmış bir adamdı, müdürü takip etmeyin demiş. Niye diye sorduklarında ‘O Palulu Cemil’in adamıymış sakın bir daha onu takip etmeyin’ demiş. Ondan sonra takip etmediler. Müdür de beni yemeğe çağırdı, evine gittim, eşi çok dua etti. Müdürün, genel müdürlükte tanıdıkları vardı 6 ay sonra tayinini yaptı, Manisa’ya gitti. Beni de davet etti. Ben de gittim orada misafiri oldum.

İMTİHANI KAZANDIM, ALMANYA’YA GİTTİM
-Bir dönem çalışmak için Almanya’ya gittiniz, Almanya serüveniniz hakkında bilgi verir misiniz?
Ben çocukken Hürriyet Parkı’nı çok seviyordum, rahmetli Hanifi Ezen (Çakkal Hanifi) çalıştırıyordu. Gün oldu devran döndü başıma bir felaket geldi. Birini bıçakladım. Cezaevine düştüm. Dostumuz hakim Halil Gök vardı. O beni tahliye etti, bana da nasihatte bulundu. ‘Bir daha böyle işlere karışma’ dedi. Ondan sonra işçi bulma kurumuna gittim, eski müdür gidince yerine Mersin’den başka bir müdür geldi. ‘Ben Almanya’ya gitmek istiyorum’ dedim. O zaman meslek sahibi olanlar Almanya’ya gidiyordu. Beni iplikçi olarak yazdılar ve fabrikaya gönderdiler. Ben de Elazığ’a gittim Elazığ’da bir Malatyaspor başkanımız vardı. Nihat Arslankara’nın fabrikası vardı, oraya gittim. (Nihat Arslankara, çok zengin bir iş adamı iken Malatyaspor yüzünden iflas etti. Son yıllarında yoksulluk içerisinde vefat etti. Ankara’da kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü duydum) Sınava girmek için İstanbul’a gittim. Müdür bana orada bir şefin adresini verdi. O dönemde balık sepetleri vardı. Ben de o balık sepetine hediye doldurdum götürdüm. İmtihana girdik bana kıyafetlere kopça takma çalışması yaptırdılar. Ben bilmiyordum. Almanya’dan hem müdür hem sekreter gelmiş. Bizi imtihan eden bir arkadaş var o da Türk. Ben imtihanı kazanamadım, şefin yanına gittim. Şef ‘imtihanı kaybettin mi?’ dedi. Ben de ‘Evet kaybettim’ dedim. ‘Bekle seni tekrar çağıracaklar’ dedi. Bekledim, imtihan bittikten sonra beni tekrar çağırdılar. Orada süre tutarak tavla düzelttirdiler. O imtihanı kazandım, Almanya’ya gittim. Almanya’da kimsenin işine gücüne karışmadım. Çocuklarım vardı, çocuklarımdan ayrı kaldım, o dönem. Almanya’ya gittiğim için pişman oldum. Ama kontrat vardı, bir yılı doldurmam gerekiyordu. İlk gittiğim gece beni bir odaya verdiler. Ben 5 vakit namaz kılıyordum. Beni verdikleri oda da her tarafta cinsel içerikli afiş vardı. O afişlerin hepsini yırttım. Bir de çocuk resmi vardı. Onu yırtmadım. Ondan sonra beni müdüre şikayet etmişler bana ayrı bir oda verdiler. Orada zamanımın çoğu üzüntü ile geçti. 1973 yılının 10’uncu ayında Almanya’ya gitmiştim. Oradayken annem rahmetli oldu, yılbaşında mazeret izni alıp geldim. Birinci ayda Almanya’ya döndüm. Sonra ikinci eşim ile tanıştım. ‘Buradan gidelim’ dedim, o da ‘Nasıl gidelim hem sen işçisin hem ben işçiyim’ dedi. 1975 yılının 2’nci ayında Malatya’ya geldik. O dönemde yine Hürriyet Parkı’na gidiyordum. Orayı işleten Hanifi ağabey öldürülünce parkın ihalesi oldu. Ben de ihaleye girdim. 1976 yılında ihale ile parkı aldım.

-Gençliğinizde Malatya’da kabadayı olarak bilinen kimler vardı?
Malatya’da kabadayı olarak Hanifi’nin dışında, Saka Şükrü’nün çocukları vardı. Hüseyin büyükleriydi, Necati onun küçüğüydü, Şahin’de en küçükleriydi. Kürt Mamo, Kör İzzet, Pehlivan Bayram vardı. Bence Malatya’mızın en saygın kimseye zarar vermeyen kabadayısı Pütürgeli Cihan Tuncer’di. Kabadayı rüşvet ve haraç almaz. Kabadayı ve Külhanbeyi kavramları farklı anlamlar taşır. İstanbul’da Pütürgeli hamal Hüso vardı, Battal Dayı vardı, Keko Dayı vardı.

-İbrahim Tatlıses, Malatya’ya nasıl geldi?
Ben 1974 yılına kadar Palulu Cemil olarak biliniyordum 1974 yılında sonra artık Zaza Cemil olarak anılmaya başladım. Bir gün parka biri geldi, beni garson zannetti ve Zaza Cemil’i sordu. ‘Ne yapacaksın’ dedim. ‘Bir işim var’ dedi. Daha sonra onu müdüriyete aldım, ‘İbrahim Tatlıses diye bir sanatçı var onu buraya çıkaralım’ dedi. ‘Yanında avrat (kadın ses sanatçısı) var mı?’ dedim. O da ‘Veysiye Şirin diye biri var’ dedi. ‘Peki, İbrahim’e ne vereceğim?’ dedim, ‘Bin lira İbrahim’e vereceksin, 750 lira da kadına vereceksin’ dedi. Kabul etmedim. ‘750 İbrahim’e, 500’de Veysiye Şirin’e veririm’ dedim. Bir gün Urfa’da Seyfettin Sucu var, oraya gidip onu getirteyim dedim. Seyfettin Sucu gelemem dedi. Orada dünya ahiretlik bacım olsun İbrahim’in hanımı ilk eşi Adile bacı tanıştım. Hacca gitti geldi, 200 tane kadın talebesi var. Onun yolu ayrı İbrahim’in yolu ayrı. O benimle ilgilendi. Ölmezsem bir gün ziyaretine gideceğim. Adile bacı benimle ilgilendi diye dönüşte İbrahim’in yevmiyesini bin lira yaptım, Vesiye Şirin’in yevmiyesini de 750 lira yaptım. İbrahim Tatlıses, ‘Ayağında Kundura’ türküsünü söylüyordu. O zaman Vali Konağı tarafından kimse gelmiyordu oralarda hep sosyete oturuyordu, sonra türküyü duyan herkes gelmeye başladı, bu türküyü kim söylüyor? diyorlardı. Vatandaş gelmeye başlayınca uzun bir müddet çalıştık. İbrahim Tatlıses’den sonra İzzet Altınmeşe, Hakkı Bulut gibi çeşitli sanatçılar geldi. Hakkı Bulut hala arar sorar. Dışarından gelenler olduğu gibi Malatya’dan da sanatçılar vardı. Sami Kasap vardı, Nusret Demir, Ufuk Erbaş, Cumali Duman, Hasan Uçar, Türkiye’de ilk çocuk Türk Halk Müziği Sanatçısı Malatyalı Abdullah Kalkan vardı. (2024 yılında yeni bir albüm çıkardı, İstanbul’da yaşıyor)

-İbrahim Tatlıses ile yollarınız nasıl ayrıldı?
İbrahim bir gün beni kenara çekti, ‘Senden bir ricam var. Senin Yalçın Bant ile aran çok iyi’ dedi, ben de Yalçın Bant’ın sahibine telefon açtım, ‘Bir sanatçı var onun bandını yapalım’ dedim. Gündüz oraya gönderiyordum akşamda programa geliyordu. Yalçın Bant 14 türkü yapıyor bunun 7’sini piyasa sürüyor. Her yerden sipariş geldi. O günden sonra nereye gittiysek her yerde ‘Ayağında Kundura’ türküsü çalıyor. O zaman Sami Kasap, İsmail Badıllı, Mahmut Coşkunses, Nurettin Dadaloğlu vardı. Daha sonra Ramazan ayına girdik İbrahim’e ‘Bizim Ramazan ayında işimiz olmaz’ dedim. Aile gelmez dedim. Orası ilk önce aile çay bahçesiydi, sonra aile gazinosu yaptım. Ramazan ayında 2 gün devam ettik, iş olmadı. Üçüncü gün bize çiğköfte yoğurdu, iftarımızı beraber açtık sonra kendisini yolcu ettim. Kışla Caddesi’nde Zafer Taksiyi çalıştıran İzzettin vardı. Onu çağırdım, ‘İbrahim nereye diyorsa götür, masrafını da ben vereceğim’ dedim. Sonra bir ara Gaziantep’te, Maraş’ta çalışmış ardından İstanbul’a gitmiş. İstanbul’da da meşhur oldu. Şimdi birbirimize saygımız ve sevgimiz sonsuz.


“YILMAZ GÜNEY’E BİR BAYRAM TEBRİKİ GÖNDERDİM”
-Yılmaz Güney ile nasıl tanıştınız?
Ben burada rahmetli Pütürgeli Şükrü’nün filmini çevirmek istiyordum. Dayısı vardı burada, cezaevindeydi. Onun hakkında bilgi aldım, nedense Pütürge dedikleri zaman benim aklıma Pütürgeli Şükrü geliyordu. İstanbul’a gittim o zaman ‘Belanın Yedi Türlüsü’ filmi çekiliyordu. Hasan Ceylan, Mehmet Ali Akpınar vardı film arasında sordum; ‘Ne kadar süre figüran olarak çalışıyorsunuz’ dedim ‘25 yıl’ dediler eve gittim düşündüm ‘25 yıl sürüneceğim ondan sonra aktör olacağım’ dedim. O zaman vazgeçtim. Sonra teklif geldi seni plana aldık dediler. Belanın Yedi Türlüsü, Umut filmlerinde oynadım. Yılmaz Güney’e bir bayram tebriki gönderdim. O zaman kahve işletiyordum ‘Sayın Yılmaz Güney eğer fırsat bulursan bizim fakirhaneye de teşrif et’ dedim. ‘En kısa zamanda misafirliğe geleceğim’ dedi. Geldi, oturduk, muhabbet ettik. Daha sonraki günlerde Yılmaz Güney ile kirve olduk.

-Siz Hürriyet Parkı’nı çalıştırırken Malatya’da faaliyet gösteren canlı müzik icra eden başka aile gazinosu var mıydı?
Kernek vardı, orayı Saka Şükrü’nün oğlu Hüseyin ağabey çalıştırıyordu. Orada bir kaza çıktı. Urfalı bir cezaevi müdürünü öldürdüler. Saka Şükrü’nün çocuklarından sonra Kernek’i, Bodo adında bir arkadaş çalıştırdı. Orada Pütürgeli Hüseyin vardı. O da ortaktı. Ayı besliyordu bizde çocukken gidip bakıyorduk. Oraya paytonlar geliyordu, bir havuz vardı, ördekler vardı.

-Malatyalılar sizi çok seviyor, bu sevginin kaynağı nedir?
Ben Malatyalıları seviyorum, Malatyalılar da beni seviyor. Kimseye eyvallah etmedim. Her sene fakir, yetim çocukları sünnet ediyordum. Ben ahdettim; benden şikayetçi olan varsa, gelsin ben onun elini öperim, alacağı varsa alacağını da veririm. Alnımız açık.

Zaza Cemil’in işletmeciliğini yaptığı Hürriyet Park Aile Çay Bahçesinde sahne alan sanatçılar;
İbrahim Tatlıses, İsmail Badıllı, Nurettin Dadaloğlu, İzzet Altınmeşe, Kenan Temiz, Hakkı Bulut, Mahmut Coşkunses, Ufuk Erbaş, Ali Gencebay, Seyfettin Sucu, Ömer Çapar, Kaya Pınarses, Kâhtalı Mıçe, Kâhtalı Hamit Hamido, Fahri Atılgan, Sami Kasap, Müslüm Çelik, Cumali Duman, Nusret Demir, Mehmet Sarmış, Hasan Uçar, Abdullah Kalkan, Teslim Budak, Hasan Durak, Hüseyin Gürocak, Emin Sevim, Güler Işık, Veysiye Şirin, Saniye Can, Urfalı Halil Kendirli, Ramazan Dağ, Ayhan Kazancıoğlu, Abuzer Ardıç, Abdullah Dere, Mehmet Ali Şimşek, Mahmut Akbulut, Cavit Karabey, Cemal Öztaş, Yüksel Arı, Zuhal Aksüt, Fahrettin Kaya, Yakup Fırat, Kadir Doğan, Serhat Avcı, Halil Öncel, Canan Sabah, Ali Adıgüzel, Dursun Şimşek, Mehmet Kamer, Oktay Yavuz, Abdullah Bakış, Hukusi Elpeze, Başar Gence, Erol Akan, Ali Almasulu, Faruk Saygılı, Sultan Koç, Fatma Kargın, Ekrem Koç, Cumali Gürsöz”.





