Malatya Valisi Sedar Yavuz, konteyner kentleri kalıcı bir yer gibi görmenin doğru olmadığını dile getirdi. Konut teslimlerinin sonuna geldiğinde konteyner kentleri boşaltacaklarını belirten Vali Yavuz, “Ama şu aşamada hiç kimseyi mağdur etmeyeceğiz. Belli bir konut arzına ulaştığımızda geçici iş yerlerinde olduğu gibi tabii ki konteyner kentleri tasfiye edeceğiz” dedi.
Malatya Valisi Seddar Yavuz, Duruş Medya'ya verdiği özel röportajda, kent için önemli konulara değinerek önemli açıklamalarda bulundu. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ilk bölümün ardından, merakla beklenen röportajın ikinci kısmında Vali Yavuz, gündemdeki konuları detaylı bir şekilde ele aldı. İşte röportajın ikinci bölümünün detayları:
-Konteynerler Malatya’da boşaltılmaya devam ediyor. Evi teslim edilmeyen vatandaş konteynerde kalmaya devam edecek mi, boşaltılan konteynerlere ne olacak?
“2,5 yıldır deprem sürecinde devletimiz hiç kimseyi mağdur etmemiştir. Elindeki tüm imkanları sahaya seferber etmiştir. Bunlar da tüm kamuoyunun malumu ve takdiridir. Biz elbette yapılaşmayı bitirdikçe, evleri teslim ettikçe anahtarlarını teslim ettiğimiz hemşehrilerimizi çıkartacağız. Zaten bu yapmamız gereken bir şey. Şimdi hak sahibi sayısı yani fiilen hak sahibi olup konteynerde kalan kişiler var, ekonomik sebeplerle kalanlar var. Dolayısıyla biz o ayrımı son derece dikkatli yapıyoruz. Boşaltmaları da öncelikle kira ödediğimiz yani özel şahıslara ait konteyner kentleri birincil olarak aldık. Çünkü biz mülk sahiplerine ciddi bir rakam ödüyoruz. Böyle 20 tane konteyner kenti boşalttık. Şimdi bin 400 konutun 15 gün içerisinde anahtarını teslim ettiğimiz aile vardı. Uzun süredir boşaltmada gecikiyorlardı. Tebligat yaptık. Dedik ‘lütfen boşaltın.’ İşte bugün 100'ün altına düştü. Bugün muhtemelen daha da aşağı düşecek. Ama şunu açıkça bir şekilde söyleyeyim. Biz konutları teslim ettiğimizde konteyner kentleri elbette kapatacağız. Yani konteyner kentler bir yaşam alanı değil. Kaldı ki kiralarla ilgili geçen İkizce'de bir araştırma yaptım. Şu anda artık İkizce'de 6 bin liraya kiralık daire var. Bizim normalleşmemiz lazım kısacası. Yani dolayısıyla konteyner kentleri kalıcı bir yer gibi görmek, böyle göstermek doğru değil. Bu şehrin uzun vadeli, huzuru içinde, güvenliği içinde hem de hemşehrilerimizin huzuru içinde doğru bir yöntem değil. Ama bir dönem hatırlarsanız kiralar yüksek, çok fazla konut kaybetmişiz. Kiralık yer bulamıyorsun, bulsanız çok yüksek. Ödenebilir değil bazı gruplar için. Bu konuda gerekli özellikle göreve başladıktan sonra da ekonomik yoksulluk içinde bulunan kira ödemede zorluk çekebilecek kardeşlerimize yardımcı olduk. Konut teslimlerimizin sonuna geldiğimizde ki bunu yapacağız, daha sonra konteyner kentleri boşaltacağız. Ama şu aşamada hiç kimseyi mağdur etmeyeceğiz, net söylüyorum bunu. Belli bir konut arzına ulaştığımızda da tabii ki konteyner kentleri tasfiye edeceğiz, geçici iş yerlerinde olduğu gibi.
-Konteynerler Malatya’dan taşınacak mı?
Biz konteynerlerin depolanabileceği alanları belirledik. Dolayısıyla Malatya özelinde söylemiyorum. Türkiye'nin her tarafı maalesef depreme maruz. Deprem olabilir. Yani afet olabilecek bir ülkeyiz biz. Bunların bir ekonomik değeri var. Dolayısıyla biz bunları konteyner kentleri boşalttıkça depolama alanlarımızı depolayacağız. İhtiyaç olması halinde inşallah hiçbir yerde ihtiyaç olmaz, ama şu anda bunları biz boşalttıkça alanlarımız var, güvenli alanlarımız da bunları istifleyeceğiz. Daha sonra ihtiyaç olması halinde inşallah olmaz, kullanacağız.

“ONLARIN BİZDEN BEKLENTİLERİ OLUYOR”
-Malatya’da, siz de görev sürenizde zaten fark etmişsinizdir, bazı sivil toplum kuruluşlarının başında çok uzun süre görev yapanlar var. Bu uzun süreli görevler genel olarak Malatyalıların çok tepkisini alıyor. Bu kentin toparlanma sürecinde bu STK temsilcilerinden, iş dünyasından, sanayicilerinden gereken desteği gördünüz mü?
Ben şu ana kadar hiçbir STK'yla herhangi bir sorun problem yaşamadım. Biz toplumun tüm kesimleri olduğu gibi STK'larla da iş dünyasıyla da hepsiyle koordine halindeyiz. İhtiyaçlarımız söz konusu olduğunda ki biz daha çok onları dinliyoruz ama bu süreç içerisinde bizi zora sokan, çalışmamızı engelleyici herhangi bir tavırla karşılaşmadım. Bunu samimi söyleyeyim. Ama STK'ların görev süresi benim değerlendirebileceğim bir husus değil. Kendi üyeleri var. Kendi muhatapları var. Bu konuda bir değerlendirme yapmak bize ne yakışır ne de doğru bir yaklaşım olur. Ama ben görev sürem içerisinde hepsiyle, gönül birlikleriyle çalışıyorum. Toplantılarımızda istişare ediyoruz. Kendilerinden bir beklentimiz olursa beklentilerimizi ifade ediyoruz. Onları özellikle bu bahsettiğimiz imar ve inşa faaliyetleri konusunu da anlatıyoruz. Çünkü imar ve inşa ettiğimiz özellikle iş yerlerini esnaflarımız, tüccarlarımız ve bu şehrin de belirli bir ekonomik seviyesinin üstünde olan insanlar hak sahibi çarşıda ve diğer iş yerlerinde. Dolayısıyla Malatya markasının parlatılması konusunda artık kendilerine de tavsiyelerimiz oluyor. Çünkü buraların artık ticarete başladığında müşteri bulabilmesi buraların reklamının yapılmasından da geçiyor. Kendilerine zaman zaman telkinlerimiz, tavsiyelerimiz elbette oluyor. Onların bizden beklentileri oluyor. Eğer Malatya'da bir yıl içerisinde bir değişiklik oldu deniyorsa bu değişikliğin temel sebebi sinerjidir. Hiçbir kişiyi, hiçbir kurumu dışarıda bırakmadan herkesle iş birliği içinde olmak, herkesin endişe etmeden buraya gelebildiği, sohbet edebildiği, belki istediğini alıp alamadığı tartışılır ama koşulsuz dinlediğim bir şehir benim. Dolayısıyla özellikle bu bahsettiğimiz buna yani milletvekillerimizi de dahil ederek söylüyorum milletvekillerimizi olsun ki büyük Belediye Başkanımızla iki icracı birim olarak birlikte çalışmamız zaten gerekiyor. Başka türlü zaten bu şehirde bir başarı elde etmek mümkün değil. Ama ben açıkçası hiçbir zorlukla karşılaşmadım. Yani bunun aksini söylersem doğrusu haksızlık etmiş olurum. Bu da bana yakışmaz.

-Yeni Malatyaspor’da maalesef kara tablo devam ediyor. Yeni Malatyaspor’la ilgili ne düşünüyorsunuz?
Mayınlı bir alan bu futbol ve spor alanı. Şimdi benim birinci konsantrasyonum şu anda yani geldiğim günden beri birinci konsantrasyonum şehrin imar inşası ve özellikle depremin yani afetin yan etkileri olan psikolojik hatta zaman zaman da psikiyatrik etkileri var. Mesela bir yapılmış araştırma var. Diyor ki: ‘İnsanları tembelleştirir. Yardım almaya alıştırır.’ Yani mesela Pakistan depreminden sonra yapılmış bir araştırma bu. Hatta bir hocamla görüşmüştüm ben buraya gelmeden önce benim özellikle bu özel nedenlerle engellilerle mücadele bir projem var biliyorsunuz. Ben dezavantajlı çocuklarla çalışıyorum. Dezavantajlı çocuklar, 18 yaşındaki dezavantajlı çocuklar. Bana şunu söyledi, dedi ki: Depremin ilk anında psikolojik ve diğer sorunlar pek ruhsal sorunlar ortaya çıkmaz. Ama 1,5-2 yıl sonra bunlar ortaya çıkar. Burayı da ihmal etmeyelim. dedi bana. Şimdi buraya geldikten sonra da benim yıllardan beri uyguladığım bu çocuklara yönelik biliyorsunuz, özel nedenlerle engellerle mücadele projesi başlattık. Şu anda 8 bin tane çocuğumuzla da özel ilgileniyoruz. Benim de beş çocuğum var. Hamiyim. 5 bin 600 hamimiz var. Dolayısıyla benim birinci konsantrasyonum şehrin imar inşası bir, kamu kurum ve kuruluşlarının rehabilitasyonu, binalarının yapılması, hizmet kalitesinin artırılması, vatandaş memnuniyetinin üst seviyeye çıkarılması, dezavantajlı sosyal grupların sorunlarının çözülmesi. Şimdi ben bu işlerin arası şimdi Yeni Malatyaspor, Malatyaspor girdiğimde, bakın bu sağlıklı bir sonuç elde etmenin zorluğunu biliyorum o yüzden de şehrin bizim bir normalleştirmeye, günlük yaşamın normal akmasını sağladıktan sonra oturup biraz daha talihi diyebileceğimiz sporseverler buna kızabilir ama benim ajandama göre önceliklerime göre daha tali bir konu bu. Şimdi örnek verecek olursam şöyle düşünelim bir kulübün diyelim ki tahtasının açılması için miktar söylemeyeyim ama ciddi bir miktar lazım. Eğitim kurumu yapmak varken eğitim kurumu yapmak varken bir iş adamından neden buraya şu kadar ver diyeyim? Ver dediğimde mesela o yönetime halk ne kadar güveniyor? Malatya kamuoyunun mesela böyle bir güveni var mı? Sonuç itibariyle biz para işlerinden çok anlamayız ve para işlerini bilmeyiz. Zaten devlet adamlarının da parayla çok ilişkisi olmamalı. Dolayısıyla biz birine bir şey verdiğimizde yarın orada bir eksiklik, aksızlık olsa bütün fatura il valisi olarak bana çıkar. Dolayısıyla bizim şu anda birinci önceliğimiz tekrar söylüyorum şehri her anlamda kalkındırmak daha sonra da görüşmedik değil yani bunları görüşmedik diye söylemiyorum ortak bir zemin bulabilir miyiz diye de konuştuk da, yani yapabilir miyiz diye Sami Başkanımızla konuştuk, aktörlerle konuştuk bir kısmıyla, bir kısmıyla istişarede de edildi ama şu anda valiliğimizin Yeni Malatyaspor, Malatyaspor, Yeşilyurtspor gibi böyle dikkatimizi dağıtacak yani asıl konsantre olmamız gereken yerden başka bir yere çevirecek zaman zaman da bizi polemiklerin içine çekebilecek alanların dışında duruyorum açıkçası. Sporseverlerin beni anlayışla karşılayacağına inanıyorum. 2020'ye kadar haftada 3 kez futbol oynayan, futbolu da seven birisi olarak söylüyorum. 2020'den bu yana oynamıyorum. Ama futbolu seven, futbol izlemeyi de seven, oynamayı da seven birisi olarak şu anda spor kulüpleri benim birincil gündemi oluşturduğumda Malatya'da ben rolümü oynamakta zorlanırım. Dolayısıyla birincil aktif rolümü oynayıp bunu yapmak istiyorum. Daha sonra şehrin önderleri, kanaat önderleri, iş dünyası bir araya gelir ve yeni bir yol haritası konusunda bizden bir yardım talep ederse elbette bunun içinde oluruz. Yani bu konuda geri durmayız. Ancak bunun içinde bir konsensus oluşması lazım ki biz böyle bir şeyin içerisinde olalım. Aksi takdirde polemiklerin, tarafların içinde bir içinde şu aşamada benim dediğim gibi asıl şu anda konsantre olduğum alandan çıkartır beni. Bunu söylediğim zaman insanlar Sayın Valimiz sporu sevmiyor mu, niye böyle düşünüyor diyebilirler. Ama benim haklı gerçekten sebeplerim var.

“BURALARA YENİ BAŞTAN ELEKTRİK HATLARI ÇEKİYORUZ”
-Köy konutlarının teslimiyle ilgili bir sıkıntı, teslim tarihlerinde bir aksama var mı?
Şu an 984 lokasyonda ben kırsal inşaat yapıyorum. Şimdi 984 lokasyonda inşaat yapınca hiçbir aksaklık çıkmıyor desek doğru olmaz. Yani ben size bir araç versem 984 lokasyonu bir ayda zor gezersiniz. Yani böylesine büyük bir operasyon, neredeyse 16 bin 500'e yakın konut yapıyoruz. Buralara yeni baştan elektrik hatları çekiyoruz, yeni baştan kanalizasyon, yeni baştan su, bunlar köy yerleşim içlerinde yapılan yerler değil çoğu zaten yerinde dönüşümde biliyorsunuz yapılıyor. Ama yerinde dönüşümün dışında 984 lokasyon belirlenmiş durumda. Biz yeni köy merkezleri belirliyoruz. Mesela örneğin Doğanşehir Polat, Türkiye'nin en büyük kırsal konut projesi bu. 600'e yakın konut var, öyle düşünün. Şimdi biz buraya yeni başta iş masası götürüyoruz. Yollarını görseniz kaldırımlar, kilitli parke taşlı yolları yok. Yani son derece modern köyler kuruyoruz, dolayısıyla hiç problem olmadığını söylemek mümkün değil. Diyelim ki bir müteahhit çok hızlı çalışırken öbürü yavaş çalışıyor. Tasfiye ettiklerimiz var, yani zamanında bizim istediğimiz süratle işi beceremeyince, yapamayınca tasfiye ettiklerimiz var. Ama şu var hedeften sapmış değiliz, kararlıyız. Çevre Şehir ve İklim Değişimi Bakanımız Sayın Murat Kurum her daim yanımızda. Süreci birlikte takip ediyoruz. Bir yüklenici işi yapamazsa feshettiyoruz. Yeni bir yükleniciyle yolumuza devam ediyoruz. Tasfiye ettiğimiz var ama burada firma ismini söylemem uygun olmaz. İkaz yaptığımız var, şu kadar sürede bitir diye. Tebligat gönderdiğimiz var. Ama şunu söyleyeyim, artık son noktaya gelmiş durumdayız. Binaların küçük işleri var, sonradan müracaat edenler var. Örneğin ilk etapta biz diyoruz ki konut ister misin bizden, cevap vermiyor, talepte bulunmuyor, sonra evler bir yükseliyor, ondan sonra 10 kişi tekrar geliyor diyor ki ‘ben de talepte bulunuyorum.’ Yeniden bir alan seçiliyor. Yani bu dinamik bir süreç. Ben konut istemiyorum diyenler var, merkezde almak isteyenler var, talepte bulunmayanlar var, bu tamamen dinamik bir süreç. Kişiler kendi tercihlerine göre biz diyoruz ki konut ister misiniz, ‘konut isterim’ dedikten sonra inşaat yapıyoruz. Yani oradaki şey de o.

-Kırsalda konut fazlalığı olur mu, o bölgede, o mahallede oturanlardan konut almak isteyenler olursa fazla olan konutlar verilir mi?
Biz talep bazlı çalıştığımız için kırsalda bir konut fazlalığı olmayacaktır. Çünkü biz talep bazlı çalışıyoruz. Birebir hak sahiplerine diyoruz ki, ‘biz A noktasında konut yapacağız arzu eder misiniz?’ Dolayısıyla hak sahiplerini yaptığımız hak sahibi sayısı kadar veya talep sayısı kadar daha doğrusu talep sayısı kadar yapıyoruz. Dolayısıyla orada bir fazla konut arzı olacağını düşünmüyorum. Ama merkezde olabilir. Şimdi rezerv alanların dışında biz biliyorsunuz kırsalda hak sahiplerine konut yapıyoruz. Burada da yani şayet olursa söylüyorum şu anda olup olmayacağı net değil. Bunlar Sosyal konut olarak değerlendirilebilir. Diyelim ki ihtiyaçtan fazla biz konutları yaptık. Kişi dedi ki ‘ben konut talep etmiyorum.’ O zaman ne yapacağız konutları, biz ekonomik yoksulluk içinde bulunan zaten hemşehrilerimize Sayın Cumhurbaşkanımızın biliyorsunuz projesi var sosyal konut projesi, elimizde böyle bir istenmeyen konut söz konusu olursa veya fazla konut söz konusu olursa bunları da yılbaşından sonraki süreçte yani bütün hak sahipleri bittikten sonra deprem zelzele bitirdikten sonra sosyal konut olarak değerlendirmek mümkün olabilir.
“ZATEN DEVLETİN BİR MEKANİZMASI VAR”
-Zamanında yapısını yapmayan müteahhitlerle sözleşmeyi fes ettik dediniz. Sizden önceki süreçte özellikle sorunlu ihalelilere ilgili nasıl bir yol izleyeceksiniz, neler söylemek istersiniz?
Bu bir afet. Afet de her şeyi evraka bağlamak mümkün olmayabiliyor. Yani bir afet yönetiyorsunuz. Ben de Maraş'a gittiğimde emniyetin bir yerinde hepimiz bir odada çalışıyoruz. Kime neyi yazdıracağız şimdi? Şimdi dolayısıyla afetin kendine has bir psikolojisi, bir yönetim var. Bizim burada dikkat ettiğimiz husus şu. Bir evrak olup olmadığından bağımsız eğer kişiler kendisi veya üçüncü şahıslara bir menfaat temin ettiğine dair beyan belge varsa bunlarla ilgili zaten devletin bir mekanizması var. Nedir bu mekanizma müfettiş mekanizması. İlgili bakanlıkların hangi bakanlığı ilgilendiriyor ise müfettişleri vali tarafından yazılır, gelir müfettişler, bakarlar. Eğer orada olması uygun olmayan, usule de uygun olmayan ya da benzeri bir şüphe varsa bize rapor gelir. Rapora göre de karar verilir. Şimdi öteden bu yana mülk idare amirliği mesleği devletin bir kör kuruşuna dahi sahip çıkan bir anlayışı temsil eder. Yani bizim temel prensibimiz, yetiştiriliş biçimimiz de budur. Biz kendi paramızı harcarken çok düşünmeyiz. Ama devletin bir kuruşunu harcarken bile 40 defa düşünürüz, yetiştirilme biçimimiz böyle. Kurumsal kültürü böyle. Ama dediğim gibi varsa bir aksaklık, eksiklik veriyorum, yarın çıkarsa yine veririm. Ama buradan da hareketle yani böyle sanki her taraf şeye batmış gibi bir görüntü çizmek de doğru değil. Yani onu açık bir şekilde söyleyeyim. Öyle bir durum söz konusu değil. Ama hızlı yapmak gerekiyor, hızlı yıkmak gerekiyor. Usuller önemli değil bizim açımızdan çok. Usul hatası böyle zamanlarda çok aramamak lazım. Usule takılırsanız zaten ne enkaz kaldırabilirsiniz ne insanlara bir bardak su verebilirsiniz, ne yemek verebilirsiniz. Bu olağanüstü şartların getirdiği konuları ayrı tutuyorum ama özelde eğer tekrar söylüyorum bu milletin tüy bitmemiş yetimin hakkını el uzatan kim varsa yargıya teslim ederim. Geldiğimiz günden bu yana da bütün anlayışımız hep aynıdır. Bütün arkadaşlarımı toplamışımdır, söylediğim şey şudur. Arkadaşlar, bu milletin emanetidir, herkes harcadığına iş yaparken kamu menfaatini koruyacak, kamu yararını koruyacak yaklaşımı sergileyecek. Aksi davranışta korumam. Benim genel prensibim bu. Özü itibariyle hesap müessesiniz bizde etkindir. Kim yanlış yaparsa bir gün hesaba çekilir. Çekiyoruz da zaten. Bu konuda Sayın Cumhuriyet Başsavcımızla zaten görüşüyoruz. Söylediğimiz şu biliyorsunuz bir eksiklik noksanlık iletilsin biz gereğini yapalım. Ama dedikoduyla kurumları, çalışanları yıpratmak da hiç kimseye bir fayda sağlamaz.

-Malatya’nın en çok neyini sevdiniz, Malatya mutfağıyla aranız nasıl?
Malatya'ya karşı öteden bu yana bir sempatim vardı. Bunun çok sebebi nedir diye düşündüm aslında. Herhalde üniversite yıllarında gerek üniversitede gerek yurtta tanıştığım Malatyalılar oldu herhalde. Yani Malatya'ya ben öteden beri bir muhabbet beslerim. Bana somut olarak derseniz ki bunun kaynağı neden, ben de çok bilmiyorum ama Malatya bana hep böyle birçok sempatik gelmiştir. Depremden bağımsız Malatya bana hep bir sempatik gelmiştir. 90'da geldiğimden olabilir. 90'da ben burayı bir gezmiştim çünkü. 2016'da geldim. Yani daha önce ben Malatya'ya girişlerim var benim. Yemek konusuna gelince gastronomi konusunda oldukça güçlü bir şehir burası. Derseniz ki kaç defa dışarıda yemek dedin, herhâlde 10’u bulur mu, emin değilim. Dışarı çıkma imkânını çok bulamadım. Çocuklarımla da çok bulamadım. Ama mesela kâğıt kebabı bana hitap ediyor, onu söyleyebilirim. Kiraz yaprağı sarmasını seviyorum. Malatya'da engin bir kültür, tarihi bir birikimi olduğunu, kadim bir şehir olduğunu burada görüyorum. Bu kadim şehir niteliğinin korunması için de aslında çaba sarf ediyorum. Yani gayretlerimin temelinde bu şehrin niteliğinin kaybolmaması için hızımızın da aslında bir sebebi bu. Hızı normalleştirmek. Hızı normalleştirsek o kadim Malatya kültürü burada yaşar. Her geç kalınan gün Malatya'daki bu kadim özelliğine zarar verir. O yüzden Malatya'da olmaktan, Malatya'nın mutfağında olmaktan mutluyum. Fırınlar tava yapıyormuş, ilk defa yedim, o da çok güzeldi. Yani biberleri falan közlemişler. İşte lahmacun vardı. İnanın ne kendime ne aileme ayırabildiğim özel bir alanım olmadı yani burada. O yüzden bana deseniz ki, kaç defa şuraya gittiniz, yemek yediniz, yani misafir hariç belki ailemle iki defa ancak yemek yemişimdir dışarıda, vakit olmadı. Biz gerçekten aşk ile çalışıyoruz. Bu meslekler atanmışlıkla yapılacak meslekler değil. Adanmışlıkla yapılır bu. Bizler çünkü engin bir vatan sevgisi, millet sevgisi, devlete sadakat ve bağlılıkla yetişiyoruz. Dolayısıyla insanlar orada daha henüz evlerine yerleşmemişken bizim şimdi dinlenemedik demekten utanırım. Yani hakikaten utanırım. Bunu açık bir şekilde söyleyeyim. Yani dinlenemiyorum lafından huzursuz olurum. Dolayısıyla işimize konsantre olduğumuzda, her bitirdiğimiz işte dinleniyoruz. Yani sokağa çıktığımızda Allah sizden razı olsun Sayın Valim ‘İyi ki geldiniz’ denildiğinde bütün yorgunluğum gidiyor. Yani sadece polemiklerden hoşlanmıyorum. Polemikler belki yoruyor bizi zaman zaman hoşumuza gitmeyen şeyler oluyor. Ama onun dışında şunu söyleyeyim. ‘Yoruldum’ dersem zaten bırakırım. Yani bu meslek yorulmaya müsait bir meslek değil. Yorulmayacaksınız. Yani bir vali ‘yoruldum’ diyemez. Yani böyle bir zihne emir gönderemez. İnsan beynine hükmedebilir mi, sorusunun cevabı bende evet. Eğer beyninize bugün de çok yoruldum derseniz akşam çok yorgun hissedersiniz. O yüzden ben beynime mümkün olduğu kadar yorgunluk mesajı göndermiyorum. Beyin çünkü bir mesajı alır ve bunu vücuda gönderir. Bu bir insanın hayatını, ömrünü milletine vakfetmesi gibi bir şey bu. Bunu insanların çok anlaması zor. Söylediğimde de samimiyetsiz bulabilirler. Bu çünkü bir hayat biçimi. Yani düşünün 36 sene siz bütün hayatınızı bunun üzerine kuruyorsunuz. Bir başkasının bunu anlamasını çok beklemiyorum. Çünkü farklı bir iş yapıyoruz. Ama bizim genel olarak söylediğim gibi milletimize hizmet etmekten onur ve şeref duyuyoruz. Bu aziz milletin hizmetinde olmak bizim için şereflerin en büyüğü. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bir ilde temsil edebilmek, ay yıldızlı ve al bayrağı temsil edebilmek kadar onur ve şeref insana bahşeden başka kaç tane yer vardır bilmiyorum. Özel bir motivasyondur bu. Ama en önemlisi dediğim gibi insanların yüzündeki tebessümün sebebi olabilir diyorsak, ne mutlu bize. ‘İyi ki devletimiz var, iyi ki valimiz var’ dedirtebiliyorsak biz o yüzden buradayız. O yüzden bu dedirmedikçe bizim yorulmamız yani hele hele depremzede bir insana ben yoruldum demek yani bizim hicap edeceğimiz bir şey. Öyle bir yorgunluğumuz yok çok şükür.
“MORALİNİZİ YÜKSEK TUTUN”
-Son olarak Malatyalılara neler tavsiye edersiniz?
Sevgili Malatyalı kardeşlerim, büyük bir acı yaşadınız. Büyük kayıplar oldu. Anılarınızdan bir kısmınızı kaybettiniz. Eski Malatya'yı özlüyorsunuz. Bu gayet doğal. Ama bu nihayetinde bir doğal afet. Şimdi önemli olan düşmek değil. Düştüğümüz yerden tekrar ayağa kalkmak, yaralarımızı sarmak, hep beraber ellerimizi, gönüllerimizi birleştirmek ve şehrimizi yeniden doğunun cazibe merkezi Malatya yapmak. Bununla ilgili olarak da Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bakanlarımız, milletvekillerimiz, valiliğimiz, büyükşehir belediyemiz, tüm kamu kurumu ve kuruluşları tam bir seferberlik anlayışı içinde sahada çalışıyor. Artık ışık göründü. İşin sonuna geldik. Moralinizi yüksek tutun. Devletimize güvenmeye devam edin. Bu devlet bugüne kadar hiç kimseyi yalnız bırakmadığı gibi bundan sonra da asla bırakmayacaktır. O nedenle umudumuzu her daim zinde tutalım ve birbirimizi sevelim. Son cümle Malatya markasına hepimiz artık sımsıkı sarılalım. Başka Malatya yok. Çünkü işleri bitiriyoruz. Konutları teslim ediyoruz. İş yerlerimizi bitiriyoruz. Bundan sonra Malatya'yı ticari olarak da istihdam olarak da ayağa kaldırma zamanı. O nedenle umutlarımızı her daim diri tutalım ve Malatya'mızı her yerde güzel anlatalım. Böylelikle de hem Malatya içinden hem de dışından özellikle komşu illerden çok sayıda hemşerimiz komşu illerdeki kardeşlerimiz de buraya gelsin, burayı ziyaret etsin, ticaret yapsın, konaklasın ve Malatya ekonomisi de bundan nasiplensin.”