Duruş Medya’nın sorularını yanıtlayan Malatya Valisi Seddar Yavuz, sabırla ve kararlılıkla Malatyalıların layık olduğu modern bir şehri inşa ettiklerini ifade etti. Yavuz, “Her geçen gün hemşehrilerimizin umudu gerçeğe dönüşüyor. Hayalleri gerçekleşiyor. Dolayısıyla daha mutlu, memnun bir Malatya görüyorum” dedi.
Malatya’da göreve başladığı günden bu yana şehrin yeniden inşa ve ihya sürecine öncülük eden Malatya Valisi Seddar Yavuz, kısa sürede halkın takdirini kazandı. Malatya’nın eskisinden daha güçlü yeniden ayağa kalkmasını amaçlayan Vali Yavuz, Valilik kapısını Duruş Medya’ya açarak Malatya’da yürütülen çalışmaların son durumunu ve şehrin gelecekteki hedeflerini anlattı. Birçok konuda önemli mesajlar veren Vali Yavuz, Malatya’nın geleceğine dair umut verici açıklamalarda bulundu. İki bölüm halinde yayınlayacağımız röportajın ilk bölümü şöyle:
-9 Temmuz 2024 Cumhurbaşkanlığı Atama Kararnamesi ile Malatya’ya geldiniz. Malatya’ya atandığınızda nasıl bir duygu içerisindeydiniz, ilk olarak neler hissettiniz?
“Bizler özel yetiştirilmiş, eğitilmiş, devletin yetiştirmek için ciddi fedakarlıkta bulunduğu bir meslek grubuyuz. O yüzden ne zaman, nerede bize ihtiyaç olursa O bölgeye gidip çalışmak bizim temel prensibimiz ve kabulümüzdür. O nedenle ilk öğrendiğim andan itibaren dua kapısının açıldığını düşündüm. Çünkü meslekte uzun yıllar hem kaymakamlık hem valilik yapmış birisi olarak böyle bir tayin olunca bir ihtiyaç hasıl olduğu kanaati oluştu bende. Daha önce 99 depreminde çalışmış, 6 Şubat depreminde de ilk günden itibaren Kahramanmaraş'ta çalışmış birisi olarak süratli bir şekilde buraya en kısa zamanda gelmenin heyecanını yaşadık. Milletimizin bize ihtiyacı olan her yer nereyse, nereye uygunsa bizim koşa koşa gitmek temel prensibimiz. Dolayısıyla da ailemizle birlikte zaten en kısa süre içerisinde hazırlıklarımızı yaptık. Buradan bilgileri aldık. Gelmeden önce analizlerimizi yaptık. O süre içerisinde ve İçişleri Bakanlığımızda 15 Temmuz törenlerinin yapıldıktan sonra ayrılması talimatını verdiği için de Kocaeli'de 15 Temmuz programını gerçekleştirdik. Şehirden de ayrıldık. Zaten bir gün aradan sonra da 17 Temmuz akşamı Malatya'ya geldik. Dolayısıyla mutluyuz. Büyük bir felaketten sonra bir şehrin yeniden imar ve inşası umutları, anıları zarar görmüş bir şehirde çalışma fırsatı herkese de açıkçası nasip olmaz diye de bakıyorum. Bu konuda çok kaderciyim. Yani hayatımda da öyledir. Ben çok farklı yerlerde çalıştım Türkiye'de. Türkiye'nin bütün coğrafi bölgelerinde bugüne kadar hizmet ettim. Burası benim 5. il valiliğim. Dolayısıyla Malatya'nın da depremden çok ciddi bir zarar gördüğünü bilen birisi olarak böyle bir tayin yapılıyorsa elbette devletin mutlaka bir planı, programı vardır diye düşünerek geldik ve benim için de dua kapısı açılan bir fırsat penceresi diye bakıyorum. Yeni bir hizmet yolculuğu, yeni bir heyecan, açıkçası öyle bakıyorum. Ailemizle birlikte de zaten çok kısa süre içerisinde hem çocuklarımı hem eşimi şehre getirerek burada herhangi bir kardeşimiz gibi yaşamaya başladık. O yüzden mutluyuz, memnunuz.

“GELDİĞİMDE EN BÜYÜK SORUN ŞEHRİN MERKEZİYDİ”
-Buradaki göreviniz boyunca yaklaşık 15 ay geçti. Malatya’ya geldiniz, gördünüz. Sahayı çok gezen bir valisiniz. O kaotik günleri bugünle kıyasladığınızda neler söylersiniz?
Benim gözümden bunu değerlendirmek kolay ama önemli olan tabii Malatyalı hemşehrilerimizin de mutlaka bir değerlendirmesi vardır diye düşünüyorum. Şimdi Malatya'nın benim geldiğimdeki en büyük sorunu şehrin merkeziydi. Şehrin merkezinde yol alınamamış olması, özellikle rezerv alan çalışmalarındaki tıkanıklık, tahliye yıkım ve inşaatların başlama sürecindeki duraksamalar, şehirde ister istemez bir moral bozukluğu olduğuna herhalde hemşerilerimiz de sizler de katılırsınız. Dolayısıyla bizim şehre dair konsantrasyonumuzun en önemli tarafı zaten neredeyse yıktırmam, yaptırmam çoğunlukla sloganlarının ifade edildiği biliyorsunuz Kışla yani Saray Mahallesi'ydi. Zaten buraya gelirken de brifing aldığımda Kışla ve Saray'ı aslında tahliye ve yıkmak üzere zaten zihnimde oluşturdum da geldim. O yüzden de bir ilk 15 günde dikkat ederseniz de orayı tahliye ettik. Yani 15 gün sürmedi. Şimdi o günkü tabloyla bugünkü tabloyu kıyaslayacak olursak şöyle anlatayım. Yani 17- 18 Temmuz tarihi itibariyle şehir merkezi rezerv alanlarda ihale edilebilmiş bin 350 konut çarşı hariç söylüyorum. Bununda 350'sine başlanabilmişti. Saray Mahallesi, Kışla dediğimiz yer ihale edildiği halde tahliye edilememişti. Ama şu anda biz buraları tahliye ettiğimiz gibi 400 hektar alanda 3 ay gibi kısa süre içerisinde hepsinin tahliye, yıkım ve inşaatına başladık. Burada tabii Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Sayın Murat Kurum'un pratik hızlı ön açıcı çalışması, bize alanların tespitinde gösterdiği esneklik ve kolaylık, diğer taraftan da valiliğimizin koordinasyonunda büyükşehir ve tüm kamu kurumu ve kuruluşlarıyla aslında sisteme entegre olmamızla ilgili bir husus bu. Bugün itibariyle 68 rezerv alanda, 400 hektar alanda 40 bine yakın bağımsız bölümü inşa ediyoruz ve hatta anahtarları teslim ettik. Örnek verecek olursak Çavuşoğlu'nu geldikten sonra yıktık, anahtarları teslim ettik. Yakınca 5, 6, 7, 8 yıktık, tahliye ettik, anahtarlarını teslim ettik. Yıldıztepe'yi, Melekbaba'yı, Taştepe'yi, Yeşilevleri konuşabiliriz. Temmuz'la bugünü kıyasladığımızda özellikle şehrin merkezinde inanılmaz bir değişim ve dönüşümün yaşandığını zaten bunu hemşerilerimizin de bildiğini düşünüyorum. Her sokağa çıktığımda Malatyalı kardeşlerimizin sevgi göstermesini, gösterisini, teveccühünü her fırsatta görüyorum. Çünkü bu değişim ve dönüşüm gerçekten baş döndürücü bir değişim. Sıradan bir şeyden bahsetmiyoruz. Yani bir buçuk yıldan sonraki bu kent yerinde dönüşüm, kentsel dönüşüm dediğimiz alanlar aslında bir şehrin bir konuya konsantre olduğunda bunu nasıl başarabildiğinin hikayesi bu. Bu net bir başarı hikayesi. Bu sadece başında ben olduğum için belki insanlar bana teveccüh gösteriyor ama total itibariyle burada birçok insanın emeği var. Örneğin biz hiçbir insanı evini tahliye ederken sokağa tahliye etmedik. Bunlara mutlaka yer gösterdik. Eşyalarını depolayabilecekleri depolarına kadar büyükşehir ve ilçe belediyeleri koordineli çalıştık. Eşyası olmayan ya da başka sıkıntı yaşayanlara yardımcı olduk. Tahliye sürecinde de bahsettiğim gibi ekonomik destekleri de sağlayarak bir taraftan gönülleri de aslında inşa ederek dikkat ederseniz tahliye ve yıkımlarda nahoş hiçbir olay intikal etmedi sizlere. Bu aslında sürecin nasıl ilmek ilmek detay çalışıldığını insanı önceleyen bir yaklaşımın da ortaya konduğunu gösteren bir husus. Örnek verecek olursak Yıldıztepe'de çok daha büyük problemlerle tahliye ederken karşılaşabilirdik. Melekbaba'da karşılaşabilirdik. Taştepe'de karşılaşabilirdik. Büyük alanlar olduğu için söylüyorum bunları. Ama siz de takdir edersiniz ki herhangi bir olumsuzluk yaşanmadan tahliye ettik. Dolayısıyla 18 Temmuz'la bugünü kıyasladığımda gece ile gündüz kadar fark olan artık herkesin ne zaman evimi, iş yerimi teslim alıyorum diye heyecanlandığı bir dönemdeyiz. Dolayısıyla işin sonuna geliyoruz. Bunda da emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

“ZAMAN ZAMAN BU DİRENÇLER OLABİLİR”
-Malatya’ya atandıktan sonra 22 Temmuz 2024’te şöyle bir ifade kullanmıştınız. ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti ya da devletlerin en önemli özelliği bir tarafta şefkati, diğer tarafta kılıcıdır. Devletin sadece şefkatten ibaret olmadığını gerektiğinde devletin aynı zamanda kudret ifade ettiğini buradan belirtmek istiyorum’ dediniz. Kamu yöneticileri genelde devletin şefkatli elini, yüzünü göstermeye çalışır ama sizi Malatya’da bu sözleri karşılaştığınız bir durum için mi ifade ettiniz?
Şimdi sosyal medyada, başka mecralarda Malatya'nın sahipsiz olduğuna dair çok sayıda yayın, beyan, söz duyuyorduk o günlerde hatırlarsanız. Şimdi buna ilişkin benim herkesin aklında kaldığını düşündüğüm sözlerim oldu bir tanesi kaynağımız var, projemiz var, yapacak irade ve gücümüz var. Öyleyse hep beraber Malatya'yı ayağa kaldıralım demiştim. Şimdi 400 hektar alanı sadece şefkat göstererek boşaltabilmek, yıkabilmek mümkün değil. Mümkün olabilseydi zaten bu sürede olabilirdi. Dolayısıyla devletler özü itibariyle sadece şefkat üzerine kurgulanmaz. Devlet kanunlara uyan, kendi hakkına razı, başkasının hakkını gasp etmeyen, herkese şefkat gösterir. Ama kanunlara uymayan Kendi hakkına razı olmayan, başkasının hakkını gasp edenlere de kudretini kullanır. O yüzden biz dedik ki bu şehir yönetilirken, böyle bir afeti yönetirken, olağanüstü bir durumu yönetirken devletin iki özelliği vardır, bir tanesi şefkati, bir tanesi kudreti. Zaten iyi yöneticiliğin, kamu yöneticiliğinin en önemli vasfı da şefkat ve kudret dengesini bağlamanın en güzel şekilde sahaya yansıtmasıyla ölçülür, nitelikli yöneticiler için söylüyorum. Dolayısıyla bazen radikal karar almanız gerekir ve bunu uygulamanız gerekir. Doğrusu çünkü böyle bir karar uygulamaktır. Zaman zaman bu dirençler olabilir. Buna sokak direniyor diye eğer siz geri dönerseniz afet yönetemezsiniz. Dolayısıyla zaman zaman sizin kamuya yararı adına almanız gereken, vermeniz gereken kararlar ve uygulamalar söz konusu. Nitekim tam rezerv alanlar devam ederken bu cümleyi kurdum. Rezerv alanlarda bu direnci kırmak için. Hatırlarsanız o dönemde yine vatandaşlarımızı kışkırtan, yanlış yönlendiren birtakım konuşmalar oluyordu, malımıza çökülüyor diye. Yani dedim ki devlet kimsenin malına çökmez, hakkını, hukukunu korur. Ama biz rezerv alan değişim ve dönüşümünü Malatya'da gerçekleştiremezsek Malatya, bırakın 2 yılı, 3 yılı 20 yıl daha ayağa kalkamaz. Kalksa bile yeni bir gece kondu Malatya oluşturursunuz. Bizim hayalimizde bizim yaş grubuna değil çocuklarımıza ve torunlarımıza hitap edecek herkesin gözlerine inanacağı afete dirençli, modern Doğu'nun tekrar cazibe merkezi Malatya'yı yaratma hayalinden yola çıktık. Dolayısıyla bu hayali gerçekleştirebilmek bakımından da bu bahsettiğimiz hususu dile getirdik. Bu anlamda aslında rezerv alanda devletin kararlılığını ifade eden bir cümledir. Bu konuda biz kararlıyız. Modern, afet dirençli, geleceğin Malatya'sını inşa ediyoruz. Sözünün aslında yansımasıdır. Yoksa başka bir anlam ifadenin hususu değildir. Nitekim Kışla Caddesi'ni Saray Mahallesi’ni boşalttıktan sonra çorap söküğü gibi bütün alanlar çok daha kolay bir şekilde, sorunsuz bir şekilde sistem ilerledi ve biz bu ara dikkat ederseniz iletişime çok özel önem verdik. Basın mensuplarımıza toplantı yaptık. Ne yapmak istediğimizi anlattık. STK'larımızı topladı. Muhtarlarımızı bilgilendirdik. Ticaret ve Sanayi Odası meclis toplantısına katılarak bizzat bir brifing verdik. Bizi her ziyarete gelen insanlara da neden bunu yapmak zorunda olduğumuzu anlattık. Biz çünkü tekrar Doğu'nun başkenti, cazibe merkezi Malatya'yı inşa etmeye çalışıyoruz. Bunu da yapmasaydık şayet 5-6-10 bin miraslı bir alanda böyle büyük ölçekli projeleri Malatya'nın tek başına bitirebilme potansiyeli yoktu. Bir diğer taraftan babadan, dededen miras olarak kalmış ama bunu tekrar yapabilme kapasitesine sahip olmayan ekonomik durumu daha düşük olan insanların mal ve mülkleri de ekonomik durumu daha iyi olanlar tarafından satın alınması gibi bir sonuç da doğurabilirdi. O yüzden biz burada sosyal adaleti de önceleyen, herkesi yine bulunduğu yerde konumlandıracak şekilde ev ve iş yerine kavuşturma politikamızın aslında bir ürünü. Özü itibariyle valilerimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın şehirdeki temsilcisi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti valisi sıfatıyla bu şehrin geleceğini imar ve inşa etme konusunda bakanlıklarımızla özellikle Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımızla, büyükşehrimizle, milletvekillerimizle şehrimizin eşrafı ve esnafıyla hep beraber bir vizyon proje ortaya koyuyoruz. Yani bunun temel mantığı bu. Toplumu ikna edebilmek bakımından da doğrularını anlatabilmek bakımından da burada güçlü bir irade ortaya koymak gerekiyor. Tam da yaptığımız aslında bu.

“İHBAR ŞİKAYETLERİ İLGİLİ KURUM MÜDÜRLERİMİZE ANLIK OLARAK GÖNDERİYORUM”
-Sizin Malatya’ya atanmanızdan önce Malatya’nın sahipsiz olduğuna dair kamuoyunda yoğun söylenti ve sizden önceki sürece bir tepki vardı. Siz geldiniz ve sahaya hakim oldunuz. Halkın ‘Kurumlar layıkıyla görevini yerine getirmiyor, vali bey hepsinin eksiğini tamamlamaya çalışıyor’ gibi bir kanaat da hakim oldu. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Ben depremin ilk günü Kahramanmaraş'ta olduğum için şimdi gayet doğaldır ki bir afet meydana geldiğinde önce can hep konuşulur, mal konuşulmaz. Şimdi herhangi bir afet olduğunda ne konuşuruz biz önce? Can kaybı var mı diye sorarız. Mesela trafik kazası haberi geldiğinde ilk sorduğum şey can kaybı var mı olur. Şimdi Hatay'da binlerce kardeşimiz hayatını kaybetmiş, Kahramanmaraş'ta binlerce kardeşimiz hayatını kaybetmiş, Malatya, yıkıma oranla bakacak olursak hamd olsun ki gerek hayatını kaybeden kardeşimiz gerek de yaralanan kardeşimiz bakımından diğer şehirle kıyaslanmayacak ölçüde az. Bir bile fazla bu anlamda söylemiyorum ama Hatay'da hayatını kaybeden toplam 50 binin üzerinde kişi var, Malatya’da bin 264 kardeşimiz var. Bir bile fazla ama oransal olarak baktığımızda can kaybı olan şehirlere ilginin, dikkatinin daha fazla artması gayet doğal, bu yönüyle. Dolayısıyla ben geçmişle ilgili burada olmadığım için herhangi bir değerlendirme yapmamda nezaketsizlik olur. Ne olduğu, nasıl konuşulduğu onu bilmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim şimdi ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin valisi ve Cumhurbaşkanımızın buradaki temsilcisi olarak kanuni görevim de benim ilin genel idaresinden sorumluyum. Dolayısıyla 5442 sayılı yasa aynen böyle der, anayasamıza göre de illerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır der. Diğer bir anayasa maddesi de idare kuruluş ve görev yerleri bir bütündür, kanunla düzenlenirler. Dolayısıyla orkestranın başındaki de validir ister istemez. Bu şehirde hangi kurumun görev alanına girip girmediğinden bağımsız olarak şehirdeki kamu hizmetlerinin etkin, verimli ve süratli bir şekilde sunulabilmesi bizim görev tanımımız içindedir. Burada kurumlarımızın yeterince çalışmadığı gibi bir düşünce bence abartılı ve arkadaşlarımızın hakkını da gasp eden bir şey. Şimdi bütün kurumlarımızı 2,5 yıldır burada başka bir şehirle kıyasla örneğin Kocaeli'deki herhangi bir il müdürlüğü ile kıyasladığımızda, çalışma saatlerine, koşullarına baktığımızda insanüstü bir gayret var. Ama şunu kabul edelim ki bu şehirde 130 bin bağımsız bölümün yıkıldığını, ticaretin kalbi olan çarşımızın yıkıldığını, kırsalda 984 lokasyonda şu anda inşaat yaptığımızı totalde varsaydığımızda elbette kurum ve kuruluşlarımız zaman zaman her tarafa yetişemeyebilir. Diğer bir husus da benim genel kabulüm şudur, biz hizmetkarız. Hizmet ettiğimiz kitlenin bir şikâyeti varsa ya bu böyle değil demek benim prensibim değil. Önce araştırıyorum, eğer bu ihbar ya da şikayet doğruysa düzeltilmesini sağlıyorum. Yani depremde etkilenmiş kardeşlerimin psikolojisini yönetmek gibi görevim de var benim. Dolayısıyla sosyal medya üzerinden direkt cevap vermemin sebebi o. Yani ‘Muhatap bulamıyorum.’ kimse dememeli. Burada muhatap var. Bir de şunu söyleyeyim, kim ne düşünür, nasıl bir sistem kurar bilmiyorum, ama şunu söyleyebilirim, Valilik olarak biz hem Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Sami Er'le hem buradaki merkez ilçe belediye başkanlarıyla hem mülki idare amirleriyle ve hem tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla ki bunların çoğu bana direkt bağlı ve aslında il müdürlükleri hukuken benim danışmanlarım. Dolayısıyla il müdürlüklerinin de kendi görev alanlarının en iyi şekilde yerine getirilmesi noktasında hem toplantılar yaparak hem de sahada gördüğüm eksikleri hem de vatandaşlarımızdan gelen şikayetleri bizzat iyi takip ediyorum. Bunun için geldiğimizde basın müdürümüz İbrahim Bey'e söyledim. Benim medya takip sistemim var. Mis adı. Bunu geçmiş valiliklerimde yazılımı yaptırdım. İster WhatsApp üzerinden yani sosyal medya mecralarından nereden gelirse gelsin kayıt altına alınır, araştırılır, eğer yapılması gereken bir husus varsa da talimata döner, kısa süre içerisinde giderilir. Eğer talep yerine getirilemez, haksız ve iftira niteliği taşıyorsa da kişiye denir ki konu tarafımızdan şöyle şöyle incelenmiştir, konu doğru değildir, doğrusu şudur diye de bilgi verilir. Bunun başında da İbrahim Bey, benim basın müdürüm İbrahim Bey bulunuyor. Ben de kendimde bizzati vaktim oldukça etiketlenmiş tweetlere bakıyorum. Anlık birebir cevap verdiklerim de söz konusu oluyor, yetişemezsem arkadaşlarımız takip ediyor. Diğer taraftan da benim zaten resmi telefon hattımın neredeyse bu şehirde yani konteyner kentlerden tutun olmayan insan sayısı çok minimaldir. O yüzden oradan da gelen ihbar şikayetleri yine ilgili kurum müdürlerimize anlık olarak gönderiyorum. Bu aslında afetten zarar görmüş insanların güvende hissetmesini sağlayacak bir yaklaşım olarak ortaya koyuyorum. Buna gerçekten Malatya'nın şu anda ihtiyacı var. Belki 3 sene sonra buna ihtiyacı olmayacak. Ama olağanüstü bir süreç yönetiyoruz. Olağanüstü süreçte olağan yöntemler geçerli değildir.
-Sosyal medyayı çok etkin kullanıyorsunuz. Vatandaşlara bazen birebir cevap da veriyorsunuz, bazen tartışmalara giriyorsunuz. En olumsuz tartışma da olsa bir valinin vatandaşlarına cevap veriyor olmasını vatandaşlar mutlulukla karşılıyor. Sosyal medyada size nasıl dönüşleri oluyor, bununla ilgili bir anı yaşadınız mı?
Ben yıllardan beri bu medya takip sistemini etkin şekilde kullanıyorum. Çünkü dünya dijital çağa doğru gidiyor. Yani eski dönem artık devre dışı kalıyor. Biliyorsunuz sanayi devrimi vardı. Sanayi devrimi artık yerini şimdi dijital çağa bırakıyor. Yani bilgi toplumu, dijital devrim bu. Şimdi dijital devrimde siz eğer süratle insanların size ulaşmasını sağlamazsanız o zaman talepleri de süratle cevaplayamama gibi bir sorunla karşılaşırsınız. Şimdi bizim anlayışımız şu, afet yaşanmış, bir. İkincisi vatandaş memnuniyeti bizim için birincil olan. Çünkü bir devletin en önemli özelliği vatandaşın muhatap bulabilmesi, sorunlarına kısa sürede olumlu ya da olumsuz dönülmesi. Çünkü her konuyu çözmeniz mümkün değil. Her talepte yerine getirilemez. Hukuki engeller olabilir. Başka kısıtlar söz konusu olabilir. Buradaki temel bizim yaklaşımımız hesap verebilir, şeffaf açık bir devlet anlayışını ortaya koymak ve insanımıza dediğimiz şey şu: Evet, deprem oldu. Çok büyük acılar yaşadık. Evlerimizi, iş yerlerimizi kaybettik. Ama devletin olduğu yerde hiç kimse sahipsiz değildir. Dolayısıyla benim temsil ettiğim makam, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Valiliği güven kapısıdır. Burası eğer burası erişilemez, ulaşılamaz hale geldiğinde o zaman depremin yan etkileri daha da artar. O yüzden doğru iletişim insanlarla direkt dolaylı ya da kurumlar aracılığıyla iletişim bu bizim yürütmemiz gereken hizmetlerimiz kadar önemli. Yani vatandaşımıza iyi ki devletimiz var dedirtmek için biz buradayız, iyi ki valimiz var, iyi ki valimiz geldi. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne eğer güven duyarsa insanlar benim şahsımda bundan ben mutluluk duyarım. Ama benim uygulamalarım, benim davranışlarım meselesi insanlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne mesafe koyarsa bundan da üzüntü duyarım. O yüzden bir valinin temel görevi şehrinde yaşayan insanların devletine güven duymasını sağlamaktır. Bu da bahsettiğim iletişimde aslında tam da budur.

-Sürekli sahadanız ve vatandaşların birebir dertlerini de dinliyorsunuz. Malatyalılar size dertlerini, sorunlarını anlatıp, aktarıyor. Özellikle Malatyalılar en çok hangi sorunları size anlatıyor?
Tabii ki deprem etkileri vesilesiyle birinci gündemimiz aslında depremin etkileri. Depremin etkileri derken sadece yapılaşma anlamında değil. Örneğin hafriyat kamyonları, diğer taraftan şehrin tek bir aksı var, ciddi bir trafik yoğunluğu var, trafik gündeme geliyor. Ama birincil dersek imar ve inşa faaliyetleri. İkincisi imar ve inşa faaliyetlerinin olumlu ya da olumsuz etkileri. Çok mesela teşekkür dua aldığımız konularda olduğu gibi eleştirilen konular da oluyor. Nedir mesela bunlardan bir tanesi? Toz. Diyorum ki tozu ben de sizin gibi soluyorum, bu bir mazeret değil ama ne yap yaparsak yapalım, sıfırlayabileceğimiz bir şey değil. Tedbirlerle azaltabiliriz, azaltmaya çalışıyoruz. Hafriyat kamyonu da trafik sıkışıklığına neden oluyor biliyorsunuz. Tek bir aksımız var şimdi. Herkes İnönü'den gelmek zorunda. Kışla Caddesi'nden geçmek zorunda. Trafik sorunlarımız var. Depremden sonra da anladığım kadarıyla bireysel araç sayısında bir artış var. Örneğin Kocaeli'de 2 milyon 100 bin nüfus var, 420 bin araç vardı ben bıraktığımda. Malatya'da 750 bin nüfus var, 225 bin araç var. Yani Malatya'nın nüfusunu 1.5 milyon kabul etsek burada 450 bin araç oluyor. Yani nüfusa oranla Türkiye'de en fazla araç olan şehirlerden bir tanesi desem abartmış olmam. Dolayısıyla bir bireysel araç, ikincisi bireysel araç kullanımında da bir artış söz konusu. Onun dışında bariz olarak çünkü diğer hizmetler konusunda oldukça iyiyiz. Örneğin eğitim konusunda hatırı sayılır bir dersliği inşa ettik. Şimdi şöyle söyleyeyim. Yaklaşık 900 civarında derslik kaybettik. Biz bu dersliği yerine koyduk. Üzerine bir yüzde 15 ilave ettik. Yılsonuna kadar yüzde 25 ilave etmiş olacağız. Yani deprem öncesi mevcut dersliğimizin üzerine yüzde 25 ilave etmiş olacağız yılsonu itibariyle. Bu yılsonu itibariyle. Dolayısıyla eğitimde göstergelerimizi çok iyi hale getirdik. Sınavlarda da bu sene biliyorsunuz başarı yani hem liselere giriş sınavında hem üniversiteye giriş sınavlarında eski ivmeye yaklaşmaya başladık. Fiziki mekanları iyileştirdik. Konutlarını teslim ettiğimiz vatandaşlarımızı konteynerden çıkartıyoruz biliyorsunuz, anahtarını teslim ediyoruz, süre veriyoruz. Dolayısıyla konteyner kentler azaldıkça işyerini teslim ettikçe, konteyner iş yerleri azaldıkça şehrin temizliği başta olmak üzere diğer hususlarda daha iyi hale gelecek. Şimdi kaldırımlarda biliyorsunuz. Konteyner bizim şu anda iş yerlerimiz var. Dolayısıyla arzu ettiğimiz düzeni tertibi sağlamada sorunlarımız var. Yani bu tür zaman zaman şikayetler de gelmiyor değil. Ama bu şehrin gerçeği. Bunu da yönetmek durumundayız. Ama yoğunluklu olarak şunu söyleyecek olursam ben vatandaşlarımızdan özellikle hemşerilerimizden çok fazla memnuniyet alıyorum. Gittiğimde, gezdiğimde tabii ki şikayetler oluyor. Şikayetlere anlık müdahale ediyorum. Onları yapıyorum ama dediğim gibi çok az kaldı. Sabırla ama kararlılıkla işimizi en güzel şekilde yaparak Malatyalıların layık olduğu modern bir şehri inşa ediyoruz. Buna da artık herkes inanıyor. Şimdi diyor ki ne zaman teslim ediyorsunuz? Artık herkeste bir heyecan var. Olmuyor, olmayacak sözleri tarihe karıştı. Evime ne zaman oturuyorum, işyerime ne zaman oturuyorum ki 46 binde biliyorsunuz. Artık sayı olarak teslim etmiş bulunuyoruz. O yüzden her geçen gün hemşehrilerimizin umudu gerçeğe dönüşüyor. Hayalleri gerçekleşiyor. Dolayısıyla daha mutlu, memnun bir Malatya görüyorum.”
