Ülkemizde en çok suistimale uğrayan unsurların başında gelir şu kıyafet mevzuu. Herkes başka plan yaptı kıyafet üzerinden.
Ülkemizde en çok suistimale uğrayan unsurların başında gelir şu kıyafet mevzuu. Herkes başka plan yaptı kıyafet üzerinden.
Kimi modernleşmenin ve çağdaşlaşmanın sembolü olarak gördü birtakım giysileri, kimi moda olarak…
Çoğu zaman kişiler, üzerlerindeki kıyafetlerin göz alıcılığına göre değer gördü kafasındaki fikirlere hiç bakılmaksızın.
Bir kesim tarafından kadınların özgürlük sembolü oldu açık saçık giysiler.
Kadının inancı veya töresi gereği başına taktığı örtüsü, çağ dışı ve gerici yaftası ile hor görüldü. Hor görülmekle kalınmadı, o örtüyü başına takan kadınlar; okullara, iş yerlerine alınmadı, diploma törenlerinden atıldı yaka paça. Asker veya polis olan oğlunun yemin törenlerinden mahrum edildi Anadolu kadınları. İkna odaları kuruldu onlar için ve “Bir metrelik bez parçasının ne önemi var?..” söylemleriyle o örtünün üzerine peruklar geçirilerek öğrenim haklarına izin verildi kızların.
Sahi, neydi o “bir metrelik bez parçası(!)” ile alıp veremedikleri? Hâlâ aydınım diye ortada caka satan bazı karanlık beyinlilerin: “Rehber öğretmenler, hakimler baş örtüsü takmamalı.” sözleri hangi amaca hizmet ediyor acaba?
O bir metrelik bez parçası(!), aleni din düşmanlığı yapanlara ilave olarak siyasi rant elde etmek isteyenlerin, millet nezdinde karanlığa gömülen sözde kişisel gelişim uzmanı müsveddelerinin, sergileyeceği anadan üryan vücudundan başka sermayesi olmayan sanatçı(!) bozuntularının ve daha nice menfaaat elde etmek isteyen çeşitli meslek gruplarının neden peşini bırakmadıkları bir nesne oldu acaba?
O yasaklansın diye Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe veren siyasi partiler, şimdi neden onu biz serbest bıraktırdık diye milletin aklıyla dalga geçiyorlar?
Aslında konunun bu kısmı hakkında uzun uzun yazıp konuşmak gerekiyor. Biz o kısmı başka bir vakte erteleyip öğretmen kıyafeti üzerinde kısaca duralım isterseniz.
Biz 1988 yılında öğretmen olurken hocalarımız bize demişti ki: “Arkadaşlar, öğretmenlik mesleği sadece sınıf veya okulla sınırlı değildir. Sizin bütün sosyal ve aile hayatınız, dışarıdaki insanlar tarafından izlenip örnek alınacaktır. Bu nedenle, fırına ekmek almaya dahi gidecek olsanız kıyafetinize, yürüyüşünüze, insanlara hitap şeklinize dikkat ediniz. Hele okula gittiğinizde öğrencilerinizin sizi ve kıyafetinizi beyinlerine kamera gibi çekip sizin gibi olmak isteyeceklerini asla unutmayın.”
Hocalarımın bu tavsiyelerini, 35. Yılını yaşadığım meslek hayatımda, kendim de yaşayarak bizzat teyit ettim. Zira gerçekten de size emanet edilen yavrular, genellikle sizin gibi giyinmek, sizin gibi konuşmak, sizin gibi yürümek istiyorlar. Öğrencimin karşısına 35 yılda bir kez olsun beyaz önlük giyinmeden derse girmedim. Gün oldu yeni giysiler alamadığım için eskimiş giysilerle okula gittim lakin o giysilerimin ne temizliğinden ne de ütüsünden taviz verdim.
2000’li yıllara kadar başını kapatan öğretmen hanımlar ya göreve alınmazlar ya da görevdeyse ağır yaptırımlara maruz bırakılıp görevden el çektirilmeye varan cezalar alırlardı.
Kamu kurumlarında baş örtüsü serbestiyeti yönetmeliği çıkmadan önce, eksik olmasınlar, bazı sendikalar bu işe el atıp öğretmenlerin istedikleri kıyafetle sınıfa girmesine vesile oldular. Oldular olmasına da her ilacın bir yan etkisi olduğu gibi bu işin de yan etkileri çıktı ortaya. Adını bir sendikaya yazdıran kadın öğretmenlerin bir kısmı, beyninden çok vücudunu sergileyen kıyafet ve takılarla gelmeye başladı okula.
Bunu gören erkek öğretmenlerin de bir kısmı geri kalır mı? Vücut hatlarını tamamen ortaya çıkaran daracık kotlar, göğüs kıllarını cömertçe sergileyen acayip tişörtler, kışın bile giyinmeye devam ettikleri beyaz spor ayakkabıları…
Bunlarla kalsa iyi. Önce kirli sakal modası başladı sendikalı öğretmenlerde. Ardından keçi sakal akımı geldi. O da yetmedi, bir süre sonra göğüslerine varan uzunlukta top sakal bırakmaya başladı bizim aydın kesim öğretmenlerimiz. Yahu sünnet sakal desem değil, çünkü sen farzı yapmayan adam, Peygamber’in sünnetine talip olamazsın. Yani bunu sevap kazanma amacıyla yapmadığın aşikâr. E bir de içtiğin sigaralar o sakalın bir bölümünü öyle sarartmış ki bizim mahallenin benekli tekirlerine benzemişsin. Her şeyden evvel, dersine girdiğin öğrencin senden korkar ya… Hani senin mesleğine saygın?.. Hani iki meslektaşınla çay içerken o mangalda kül bırakmayan tavrınla diyorsun ya, devlet öğretmenlik mesleğinde saygınlık bırakmadı, diye… Vallahi küllühüm yalan söylüyorsun! O mesleğin saygınlığını, senin bilinçsiz ve pejmürde halin alıp götürdü.
Az kalsın şu bizim saçını uzatıp örük yapan erkek öğretmenleri unutuyordum. Yani bir şey değil de çalıştığım bir okulda, emin olun farkına varmadan öyle bir öğretmene arkasından: “Hoca Hanım, bakar mısınız?” diye seslenmiştim de suç benimmiş gibi o erkek öğretmenden bir hafta boyunca özür dilemek zorunda kalmıştım; ona yanarım hâlâ.
Yahu, el-insaf. Biz öğretmeniz, öğretmen. Nesil yetiştiriyoruz, insan gibi insan üretmemiz için devlet bize maaş veriyor. Bırakalım artık şu erotik görünümlü veya sokak insanı kılıklı hallerimizi de mesleğimizin merkezine odaklanalım.
Öğretmenliğin tahtada kuru kuruya ders anlatmaktan ibaret olmadığını, bu mesleğin bizi ölünceye kadar özel kıldığını, özel hayatımızda bile diğer meslek sahipleri gibi davranamayacağımızı, çocuklara ve gençlere her dakika örnek teşkil ettiğimizi anladığımız vakit, bu ülkenin imarına bir tuğla koymuş olacağız. Bunu başaran eli öpülesi öğretmenlerimizi tebrik ediyor, saygı ve minnetle yâd ediyorum.
Aksi halde okula renk renk, ahlaki değerlerden uzak, değişik giysilerle gelmeye heveslenen genç kızlar; kendine saygısı olmayan delikanlılar yetiştirmiş olacaksınız. Yani tıpkı kendiniz gibi…