Yüce Allah, toprağa muhteşem bir program yüklemiş. Elindeki domates fidesini o toprağa emanet edersin, gerekli bakımını da yaparsın; zamanı gelince önce yeşil, sonra kırmızı mis kokulu domatesler baş gösterir sarı çiçeklerinin arasından.
NE EKTİK, NE BEKLEDİK?
Yüce Allah, toprağa muhteşem bir program yüklemiş. Elindeki domates fidesini o toprağa emanet edersin, gerekli bakımını da yaparsın; zamanı gelince önce yeşil, sonra kırmızı mis kokulu domatesler baş gösterir sarı çiçeklerinin arasından. Senin de beklentin zaten budur. Yani, ben domates ektim ama keşke bu sene biber çıksa o ektiğim fidelerden diyemezsin. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Aynı program, insan tabiatı içine geçerlidir.
Cenin halindeki bebeği, daha anne karnındayken başlarız yanlış eğitmeye. Aile içi huzursuzlukları, bağrışmaları, onu olumsuz etkileyecek müzikleri ona yüklemekle yetinmeyip sigara ve alkol gibi maddeleri kullanarak da tabir caizse binanın temeline dinamit koyarız.
Bebek dünyaya geldikten sonra da devam eder kötü eğitim. Bebeğin körpecik beynine ve bilinçaltına yerleşir her kötü söz ve televizyonun tahrip edici sesleri.
Okul çağına gelen çocuğu cicili bicili giysilerle, çantalarla süsleyip okula göndermeyi birinci görev sayarız ama o çocuğa kültürünü, inancını, edebi öğretmek aklımıza gelmez nedense.
Okulu bir kreş gibi kullanıp çocuğumuzun bütün bakımlarını, yeme içme ihtiyaçlarını öğretmenlere yüklemeyi biliriz ama evde birkaç dakikamızı ayırarak çocuğumuza bir tür dadılık yapan o öğretmene saygıyı öğretemeyiz ne yazık ki…
Disiplini hakaret olarak kabul edip öğretmenin öğrencisine sesini yükselterek bile konuşmasını engelleyerek Avrupai eğitim verdiğimizi zannettik. Eğitim yöntemlerinin kültürel özelliklere göre değişiklik göstereceğini unutup disiplinli öğretmene soruşturma açtık ve onu sadece sınıfa robot gibi girip çıkan bir konuma getirdik.
Öğrenciye güya devamsızlık sınırı koyduk ama velinin bir dilekçesiyle devamsızlık yaptığı günleri sıfırladık. Öğrenci okula gitsin veya gitmesin, onu okuldaymış gibi farz ettik.
Sınıf geçme yönetmeliğini hilkat garibesine çevirdik. Sınıfta kalmayı ilk ve ortaokullarda tamamen kaldırdık. Liselerde ise not ortalaması 50’nin üzerindeyse 5 derse kadar zayıfın affını mümkün kıldık. Yani lisede okuyan bir öğrencinin sınıf tekrarı yapması için beyin denen organının hiç olmaması gerekiyor. Sınıfta kalma endişesi olmadan ders çalışma bilincine sahip olan öğrencilerin oranı kaçtır acaba?
Çocuğumuzun ergenlik yaşlarında birtakım kötü alışkanlıklar edinebileceğini unutup onun sadece okula gittiğini zannederek hiçbir şeyini takip etmedik. Sosyal medyada nelerle meşgul olduğu umurumuzda olmadı.
Kısacası; anne-baba, çocuk yetiştirmeyi sadece yedirip içirip harçlık vererek okula göndermek olarak algıladı. Mevcut eğitim sistemi de o yaştaki çocuklara ve gençlere sınırsız özgürlük tanıdı.
Şimdi bütün bunları yaptıktan sonra istiyoruz ki çocuğumuz saygılı olsun, kötü alışkanlıkları olmasın, kul hakkını bilip ona riayet etsin, mesleğini elde edip en güzel şekilde icra etsin. İstiyoruz ki çocuğumuz bize asi olmasın.
Anlatmaya çalıştığımız eğitim sisteminde çocuğumuzun bütün derslerinde istenen bilgi seviyesine ulaşmasını arzuluyoruz.
Bütün bunlara rağmen çocuğumuzun karakolla, mahkemeyle hiç işi olmasın diye hayal ediyoruz.
Biz evde eşimize hakaretler yağdırdıktan sonra çocuğumuzun eşine ve diğer kadınlara zarar vermemesini, saygılı davranmasını arzuluyoruz.
Parmaklarımızın arasında yanan sigaraya aldırış etmeden sigara içen çocuğumuzu tartaklamaya çalışıyoruz.
Kendimiz hep doğruları yaşamış ve yapmış gibi bir tavır takınarak çocuğumuza: “Ben senin yaşındaykeeennn!..” ile başlayan cümlelerle nasihatler vermeye çalışıyoruz.
Evladımıza, alın teriyle kazanılmış bir liranın, emek vermeden elde edilen bin liradan daha kıymetli ve çok olduğunu öğretmeden onu çok paralar kazanacağı işlere sevk ediyor, sonra da kazancında bereket ve huzur arıyoruz.
Velhasıl, domates ekip biber elde etmeyi hayal ediyoruz…