Akıl ve bilim insana verilmiş önemli iki bilgi kaynağıdır. Ancak dünya öyle zor bir hayattır ki problemler karşısında çoğu zaman her ikisinin de aciz kaldığı durumlar vardır. Mesela gelecekte olacak olaylarla ilgili bilgi üretmeye çalıştığında akıl ve bilim çoğu zaman aciz kalır.

Şöyle çok bilindik bir örnek verelim. Bir kişi hayatını birleştirmeye karar verdiği eşi için doğru bir tercih yaptığını nasıl bilebilir? Ne kadar tanımaya çalışsa, araştırsa konunun uzmanlarından görüş alsa da kararının doğruluğundan emin olabilir mi? Tam olarak hayır. Yanlış yapma ihtimali kendi içinde hep bir endişe ve kaygı oluşturur. Bu yüzden belki de bir çok evli çift sorunlar karşısında kolay mücadele edemez. En basit yöntem olan ayrılmayı tercih ederler.

İşte bu örnek de olduğu gibi gelecekle ilgili her konudaki eksik bilgimiz bizde endişe ve kaygılar oluşturur.

Kazancımızın hayatımızın devamı için yeterli olup olmadığı konusunda endişe duyarız.

Çocuklarımızın okulda başarılı olup olamayacaklarını bilmeyiz, endişe duyarız.

Ticaretimizin bozulmadan devam edeceğini bilemeyiz, endişe duyarız

Sağlımızdan endişe duyarız

Yakınlarımızın ve kendimizin güvenliğimizden endişe duyarız.

Kurduğumuz konforlu yaşam düzeninin kaybolup gitmesinden endişe duyarız

Yalnız yaşlanmaktan, sevdiklerimiz kaybetmekten endişe duyarız.

Bu liste uzar gider.

Sadece büyük değil küçük endişelerimiz de vardır; Sınava yetişebilir miyim, işe zamanında gidebilir miyim, çıktığım yolculuğu sağ salim tamamlayabilecek miyim, yüksek fiyat ödediğim elbise bana yakışacak mı, misafirlere mahcup olmadan bu daveti bitirebilecek miyim, çocuğa tercih ettiğim oklu iyi bir okul mu, yanımda yakınımdaki insanların ihanetine uğrar mıyım?…

Farkındayız ya da değiliz ama günümüzün tamamı gelecek kaygıları ve endişeleri ile geçiyor. Sürekli olarak zihnimizi ve kalbimizi meşgul edip yoruyor. Hatırlayalım feraset için kalbin şaşmaz görüşü demiştik. Bu kadar sorunları olan ve yorgun düşen bir kalp nasıl geleceği doğru öngörebilir ki?

Kalbimizin doğru önsezilere sahip olabilmesi için ona sakin, sağlıklı huzurlu bir ortam sağlamalıyız demiştik bu yazı dizisinin önceki bölümlerinde. Kalp sağlıklı olunca Allah (C.C)ın da yardımı ile bize doğru yolu göstermeye başlar. Mesela bize bir iş teklifi gelir ama içimizde kötü bir duygu vardır. Sonucunun iyi olmayacağı kalbimize doğar. Neden olduğunu açıklayamayız ama zamanla haklı olduğumuz ortaya çıkar. Bazen de tam tersi herkes yapma dese bile kalbimizden gelen bir ses yapmamızı söyler. İçimize doğan bu duygunun her seferinde doğru çıkması Allah(C.C)ın bize bir yardımıdır. Yani FERASETTİR. Bizim niyetimizi ve yüreğimizi temiz tutmaya çalışmamızın karşılığında verilen bir hediyedir.

Öyleyse kalbimizi daha önce işlediğimiz geçmiş ve şimdiki zaman hastalıklarından kurtarmayı öğrendiğimiz gibi şimdi de gelecekle ilgili kaygılarından da kurtarmayı öğrenelim.

  • Kıymetli okur yazılarımızı takip ettiyseniz her konuda olduğu gibi bu konuda da ilk tavsiyemiz Yüce Allahtan yardım istemeniz olacaktır. Allah(C.C) geçmişin, şimdiki zamanın ve geleceğin tek sahibidir. Allah(C.C) güneşin, ayın, yıldızların göklerin, yerin ve bu ikisi arasındaki her şeyin yaratıcısı ve yaşatanıdır. Allah(C.C) her şeye kadir ve çok güçlüdür. Ve aynı zamanda Allah(C.C) inananların dostudur. Ondan güzel dost da yoktur. O halde gelecek için kaygılanmak için bir sebep de yoktur. O’na kaygılarımız ve endişelerimizden kurtulmak için de dua edelim. Peygamberimiz her gün “Allahım hemm (gelecekle ilgili endişeler) den ve hazen (geçmişle ilgili üzüntüler) den sana sığınırım” diye dua edermiş. O’na dua edelim. Her vakitte… Çokça… ısrarla… Her gün… O dualara icabet edendir.
  • Tevekkül edelim. Tevekkül insanın Allah(C.C)’a güvenmesidir. Düşünün; bir bakan ya da milletvekilinin akrabaları onun yardımına desteğine nasıl güvenirler, işleri konusunda herhangi bir endişe duymaz, insanlar içerisinde özgüvenle dolaşırlar. İşte inananlar da Allah(C.C)’ın yardımına ve desteğine güvenirler.
  • Allah(C.C) tan başkasına dayanmayalım yaslanmayalım çok fazla güvenmeyelim. Aklımıza güvenmeyelim, bilgimize güvenmeyelim, paramıza, malımıza çoluğumuza çocuğumuza güvenmeyelim. Güçlü dostlarımıza yandaşlarımıza güvenmeyelim. Sadece ve yalnız Allah(C.C)a güvenelim. “ o halde inananlar sadece Allah(C.C) a güvenip dayansınlar” (Tegabun 13)
  • Kendimiz ve ailemizin dışında kalanlara da maddi manevi yardım edelim. Çokça sadaka verelim. Zekatlarımızı eksiksiz ifa edelim. Efendimiz (sas) buyurmuş ki “az sadaka çok belayı def eder”, “sadaka ömrü bereketlendirir”. “Sadaka verin malınızın ve ticaretin kaybolmasından da endişeniz olmasın. Zira sadaka malı eksiltmez artırır.”

Dua ile bitirelim. “Allah’ım bize faydalı ilim, temiz bir akıl ve selim bir kalp ihsan et. Şeytanın ve nefsimizin tuzaklarından bizleri koru”