Spor yaptığım salona çalışmaya gittiğim saatlerde ağırlıklı olarak Suriyeli gençler geliyor. Oldukça da vücut yapmışlar. Onlarca kilogram ağırlığın altına bana mısın demeden giriyorlar.

Onları görünce kafamdan alıp veriyordum sürekli. Tabi ben alıp verirken Türk usulü alıp verdiğim için aklımdan geçenleri tahmin edeceğinizi umarak yazıya dökmeyeceğim.

Geçtiğimiz günlerde bir saat kadar gecikmeli gittim salona. Baktım benim Suriyeliler hala ağırlık kaldırıp indiriyor. Ancak bu sefer solan da kalabalık. Bizim gençlerin Suriyeli gençlerden pek haz etmediğini fark ettim. Ağırlıklar kaldırılıp indirilirken herkes birbirinin gözünün içine bakıyor.

Suriyeliler kendi aralarında Arapça konuşuyorlar. Bizim Türkler de birbirini ateşliyor. Bir an elimdeki 2.5 kg ağırlıkla ‘nereye düştüm ben?’ dedim. Zira belayı çeken bir yapım olduğunu beni tanıyan herkes bilir.

Yirmi yaşında bir genç Suriyelilere dönerek ‘arkadaşım burası Türkiye, Arapça konuşmayın ben rahatsız oluyorum’ demez mi? Suriyeli gençler karşılık vermese bari diye aklımdan geçirirken bir tanesi ‘Allah Allah!’ diye karşılık verdi.

Suriyeli gençler Arapça bir şeyler konuşurken kendi aralarında, bir gerginlik çıkmaması adına sakin olmaları yönünde jest ve mimikler ile uyarıda bulundum. Allahtan problem de büyümedi.

Üzerimi değiştirmeye gittiğim zaman soyunma odasında Arapça konuşulmasından rahatsız olan genci gördüm. Her zamanki gibi dayanamadım. ‘Delikanlı sen adamların Arapça konuşmalarından rahatsız olduğunu söylediğin dakika bangır bangır İngilizce müzik çalıyordu’ değince genç donakaldı. Sonra ‘Abi ben Suriyelilerden nefret ediyorum’ dedi.

‘Türk töresinde misafirlere böyle davranmak var mı, biz de çok memnun değiliz ama spor salonundaki beş on tane Suriyeli ile hangi problemi çözebilirsin, bunlar meclisin çözeceği şeyler’ dedim. ‘Abi Atatürk güney cephesini bunlar yüzünden kaybetti’ dedi. Baktım genç dolu ‘Türk misafirperverdir, herkesten Türk gibi davranmasını beklersen senin Türklüğünün bir anlamı kalır mı’ deyip konuyu kapattım. Genç tanışmamızdan memnun kaldığını ifade ederek oradan ayrıldı.

Neye kime neden kızdığımızı asla tanımlayamıyoruz!

Belki Suriye politikalarımız ile ilgili eleştirilecek çok şey var. Ancak kimsenin devlet adına bireysel çözüm üretme haddini kendinde bulmaması gerekir.

Her zaman söylüyorum çözüm merci TBMM’dir!

Ümit ediyorum Sayın Cumhurbaşkanı, Bakanlar ve Milletvekilleri kısa süre içerisinde toplumun Suriye ve Suriyeliler hususundaki hassasiyetini konu edinen çözümlerle yüreklere su serpeceklerdir.

Aslınızdan şüpheniz, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın…

Spor yaptığım salona çalışmaya gittiğim saatlerde ağırlıklı olarak Suriyeli gençler geliyor. Oldukça da vücut yapmışlar. Onlarca kilogram ağırlığın altına bana mısın demeden giriyorlar.

Onları görünce kafamdan alıp veriyordum sürekli. Tabi ben alıp verirken Türk usulü alıp verdiğim için aklımdan geçenleri tahmin edeceğinizi umarak yazıya dökmeyeceğim.

Geçtiğimiz günlerde bir saat kadar gecikmeli gittim salona. Baktım benim Suriyeliler hala ağırlık kaldırıp indiriyor. Ancak bu sefer solan da kalabalık. Bizim gençlerin Suriyeli gençlerden pek haz etmediğini fark ettim. Ağırlıklar kaldırılıp indirilirken herkes birbirinin gözünün içine bakıyor.

Suriyeliler kendi aralarında Arapça konuşuyorlar. Bizim Türkler de birbirini ateşliyor. Bir an elimdeki 2.5 kg ağırlıkla ‘nereye düştüm ben?’ dedim. Zira belayı çeken bir yapım olduğunu beni tanıyan herkes bilir.

Yirmi yaşında bir genç Suriyelilere dönerek ‘arkadaşım burası Türkiye, Arapça konuşmayın ben rahatsız oluyorum’ demez mi? Suriyeli gençler karşılık vermese bari diye aklımdan geçirirken bir tanesi ‘Allah Allah!’ diye karşılık verdi.

Suriyeli gençler Arapça bir şeyler konuşurken kendi aralarında, bir gerginlik çıkmaması adına sakin olmaları yönünde jest ve mimikler ile uyarıda bulundum. Allahtan problem de büyümedi.

Üzerimi değiştirmeye gittiğim zaman soyunma odasında Arapça konuşulmasından rahatsız olan genci gördüm. Her zamanki gibi dayanamadım. ‘Delikanlı sen adamların Arapça konuşmalarından rahatsız olduğunu söylediğin dakika bangır bangır İngilizce müzik çalıyordu’ değince genç donakaldı. Sonra ‘Abi ben Suriyelilerden nefret ediyorum’ dedi.

‘Türk töresinde misafirlere böyle davranmak var mı, biz de çok memnun değiliz ama spor salonundaki beş on tane Suriyeli ile hangi problemi çözebilirsin, bunlar meclisin çözeceği şeyler’ dedim. ‘Abi Atatürk güney cephesini bunlar yüzünden kaybetti’ dedi. Baktım genç dolu ‘Türk misafirperverdir, herkesten Türk gibi davranmasını beklersen senin Türklüğünün bir anlamı kalır mı’ deyip konuyu kapattım. Genç tanışmamızdan memnun kaldığını ifade ederek oradan ayrıldı.

Neye kime neden kızdığımızı asla tanımlayamıyoruz!

Belki Suriye politikalarımız ile ilgili eleştirilecek çok şey var. Ancak kimsenin devlet adına bireysel çözüm üretme haddini kendinde bulmaması gerekir.

Her zaman söylüyorum çözüm merci TBMM’dir!

Ümit ediyorum Sayın Cumhurbaşkanı, Bakanlar ve Milletvekilleri kısa süre içerisinde toplumun Suriye ve Suriyeliler hususundaki hassasiyetini konu edinen çözümlerle yüreklere su serpeceklerdir.

Aslınızdan şüpheniz, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın…