Ben onun gibi bir başkan istiyorum.
Nasıl mı?
Söylemem.
Neden mi?
Korkuyorum.
Tab iki latife yapıyorum. İşte benim başkanım:
O, tam bir tasarımcıydı. Yani görsel öğelere çok önem verirdi. Dışardan bakıldığında ‘vayyy beeee’ dedirtirdi. Ama ben onun aslında fakir bir ailenin fakir bir evladı olduğunu bilirdim. Haliyle ‘vayyy beeee’ dedirttirmek için harcayacak parası yoktu. Savurgan değildi çünkü savurabilecek kadar parayı hiçbir arada görmemişti.
Kan kusardı kızılcık şerbeti içtim derdi.
Özel hayatını saklayabiliyordu. İlginçtir çok samimi olmamıza rağmen kaç kardeş olduğunu tam olarak arkadaşlığımızın sekizinci yılında öğrenmiştim.
İbadet eder miydi bilmiyordum. Hiç merak ta etmedim. Namaz vakitlerinde ufak bir işim var deyip yanımızdan ayrıldığı zamanlarda namaza gittiğini tesadüfen çok sonra öğrenmiştim.
Güncelle, dedikodularla hiç uğraşmazdı. Dedikodu yapmazdı. Tam bir proje adamıydı.
Bir işin sadece yapılıp yapılmadığı ile ilgilenmezdi. Onun için işin nasıl yapıldığı da önemliydi. Zira haram yememeği ve ailesine, çevresine haram yedirmemeyi bir ilke haline getirmişti.
Herhangi bir sorunu can kulağı ile sonuna kadar dinleyip pratik çözümlerle insanların zorlarını kolaylaştırmada üstüne yoktu.
İlim irfan sahiplerinin bilim adamlarının bir konu ile ilgili görüşü onun için çok önemliydi. Kendi arzu istek ve projelerini ehillere törpületirdi.
Sanata ve sanatçıya olan hayranlığı, duyduğu saygı çevresindekileri sanatla uğraşmaya teşvik ettirirdi. Sanata ve sanatçıya verdiği değerden herkes nasiplenmek isterdi.
Niyet okumazdı. İnsanların kusurlarını gizleyebilme görmezden gelme noktasında tam bir ustaydı. Ustaydı diyorum çünkü çevresindekilere de bunu aşılayabiliyordu.
O, hiç kimseden hiçbir şeyden korkmazdı. Kimse de ondan korkmazdı. O yaşamın temellerini sevgi saygı hoşgörü ve itidalden oluşan güçlü bir harçla atmıştı.
İlahi adaletten kaçamayacağına olan inancı, kendisinin ‘’sosyal kadı’’ lakabı ile anılmasına sebep olmuştu. Yakınlarının zarar göreceğini bildiği halde doğru söylemekten hiç kaçınmazdı.
Elbette sevmeyenleri vardı ama sevmeyenleri bile ona güvenirdi. Kimseyi aldatmazdı. En büyük öfkesi kendi yanlışlarını kapatmaya çalışan şakşakçılaraydı.
Dün söylediğini bugün inkar etmezdi. Verdiği sözü tutmadığına hiç kimse şahit olmamıştır.
Tam bir devlet adamıydı. Bumin Kağan’dan Osman Gazi’ye, Fatih Sultan Mehmet’ten 2. Abdulhamid’e Mustafa Kemal Atatürk’ten Recep Tayyip Erdoğan’a hiçbir devlet büyüğünden bahsederken saygısızlık yapmazdı.
Ölümü aklından hiç çıkarmazdı. Belki de mükemmeliyetle olan yarışı baş başa götürebilmesinin sebebi buydu. O şimdi hayatta değil. Kendisini rahmetle ve özlemle anıyorum.
Yüzünüzden tebessüm aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın.