Malatya’mızın akıp gitmiş yıllarında ve tabii ki, az nüfuslu zamanlarında, herkesin bildiği tanıdığı, güler yüzlü, tatlı dilli, sokak satıcıları, “Eskici geldi eskiciii!” diye bağırarak geçen sokak alıcıları, taksileri, taksi şoförleri vardı…

Victor Hugo’nun,

“Bir fener yanardı makas başında

Gözlerini hatırladın Sofiam.

Bir kadın vardı bekleme salonunda.

Bakışı gülüşü senden ala.

Daha neleri vardı bilsen domuzun…” dediği gibi, daha neleri vardı Malatya’mızın...

Nüfusu az zamanları diyorum…

Yetmişin başlarında, merkez nüfusu 105 bindi.

“Bu da bir şey mi?” diyesim geliyor, Tunceli’nin, “Nüfus: 6000” yazan giriş tabelası gözümün önüne geldiğinde. 

Eski Belediye binasının yanında, Malatya’nın tek taksi durağı vardı.

Taksi sayısı beş altıdan fazla değildi sanki.

Hepsi de çok büyük Amerikan arabalarııydı.

Kocaman otomobiller küçüldü, yeter büyüklüğe çekildi; bu sefer de evler, daireler büyüdü.

İnşallah onlardaki gereksiz büyümeler de aslına döndürülür ve insanlar, büyüklük yerine, sağlamlığa para verir.

Belediye Fen İşlerinde, İnşaat Teknikeri kadrosunda çalışıyordum.

Sık sık keşfe giderdik.

“Keşif” dediğim kullanma ruhsatı vb. vatandaş işleriydi ki, onların tuttuğu taksilerle giderdik.

Vatandaş, o kocaman taksilerden birini tutar, Belediyenin önüne çeker, bizi beklerdi.

Ben bir ara, vatandaşın taksi parası vermesine acıdığım için semt minibüslerine binerek keşfe gidip gelmeye başladım.

Ama baktım ki, çok zaman alıyor, kamu zamanı çok harcanıyor, bıraktım.

Yıllar sonra, bir profesörün, üniversitede kuyruğa girmeden yemek almayı adaletsiz görüp, öğrencilerle kuyruğa girmeye başladığını ama çok zaman harcandığını görüp vazgeçtiğini duymuştum.

Ben, Çarşamba’ları, yeni açılacak işyerlerine İşletme Ruhsatı vermek için, diğer ilgili kurum temsilcileriyle birlikte, keşfe giderdim.

Bir Keşif öncesi Müdür çağırdı, bir leblebi imalatçısının, yaya kaldırımından bodruma giriş açtığını söyleyip,

-Aman imzalamayasın! dedi.

Gittiğimizde durumun denildiği gibi olduğunu görünce “Olmaz” dedim.

Çok ricacı, aracı, geldi gitti, Şerif Dursun namıyla tanınmış kişi de içinde, hiçbirine taviz vermedim.

Çünkü vatandaşın yürüdüğü yol kazılmış, üzerine ızgara konulmuştu.

-Yaya yolundan girişi kapatılsın imzalayayım dedim.

Aradan on on beş gün geçmişti ki, bir arkadaş,

-Senin adamın ruhsatını almış dedi.

-Nasıl olur? deyip, Yazı İşlerinden sordum. Ruhsatı gösterdiler. Baktım ki, Müdürümüz benim yerime imzalamış.

Doğru, Belediye Başkanımızın odasına çıktım.

Belediye Başkanımız rahmetli Nuri Nebioğlu’ydu.

Ünlü “Nuri Dayı”…

Hakkında bir de söylence uydurulmuştu.

Amerika’ya giden Nuri Dayıya bilgisayar tanıtılırken,

-İstediğinizi sorun, o cevaplasın denilmiş.

Onun da aklına bir şey gelmediği için,

-Ne var, ne yok? diye sormuş.

Bilgisayar, işin içinden çıkamayınca yanmış!

Rahmetli Belediye reisimizin başına, bir babanın başına gelebilecek en büyük felaket gelmiş, küçük oğlu Bedir Nebioğlu 1975’de, bindiği uçağın İstanbul’a giderken, Marmara Denizine düşmesiyle, kırk iki yolcuyla birlikte hayatını kaybetmiş, cansız bedenine dahi ulaşılmamıştı.

Nuri Dayı, CHP’liydi. 1977’de tekrar aday gösterilmediği için bağımsız aday olmuş, beş yüz kadar oy almıştı.

Evet, Ruhsatnamenin altında Müdürün imzasını görünce, doğru Başkanın yanına gittim.

Masasının üzerinde tütün tabakası vardı, kapağını açmış havalandırıyordu ve kendisi de ayaktaydı.

-Reis Bey! “Böyleyken böyle” dedim.

-Böyle halt etmek mi olur? Çağır şunu gelsin dedi.

Aslında çok daha ağır bir cümle kullandı, bunu buraya yazamazdım.

Aşağı indim, önce müdürden ben hesap sordum, sonra da,

-Reis bey seni bekliyor! dedim.

Yeni seçimde, yeni Başkanımız, Bağımsız, rahmetli Hamit Fendoğlu (Hamido) oldu.

Seçimden hemen sonra gelip, masamın kenarına oturduğunu ve içerdeki arkadaşların duyacağı sesle,

-Siyaset bitti. Şimdi hizmet başladı dediğini hiç unutmadım.

Maalesef, hizmetini sürdüremedi.

1978’de, henüz dört aylık Başkanken, Türkiye düşmanlarının, yakın arkadaşı, milletvekili Kasım Önadım adıyla Ankara’dan gönderdiği bombalı paketin patlamasıyla torunu ve geliniyle birlikte vefat etmişti. Allah rahmet eylesin.