Osmanlı İmparatorluğu'nun en parlak dönemine imza atan, Orta Çağ’ı kapatıp Yeni Çağ’ı açan büyük askeri deha ve devlet adamı Fatih Sultan Mehmed, tam 545 yıl önce bugün, 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkâr Çayırı’nda hayata gözlerini yumdu. Ancak büyük sultanın ölümü, sadece bir devrin kapanışı değil, aynı zamanda saray duvarları arasında saklı kalan hüzünlü bir sürecin de başlangıcı oldu.
ROTASI SIR GİBİ SAKLANAN SON SEFER
25 büyük seferi bizzat yöneten ve Osmanlı topraklarını 2,2 milyon kilometrekareye çıkaran Fatih, son seferine 1481 yılının baharında çıktı. Rotası, güvenliği sağlamak adına sadece kendisinde saklıydı; kimine göre hedef Roma, kimine göre Mısır’dı. Ancak Üsküdar’dan yola çıkan ordu henüz Gebze’ye varmışken, Sultan’ın yıllardır süren gut hastalığı şiddetlendi. Cihan padişahı, 49 yaşında, ordusunun başında vefat etti.
SARAYDA UNUTULAN CENAZE VE TAHT KAVGALARI
Fatih’in vefatı, devletin istikrarını korumak ve şehzadeler arası (II. Bayezid ve Cem Sultan) çıkabilecek büyük bir iç savaşı önlemek amacıyla halktan ve ordudan gizlendi. Naaşı, "padişahın hamam ihtiyacı var" denilerek gizlice Topkapı Sarayı’na getirildi. Ancak başkentte başlayan anarşi ve taht mücadeleleri sırasında, büyük hükümdarın naaşı sarayda adeta kaderine terk edildi.
KAFTANDAKİ KESİK İZİ 545 YILLIK SESSİZ KANIT
Dönemin Baltacılar Kethüdası Kasım tarafından II. Bayezid’e yazılan bir mektup, tarihin en acı sayfalarından birini aydınlatmaktadır. Mektuptaki ifadelere göre; İstanbul’daki kargaşa nedeniyle cenazenin yanında üç gün boyunca mum dahi yakılmamış, naaşın kokusu saray koridorlarına yayılana kadar kimse yanına varamamıştır.
Mevsimin sıcak olması sebebiyle naaşın tahnit edilmesi kararlaştırıldığında ise yürek burkan o olay yaşandı. Fatih’in elbiseleri, sıcağın ve geçen sürenin etkisiyle bedenine yapışmıştı. Tahnit işlemini gerçekleştirecek ustalar, elbiseyi çıkarmak mümkün olmayınca Sultan’ın sol kolu üzerindeki kaftanı kesmek zorunda kaldılar.
BUGÜN FATİH CAMİİ’NDE, KAFTANI İSE TOPKAPI’DA
O gün kesilen o hüzünlü kaftan, bugün hala Topkapı Sarayı’nın en özel köşelerinde, bir imparatorluğun kurucusunun son anlarına tanıklık ederek sergileniyor. 21 yaşında İstanbul’u fetheden "Ebû'l-Feth" (Fethin Babası), vefatından ancak 19 gün sonra, Şehzade Bayezid’in payitahta ulaşmasıyla kendi adını taşıyan Fatih Camii’ndeki türbesine defnedilebildi.
Bugün, sadece bir fatihi değil, aynı zamanda 6 dil bilen, sanat ve bilime aşık, "Kayser-i Rûm" unvanıyla dünyayı titreten bir entelektüeli, vefatının 545. yılında rahmetle anıyoruz.





