Depremin ardından devlet gücünü göstererek hızlı bir şekilde binalar dikmeye çalışıyor, eyvallah.
Depremin ardından devlet gücünü göstererek hızlı bir şekilde binalar dikmeye çalışıyor, eyvallah.
Evleri yıkılan veya hasar gören vatandaşlarına çadır ve konteyner gibi geçici barınma alanları tesis ediyor, eyvallah.
Mağdur insanların bir kısmını otel, yurt gibi yerlerde misafir etmeye devam ediyor, eyvallah.
Vatandaşların gıda ve su gibi temel ihtiyaçlarını kesintisiz biçimde onlara ulaştırıyor, eyvallah.
Barınma ihtiyaçlarını kendileri karşılamak isteyenlere kira, taşınma vb. nakit yardımlarını da yapıyor; buna da eyvallah.
Lakin gözden kaçırdığı ve bir önceki yazımda kaleme aldığım önemli bir husus var ki hâlâ devletin yetkili kurumları buna somut çözümler getirmiş değil. Bu nedenle bu yazım da bunun devamı niteliğinde olacak. Hasar almayan evde ikamet eden kiracılar ya yüzde 1000’lere varan akıl almaz kira artışlarına maruz bırakılıyor ya da oğlum, kızım, babam oturacak yalanlarıyla evi boşaltmaya zorlanıyor.
Resmi bir kurumda çalışmayan vatandaşlar ya başka illere veya varsa köyüne göç etmek zorunda kalıyor.
Resmi kurumda görev yapan insanlar ise çok şanslıysa ev sahibi ile orta yolu bulup evinde oturmaya devam ediyor. Az şanslı ise daha uygun ücretli az veya orta hasarlı ev bulup bin bir endişe ile bu evde hayatını devam ettirmeye çalışıyor. 3.1’lik bir artçı depremin bile bazen 6.5 şiddetinde hissedildiği bu kentin o hasarlı binasında, tuvalete ve banyoya bile korkarak girip yaşamakla yaşamamak arasında bir hisle nefes almaya çalışıyor sadece.
Deprem bölgesinde yaşayan kamu çalışanları için geçen dört ay zarfında, sadece Milli Eğitim Bakanlığı mazeret tayini hakkı verdi ki o da evlere şenlik şartlar içeriyordu. Efendim, deprem bölgesinin dışına tayin isteyebilmem için ya depremde yakınım vefat edecekmiş ya da hastalığımın görev yaptığım ildeki hastanelerde tedavisinin bulunmaması gerekiyormuş. Yakını vefat etmesi mazeretine sözümüz yok da diğer mazeret, sadece iş yapıyorum bakın makamından yukarı çıkamayan çok saçma bir maddeydi. Zira deprem yıkımı yüksek de olsa çok şükür devletimizin kurduğu güçlü sağlık sistemi sayesinde her hastanede neredeyse her hastalığın tedavisi mümkün hale gelmiştir.
Hele bu kamu çalışanlarının içinde bir kesim var ki yeni çıkarılması gereken bir kanun maddesi dışında hiçbir tayin hakları yok bu insanların. Evet, TAŞERONDAN KADROYA(!) GEÇİRİLEN İŞÇİ kesiminden söz ediyorum. Yıllarca devletin verdiği üç kuruş asgari ücreti, işvereni olan taşeron firma ile bölüşüp en ağır işlerde çalıştırılan bu kesim 2018 yılında güya kadroya alınmış ancak birçoğu 10 ay çalıştırılıp hiçbir özlük hakkı tanınmamıştır. Bu arkadaşlarımıza 2018’de imzalatılan sözleşme maddelerinden biri de çakılı kadro adlı dayatmadır. Yani işçi, hangi kurumda çalışıyorsa hep orada kalacak, hiçbir şekilde hele şehir dışına asla tayin isteyemeyecektir. Şehir içinde ise gitmek istediği kurum ile çalıştığı kurum amirlerinin mutabakat imzası şartı getirilmiştir.
Geçtiğimiz ay, yani seçim öncesi bu kesimde görev yapan işçilerimize yine göz boyama türünden bazı iyileştirmeler yapıldı. Maaş artışı sağlandı, çalışma süreleri 10 aydan 11 ay 29 güne çıkarıldı, bir de zorunlu emeklilik şartı kaldırıldı. İyi, güzel de kardeşim, haydi 52 günlük tediye yevmiyeden tasarruf için bu insanları kadrolu işçi veya memur sıfatına geçirmediğini anladık diyelim; pekâlâ neden yıllardır tayin hakkı gibi aile birliğini veya huzurlu yaşamı tesis eden bir hakkı çok gördün? Mesul sendikaya sorsan çok büyük kazanım elde etmişler, maşallah!
Şimdi devletimizin yetkili makamlarına birtakım sorularım olacak:
1. Deprem bölgesinde yaşayıp tayin hakkı vermediğin ve ev sahibi tarafından evinden çıkarılan bu insanların barınma ihtiyaçlarını karşıladın mı?
2. Devletin yaptığı toplam maaş zammından daha fazla kira artışı talep eden, bunu veremeyeceğini söylediğinde de evden çıkmaya zorlayan ev sahiplerine yaptırımın nedir?
3. Kiracısını yasal yollarla çıkaramayacağını anladıktan sonra tehdit yoluyla çıkarmaya çalışan ev sahipleri için neler yapıyorsunuz ve bu kiracıları koruma altına aldınız mı?
4. Kiracının hakkını arayabilmesi için illa kira sözleşmesi mi imzalamış olması gerekiyor?
5. Tapu sahibinin değil de aracı olan kişinin hesabına düzenli yatırılan kiralar, kiracının hakkını aramasında geçerli olacak mıdır?
6. Deprem bölgesinde yaşayıp kiracı olanlara, hiç olmazsa evi yıkılan insanlar için yapılan konutlardan sonra, TOKİ aracılığı ile uygun ödeme şartlarında konut yapıp satamaz mısınız?
Aslında daha sorulacak sorular var elbette ama bunların acilen cevaplanması gerekiyor. Bu şehrin mülki amiri, yerel yönetimi başta olmak üzere öncelikle herkesin bu sorunları çözmeye çalışması gerekiyor. Aksi takdirde güzel Malatya’m değil büyük şehir olarak kalmak, belki de yakın gelecekte adı şehir kendisi köy olarak tarihe geçecek bir belde olacaktır.
Devletim bu işi insafsız ev sahiplerinin olmayan insafına bırakırsa gerçekten bu şehirde kimsecikler kalmayacak, bu da böyle biline!