İslam; sadece namaz, oruç, hac ve zekâtla sınırlı bir din değildir.

İslam; savaşın, kuşatmanın ve ölümün gölgesinde bile insanı insan yapan yüce ahlakın adıdır.

Öyle ki, savaş meydanında bile esirler koruma altına alınır, hakları muhafaza edilir. Kur’an-ı Kerim açıkça emreder:

“Ve onlar, Allah sevgisi için, yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.” (İnsan Suresi)

İşte bu ilahi emir, Gazze’nin mücahitlerinde hayat buldu.

Kuşatma altında, bombaların gölgesinde, açlık ve ölümün içinden geçerken bile, esirlerine şefkatle yaklaşan o yiğitlerin ahlakı İslam’ın canlı örneği oldu.

Bunu en iyi anlatanlardan biri, Filistinli mücahitlerin elinde 498 gün esir kalan İsrailli Yahudi asker Aleksander Turbanov oldu.

Turbanov, serbest bırakıldığında dünyaya sarsıcı bir itirafta bulundu.

Bugün dünya, insanlık nutukları atarken çocuk mezarları kazıyor.

Adalet diye bağıranların elleri, mazlumların kanına bulanmış.

Özgürlük sloganları atanlar, Gazze sokaklarında halkı boğazlıyor.

Ve tam bu karanlığın ortasında, Filistinli bir mücahit, esir aldığı bir İsrailli askere su veriyor, yarasını sarıyor, başını okşuyor.

O esir asker, yani Aleksander Turbanov, özgürlüğüne kavuştuğunda sadece teşekkür etmiyor; gözyaşları arasında “Elhamdülillah” diyor!

Bu iki kelime, bütün insanlık tarihinin yüzüne atılmış bir tokattır.

Çünkü insanlık, tankların ve uçakların değil, iman ve ahlakın safında yükselecektir.

İşte bu yazı, sadece bir makale değil; bir hakikatin, bir direnişin, bir ahlak çağrısının manifestosudur!

İSLAM’IN ESİR AHLAKI: MERHAMETİN ZİRVE NOKTASI

İslam; savaşta bile merhameti elden bırakmayanların dinidir.

Esir bile olsa insana insan gibi davranmak, Kur’an’ın açık emridir:

“Ve onlar, Allah sevgisi için, yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler.” (İnsan Suresi)

Filistinli mücahitler, Gazze’nin bombalanan sokaklarında bu ayetin yaşayan tefsiri oldular.

Düşmanları esir aldıklarında, onlara kinle değil, rahmetle yaklaştılar.

Bu rahmetin şahidi ise 498 gün boyunca onların ellerinde kalan İsrailli asker Aleksander Turbanov oldu.

Turbanov, serbest bırakılırken gözyaşları içinde söyledi:

““Hayatımın koruyucularıydınız… Sağlığıma, onuruma ve ihtiyaçlarıma özen gösterdiniz. Gerçek insanlığı sizden öğrendim. Şefkatinizi vicdanıma kazıdım… Erkekliğin ve kahramanlığın ne olduğunu sizden öğrendim.”

Ve özgürlüğüne adım atar atmaz tek bir kelime haykırdı:

“Elhamdülillah!”

Bu bir teslimiyet, bir şahitlik ve bir hakikat ilanıydı!

Yani: “Hamd olsun Allah’a!”

İşte bu kelime, onun kalbinde açılan hakikat penceresinin sessiz, ama derin bir yankısıydı

GAZZE’DEN DÜNYAYA: SAHİPSİZ İNSANLIK İÇİN SON ÇIĞLIK

Gazze sadece bir coğrafya değildir; Gazze, insanlık vicdanının son sığınağıdır.

İsrail bombalarıyla yıkılan her ev, insanlık maskesini düşürdü.

Birleşmiş Milletler’in sessizliği, insanlık örgütlerinin körlüğü, modern dünyanın ikiyüzlülüğü bir kez daha ayan beyan ortaya çıktı.

Ama Gazze’den yükselen ses, dünyanın tüm sahte kahramanlıklarına meydan okuyor:

“Siz insanlığınızı kaybettiniz. Biz insan kalmayı başardık!”

Ve bir İsrailli asker, kendi hükümetinin vahşeti karşısında, Filistinli mücahitlerin ahlakına şahitlik etti.

Aleksander Turbanov, Gazze’de 498 gün boyunca yaşadığı insanlığı, tüm dünyaya itiraf etti.

Ve özgür kalırken dudaklarından dökülen “Elhamdülillah”, Gazze’nin şeref madalyası oldu!

MÜSLÜMANIN GÜCÜ TANKLAR DEĞİL, İMAN VE AHLÂKTIR

Gerçek güç, tankların, uçakların, bombaların değil; sarsılmaz bir imanın, yıkılmaz bir ahlakın ürünüdür.

Müslüman, sadece direnirken değil; direnirken bile düşmanına şefkat göstererek zafer kazanır.

Gazze mücahitleri, bütün dünyaya bunu gösterdi.

Aleksander Turbanov’un kalbine işleyen o vakar, o merhamet, o adalet; İsrail’in tüm ordularından daha kuvvetliydi.

Bugün tankların, uçakların, bombaların sahipleri kaybetmiştir.

Çünkü güç yalnızca maddeye dayanırsa çürür; ama imanla beslenen bir güç, tüm dünyayı sarsar.

Gazze’deki mücahitler bunu gösterdiler.

Ellerinde sınırlı imkanlar vardı, ama kalplerinde sınırsız bir iman vardı.

Silahları yoktu, ama ahlâkları vardı.

Orduları yoktu, ama adaletleri vardı.

Aleksander Turbanov’un gözlerinde parlayan hayret ve minnettarlık, işte bu ruhun zaferinin bir nişanesiydi.

O, düşman olarak geldiği topraklarda, gerçek insanlığı, gerçek kahramanlığı ve gerçek adamlığı Filistinli mücahitlerden öğrendi

GAZZE DİRENİŞİ GELECEĞE MİRÂS KALAN ŞEREFTİR

Gazze’nin bombalanan her taşı, direnişin bir mührüdür.

Gazze’de doğan her çocuk, insanlığın yeniden filizlendiği bir fidan gibidir.

Gazze, yarının özgürlük manifestosudur!

Aleksander Turbanov’un “Elhamdülillah” diyerek ayrıldığı o topraklar, sadece toprak değil; insanlık onurunun sancağıdır.

Ve dünya, er ya da geç şunu kabul edecektir:

Mazlumlar direnir, zalimler çöker.

Hak sahipleri sabreder, batıl sahipleri yok olur.

GAZZE’DEN DÜNYAYA HAKİKATİN ÇIĞLIĞI

İnsanlık, Gazze’de kaybettiği vicdanını aramalıdır.

Gazze, modern dünyanın maskelerini düşürdü; kimin gerçek insan olduğunu, kimin sadece maskeli bir zalim olduğunu ortaya çıkardı.

İsrailli esir Aleksander Turbanov’un “Elhamdülillah” haykırışı, insanlık için bir utanç vesikası, Müslümanlar için bir onur beratıdır.

Gazze, bize şunu öğretti:

İnsanı insan yapan şey, tanklar, uçaklar, para ve şöhret değil; iman, sabır, merhamet ve ahlaktır.

Bu çağın kazananları toprak kazananlar değil; ruhlarını koruyanlar olacaktır.

Gazze’de direnen her mücahit, birer şahitlik abidesidir.

Bombalar altında bile düşmanına insan gibi davranan, adaletinden taviz vermeyen o yüce yürekler, dünyanın ahlaksız çağrısına karşılık ilahi adaletin sesini yükseltti.

İnsanlık, bugün Gazzeli mücahitlerden şunu öğrenmelidir:

“İman varsa, şartlar asla belirleyici değildir; ahlak varsa, düşmanlık bile insanı kirletemez.”

Ve unutulmamalıdır:

“Zulümle abad olunmaz; sabırla, adaletle ve imanla kazanılır.”

MÜSLÜMANIN MANİFESTOSU

1. Müslüman, her şartta adaletin tarafıdır.

2. Müslüman, düşmanına dahi insan onuruna yaraşır şekilde davranır.

3. Müslüman, zalimlere asla meyletmez, mazlumdan yana saf tutar.

4. Müslüman, iman ettiği ilkelerden en ağır şartlarda bile taviz vermez.

5. Müslüman, direnişi sadece silahla değil, ahlakla ve sabırla da yapar.

6. Müslüman, insanlık onurunu korumak için canını verir, ama onurundan vazgeçmez.

7. Müslüman, savaşırken bile merhameti ve şefkati elden bırakmaz.

8. Müslüman, sabrı bir zayıflık değil, Allah’ın vaadine iman olarak görür.

9. Müslüman, zulme karşı susmaz, zalimin karşısında hakkı haykırır.

10. Müslüman, en zor anda bile “Elhamdülillah” diyerek Rabbine hamd eder.

11. Müslüman, düşmanın gönlünde bile adaleti ve şefkati hatırlatacak bir iz bırakır.

12. Müslüman, zaferi sadece toprak kazanmakta değil, ruhunu kaybetmeden direnmekte bulur.

SAYGILARIMLA!