Yazılarımı okuyan dostlarımdan aldığım olumlu dönüşler için Allah’tan hepinize ebedî razılık dilerim; ancak siyasetten neden uzak durduğum ve siyasetçilere neden soğuk baktığım sorularıyla karşılaştığım için, bu durumu siz değerli okuyucularıma layıkıyla anlatabilmek amacıyla bu yazıyı kaleme alma gereği duydum.
SİYASETTE BİR KIRMIZI GÜL OLMAK
Bir lalezarın içinde yürürken gözüme çarpan kırmızı bir gül, bana çok şey anlattı. O laleler arasında, tüm ihtişamıyla duran bir kırmızı gül… Farklıydı, güzeldi ve bu farklılığı yüzünden ilk dikkati o çekmişti. Ama aynı farklılık, onun en büyük “suçu” olmuştu. Ona uzanan eller, hayranlık kadar koparma arzusunu da beraberinde getirmişti.
Siyasetteki hikayem de tıpkı bu kırmızı güle benziyordu. Bilgimi, tecrübemi, yeteneğimi cesurca yansıtmak istedim. Haşa kimseden üstün değildim ama diğerlerinden farklıydım; bu, beni bazılarının gözünde bir tehdit haline getirdi. Oysa ben, farklılığın bir zenginlik olduğunu düşünüyordum. Ancak siyasetin dar kalıplarına sıkışmış zihinler, bu farklılığı anlamaktan uzaktı. İlk ben görünmüş, ilk ben konuşmuş ve ne yazık ki, kimilerinin gözünde kendi siyasi istikballeri için tehdit olarak algılandığım için ben de koparılmıştım.
Bu engellemeler ve dışlanmalar beni derinden üzdü, çünkü niyetim yalnızca topluma fayda sağlamak, bildiğim ve yapabildiğim her şeyi daha güzel bir geleceğe taşımaktı. İnsanlara ve insanlığa faydalı olmak ve gök kubbe altında hoş bir seda bırakmaktı niyetim. Ama maalesef koparılmıştım… Ancak tam da bu noktada, engelleyenlerin amaçlarını ve yöntemlerini gördükçe daha da güçlendiğimi fark ettim. Çünkü koparılmak, bir gülün kokusunu yok etmez. Aksine, daha da fark edilmesini sağlar.
Siyaset, çoğu zaman sıradanlıkla beslenir. Aynı fikirlerin, aynı tavırların ve hatta aynı yüzlerin birbirine karıştığı bir düzen… Bu düzen içerisinde farklı bir ses olmak, rüzgara karşı yürümeye benzer. Her adımınızda, bu düzene ait olmayan bir şeyler söylemek istediğinizde, bir yanlışı görüp dile getirdiğinizde, liyakatin ayaklar altına alındığını fark ettiğinizde, bir işi layıkı vechile yaparım diye bir göreve niyetlendiğinizde bu rüzgar sizi daha sert bir şekilde savurur. Çünkü farklı olan, mevcut düzenin aynasında bir çatlak yaratır. Ve düzen, bu çatlağı kapatmak için genelde en kestirme yolu seçer:
“Farklı olanı susturmak, yok etmek.”
Ancak burada sorulması gereken asıl soru şu: Lalelerin arasında bir kırmızı güle ihtiyaç yok mu? Siyaset, cesur ve farklı düşünen insanlarla zenginleşmez mi? Siyasetin her dönemi cesurların omuzlarında yükselmişken her mahalleye bir deli gerekmez mi? Herkesin aynı düşündüğü, aynı yolda yürüdüğü bir düzende ilerleme mümkün mü?
Engellemeleriyle beni sindirmeye çalışanlara sesleniyorum: Farklı olanı yok etmek, topluma hiçbir şey kazandırmaz. Aksine, o farklılığın getirebileceği değerleri de ortadan kaldırır. Beni engelleyerek değil, destekleyerek topluma daha büyük bir fayda sağlayabilirdiniz. Benim amacım, topluma katkıda bulunmak, insanlara ve insanlığa fayda sağlamaktı. Bu amacımda durdurulmamaya kararlıyım.
Ben koparıldım, evet. Ama bu, beni vazgeçiremedi. Ben sadece yöntem değiştirdim. Bilerek ama istemeyerek uzak kaldım. Unutulmak için değil, bilakis unutulmamak için bunu yaptım. Çünkü koparılan bir gül bile, kokusuyla hatırlanır. Siyasette farklı olmanın bedeli ağır olabilir, ama unutulmamalıdır ki değişimi başlatanlar her zaman farklı olanlardır. Laleler arasında bir gül olmak cesaret ister, ama o cesaret dünyayı değiştirebilir. İşte ben o gül olmak istedim.
Son olarak, topluma seslenmek istiyorum: Bu engellemeler yalnızca beni değil, sizleri de etkiler. Çünkü susturulan her farklı ses, toplumu bir adım geriye götürür. Destek vermeniz gereken, farklı olanı korumak ve ona sahip çıkmaktır.
Belki de mesele, sadece bir gül olmayı göze almakta. Çünkü lalezarın asıl rengi, o kırmızı gülde saklıdır.