Sabah namazı henüz bitmiş, Teze Cami’den çıkan ayakkabıcı esnafı sabah duası için, çarşının ak sakallılarından Yemenici Mecit Efendiyi bekliyorlar. Sabah ayazı hepsinin içine işlese de kimsede en ufak bir rahatsızlık belirtisi yok. Az sonra camiden çıkan Mecit Efendi görünüyor. Tüm esnaf saygı içinde, Mecit Efendiyi selamladıktan sonra, Mecit Efendi çarşının girişinde durup sabah duasını ediyor ve herkese hayırlı işler diledikten sonra esnafl ar, Bismillah diyerek dükkanlarını açıyorlar.
Eveet, anladınız sanıyorum, Yemenici Bazarı’ndan ve Yemenici Bazarı’nda, yaz kış, soğuk sıcak demeden her gün tekrarlanan bir ritüelden bahsediyorum.
Kışın kar yağdığında kardan korunmak, baharda yağmurdan, selden korunmak için yerden 70- 80 cm yüksekliğinde yapılan 10-12 metre kare büyüklüğünde ahşaptan yapılmış, tahta darabalı salaş mekanlardı yemenici bazarı.
Ahilik kültürünün tam anlamıyla yaşandığı, güzide insanlar topluluğuydu sanki. Bugünkü yeni yetme esnafl ara, o insanların “ben siftah ettim komşum etmedi, ondan alış-veriş yapın” diyecek kadar (Malatya tabiriyle) “Beg gönüllü” olduklarını söylesek ne derler acaba.
Esnaf bir işi olduğu zaman veya camiye gideceği zaman dükkanını kapatmazdı, dükkanın önüne bir bez (Hıla) çeker öyle giderdi. Herkesin birbirinden emin olduğu günlerdi vesselam.
Dükkanların arasında birbirine açılan “taka” denilen küçük pencereler koyulmuştu, bu takadan sohbet edilir, dertler paylaşılır, gerektiğinde paralar bile paylaşılırdı.
Esnafın, o gün bir ödemesi varsa, işlerde o gün kesat gittiyse, Dellal (Tellal) Ramazan imdada yetişirdi. Sıkıntısı olan esnaf üç-beş çift ayakkabıyı Dellal Ramazan’a verir, kendi işine gücüne bakardı. Dellal Ramazan, elinde ayakkabılarla çarşıyı turlardı. Esnafl ar durumu bildikleri için Ramazan’ı çağırıp çoğu zaman sormazlar ama bazan da kimin ayakkabısı bunlar diye sorduklarında, Dellal Ramazan ser verip sır vermez, “bir uşağın ayakkabıları” diyerek geçiştirirdi.
Esnafl ar da üzerinde fazla durmadan ayakkabıları alır ve parasını verirlerdi. Yarın kendilerinin de paraya sıkışmayacaklarının garantisi var mıydı?
Yani böyle adı konulmamış birbirlerini koruma ve kollama mekanizması kurulmuştu.
Sabah namazından sonra dualar eşliğinde dükkanını açan esnaf, önce temizliğe girişir, sonra dükkanın önünde sergileyeceği malları dizer ve müşteri beklerdi. O günlerde ayakkabıcıların en çok sattıkları yemeniydi. Bundan başka, Gızlaved lastik, Ankara lastiği bir de altına kabara çakılan özel yapım ayakkabılar da satılırdı.
Lastik ayakkabı giyenlerin işleri bir hayli zordu. Çünkü lastik ayakkabıla-rın hepsi aynı makineden çıkmış, yani birbirinin aynıydı. Camide, cenazede, misafi rlikte lastikler birbirine karışır, herkes birbirinin ayakkabısını giyerdi. Bu karışıklığı önlemek için, Gızlaved lastiklerin bazı yerlerine çatı gopçası denen çıt çıtlar çakılırdı. Herkes kendi gopçasının yerini ve adedini bildiği için karışıklık önlenmiş olurdu.
Çarşı esnafı, çarşının bereketi kabul ettikleri, kimilerinin deli kimilerinin veli dedikleri, Gız Mahmut, İzo, Deli Gaffar’ı sahiplenmişler ve onların tüm bakımını üstlenmişlerdi. Esnafl ar arasında kıskanılacak bir samimiyet vardı. Hafta içi görüştükleri yetmiyormuş gibi, hafta sonu da hep birlikte pikniğe giderlerdi.
Çarşının en eski esnafı, saygın bir kişiliği olan Yemenici Mecit Efendi’ydi. Daha sonraki eski esnaf, İmamlılar diye bilinen Hamit ve İbrahim kardeşlerdi. Bu kardeşler, Malatya’nın en büyük imalatçılarıydı da aynı zamanda. Diğer eski bir esnaf da Mumcuların Cumali idi. Aynı zamanda derici de olan Mumcuların Cumali, o yıllarda Amerika’dan ithal kösele getirten ve ayrıca Malatya’nın Yeşilkaynak semtinde kösele fabrikası açan ilk esnaftır.
Daha sonra, Hasan Özelgin, Fadıl Yaprak, Karabağlı Mustafa Türk, yemenici ve ayakkabıcı Geleli Abdullah, Cercis Taşdemir, Ayak üstü iş yapan, Dellal Ramazan, Mehmet, Nevzat, Murat Topgül kardeşler.
Ganere tarafından girilince, Söğütlü ?ami tarafındaki dükkan, Köşger Tiridin Hamdi’nin yanı, Muhittin Tirit, onun yanı Kemal Tirit’in dükkanıydı. Daha sonra, Hanifi İğci, Vahap Algedik (Kıllı Vahap), Nevzat Yorulmaz, Adnan Şafak, Ali Güzel (Kabak Ali), Mehmet Yağmurlu (Fırfırik Memet), Posbıyık Celal ve Kamil Dayı’nın ayrıca Köşker Rıfat Aslanalp’ın dükkanları sıralanırdı.
Karşı sırada, yine hazır lastik ve yemeni satışı yapan, Mehmet Yavuz, Hacı Savaş, Mehmet Kasapoğlu, Recai ve Zeki Candaş (Et yemezler), Mehmet Polat, A. Osman Çulcu, Hacı Pektaş, Hacı Zafer, Topal Mustafa gelirdi.
Burada bir nokta koyup Topgül kavafi yenin kurucusu Mehmet Topgül’ün ilginç hikayesini anlatalım.
Mehmet Topgül, ayakkabıcılık mesleğine, eniştesi Cercis Taşdemir’in yanında çırak olarak başlar. Askerden önce girdiği mesleğe askerlik için ara veren Mehmet Topgül askerlik yaptığı yıllarda da çalışmasına devam eder, asker ocağında saraçlık yaparak, ordunun koşum takımlarını yaparak, ayakkabı tamir ederek 500 lira kazanır. O zaman askerliğin dört yıl olduğunu da hatırlatalım. Askerlik dönüşü 00 lira sermaye ile bir dükkan kiralayıp, kardeşlerini de yanına alarak iş hayatına başlar. Bir süre sonra küçük kardeşi Nevzat da askere gider ve o da abisi gibi asker ocağında boş durmaz, askerde geçen dört yılını hem vatan görevini yapıp hem çalışarak geçirir. Askerlik dönüşü 400 lira kazanmıştır, ve o da kazancını dükkana sermaye olarak koyar ve işleri büyütürler. Ağabey Mehmet Topgül, bir süre sonra, dükkana katkı olsun diye D.D.Yollarında işe başlar. 12 sene Yeşilyurt’tan işe yürüyerek gider. İşler yoluna girmiştir artık, kiracısı oldukları Vakıf iş hanının bulunduğu yerde bulunan dükkanı satın alarak kiradan kurtulurlar. Daha sonra şimdiki çarşı içindeki bir dükkan daha alırlar ve böylece Topgüller müessesesinin yükselme devri başlamış olur...
Evet, nerede kalmıştık; çarşının esnafl arını anlatmaya devam edelim.
Nurettin Akdeniz ile devam edelim. Ustalığı tartışılmaz, insanlığıyla da herkese örnek olan Serkis Usta, İbrahim Şalva, Hacı Ahmet Çulcu, Turan Örsel, Alibey Mavuş, Şeyh Osman’ın müridi olarak bilinen Ancarlı, Kunduracı Ali dayı, Halis Sevimli ve oğlu Asım Sevimli (Daha sonraki yıllarda Sevimli Kundura adıyla pastanenin karşısında uzun yıllar hizmet verdiler), Recai ve Zeki Candaş kardeşler, Kadir Mavuş, Kemal Aras, Bekir Başer, O zamanın tek mest yapan ustası mestçi Mamoş, Mehmet Kuşdoğan.
Bu saydığım esnafl ardan Nurettin Akdeniz ve mestçi Mamoş’un dışındakilerin hepsi rahmetli oldu.
İbrahim Şalva’nın oğlu Halil Şalva, Zeki Candaş’ın oğlu Mustafa Candaş, Alibey Mavuş’un oğlu Mehmet Mavuş, Hanifi İğci’nin oğulları Ömer Malatya’da, abisi Tahir İstanbul’da, Mehmet Topgül’ün oğlu Alaattin Topgül ve Hasan Topgül, baba mesleklerine hala devam etmekteler.
Ahiliğin kurucusu, Ahi Evran hazretleri, birbirinin müşterisini çalmaya çalışan, şimdiki esnafl arı görse ne derdi acaba çok merak ediyorum..!
Ölenlere rahmet, kalanlara sağlıklı ömür diliyorum.
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...