Kanaatkâr olmak en özet şekliyle elindeki ile yetinmektir.
Feraset DERSLERİ-6-
Kanaatkâr olmak en özet şekliyle elindeki ile yetinmektir.
Belki de en unuttuğumuz erdemlerden biridir kanaatkârlık.
En çok ihmal ettiğimiz,
En çok itibarsızlaştırdığımız,
En büyük yitiklerimizden biri.
Anketler yapılıyor insanların mutluluğu üzerine. Sonuç? Bunların yarısı hayatından memnun değil.İnsanların yarısı mutsuz.
Bu mutsuz kesimin en önemli sorunu nedir acaba?
Üç maddede özetleyebiliriz; Elindekinden memnun olmamak, başkasındakine göz dikmek, gücünün yetmediği şeyleri elde etmek için hırs yapmak. Yani kanaatsiz olmak.
Kanaatkâr olmak ile feraset ilişkisini kurmaya çalışacağız bu yazıda. Bu ilişkiyi kurmak çok da zor olmasa gerek. Zira halinden memnun olmayan mutsuz, sorunları ile boğuşup duran, imanını sorunlarının eline kaptırmış bir insandan ileri zekâ, keskin bir görüş, ferasetli bakış beklenemez.
Evet tekrar edelim; kanaatkâr olmayan bir Müslüman mümin feraseti gösteremez.
Bir düşünelim. En çok neden şikâyet ediyoruz: Gelirimizin yetersiz olduğunu düşünüyoruz ya da alım gücümüz azaldığını. Belki de eskisi kadar kolay para biriktiremediğimize canımız sıkılıyor. Peki rızkı verenin Allah olduğunu istediğine, istediği zaman, istediği kadar vereceğini bilmiyor muyuz? Tüm bunların -yaşadığımız her meselde olduğu gibi-Allah (C.C)’ın takdiri olduğunu unuttuk mu? Bizi yaratanın aynı zamanda yaşattığına inanmıyor muyuz?
Yoksa Allah (C.C)’ın bize takdir ettiğine, ölçüp biçtiğine razı değil miyiz?
Yoksa rızkı Allah (C.C)’ın dağıttığını bildiğimiz halde dönüp insanları mı suçluyoruz?
Allah (C.C) nimeti dilediğine verir. Biz de ister şükreden oluruz ister nankörlük eden. İşte dünya imtihanını kazanmak ya da kaybetmek arasındaki ince çizgi budur!
Salih bir mümin kadın ve erkeğe düşen güzelce sabretmek, minnettarlıkla şükretmek, kendisine takdir edilene kanaat etmektir. Ne gelirse Allah (C.C)’ tandır. Bize bir hayr isabet ederse kula minnet etmeye gerek yoktur. Bize bir şer isabet ederse de kula isyana mahal yoktur.
Kanaat etmeyenlerin ne halde olduğunu görmüyor muyuz?
Onlar her zaman mutsuzdurlar.Allah (C.C) azaltırsa mutsuz olurlar çoğaltırsa kendilerinden daha üstün olanları görüp yine mutsuz olurlar. Ya da ellerindekinin kayıp gitmesi ile mutsuz olurlar. Ellerindekinden hep daha fazlasını daha fazlasını isterler. O kadar ki daha fazla kazanmak için meşru dairenin dışına çıkarlar. Faiz için bahane uydurur, aşırı borç yükü altına girer iflasa sürüklenirler. Başkalarına üstün görünmek için çok para harcarlar. Servetlerini kaybedince de şeref ve izzetini de kaybettiğini düşünürler. Hayır hasenat yapmak isteseler de bunu yapacak güçleri kalmamıştır.
Oysa kanaatkâr olanlar öyle midir?
Allah (C.C) onları daraltırsa karşılığında bir ecir bekleyerek sabrederler.
Hastalıklar ve kayıplar onları mahzun etmez. Zira onlar bilir ki hayır da şer de Allah (C.C) tandır. Allah (C.C) tan haya edeler de hallerinden şikâyet etmezler.
Allah (C.C) onlara nimetlerini genişletirse bu da onlar için hayırdır. Şımarmazlar tevazu ile Allah (C.C)’a hamd ederler. Ellerindekinin fazlalığını abartmazlar.
Allah (C.C)’ın verdiğini kullarla paylaşırlar. Zekât ve sadaklarını tam verirler.
Kazandıkları kadar harcar, ağır borç altına girmezler.
Mümin kardeşinin elindekine sevinir, ona göz dikmezler.
Çünkü onlar peygamberlerinin sözlerine tabii olurlar. “En büyük zenginlik kanaatkâr olmaktır”
Rabbim, bizi de onlardan eyle.