Sabah uyandığında annesinin hazırlamış olduğu kahvaltıya bin bir nazla oturup kahvaltı biter bitmez de kendini mahalledeki arkadaşlarının yanında bulmak…
Sabah uyandığında annesinin hazırlamış olduğu kahvaltıya bin bir nazla oturup kahvaltı biter bitmez de kendini mahalledeki arkadaşlarının yanında bulmak…
Saatlerce oyunlar oynadıktan sonra acıkınca tekrar evinin yolunu tutup eve varınca da karnını doyurduktan sonra televizyonun veya internetin başına geçip onlarla mutlu olmaya çalışmak…
Okul zamanı annesinin temizleyip ütülediği giysilerle okula gidip arkadaşlarının arasında cıvıl cıvıl oynamak ve eve gelince de varsa ödevlerini bitirip tekrar oyuna koşmak…
Borçlar, alacaklar, ev geçindirme telaşı, eş ve çocukların sorumluluklarını taşımak gibi bütün sıkıntılardan uzak tatlı bir dönem geçirmek…
İşte çocukluğun kısa tasviri budur.
Çocuk, çocukluk dönemlerinde kendi yaş grubuna ait oyunlarla ve arkadaşlarla gelişimini sürdürecektir ancak ne yazık ki birçok anne-baba o dönemlerde çocuğun manevi eğitimini göz ardı etmektedir. Unutulmamalıdır ki çocuğumuzun ileri dönemlerde yaşayacağı hayatın rahat olması nasıl iyi bir okul eğitimine bağlıysa onun, bizim ve toplumun sağlam ve rahat gelecek yaşayabilmesi de çocuğumuza, çocukluk döneminde vereceğimiz manevi eğitime bağlıdır.
Toplumuzun kültürel, geleneksel ve inanç değerlerini ne yazık ki çocuklarımıza ve gençlerimize aktaramıyor ve onları bu zenginliklerden mahrum bırakıyoruz. Bu durum hem onları büyük oranda ruhsuz, duygusuz, makine gibi birer insan yapıyor hem de bu değerlerden uzak yetişen gençler toplumumuzun başına birer dinamit gibi patlayabiliyor bir zaman sonra. Çocuk yetiştirmenin sadece ona öğrenim imkânları sağlama olduğunu zanneden birçok anne-baba ne yazık ki bilmeden kendi huzursuzluklarını hazırlamaktadırlar.
Şöyle bir düşünelim: Bütün manevi değerlerden yoksun yetişen bir genci, çıkarları uğruna bütün kötülükleri yapmaktan ne alıkoyabilir? Çocuğum asi oldu, söz dinlemiyor, sabahlara kadar eve gelmiyor, bize hakaret ediyor diyen anne-babalar bunun nedenini hiç düşündüler mi? Ben, fen lisesi veya çok iyi üniversite kazandığı halde “Keşke bu çocuk bu kadar başarılı olmasaydı!” dediğimiz çok genç bilirim. Evet, onlar hiçbir manevi ve kültürel değeri bilmeyen, ruh yoksunu gençlerdi. Ve bu nitelikteki insanlar bir de yarın memleketin idari noktalarında bulunurlarsa ne olur halimiz düşüncesi bize bu sözleri söyletiyordu ne yazık ki.
Sevgili anne-babalar, manevi değerlerden ürkmeyelim lütfen. Sadece polis veya jandarma korkusuyla kötülüklerin önlenemeyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ama bir insan atacağı her adımdan manevi olarak sorumlu olduğunun bilinciyle hareket ederse onu kötülüklerde frenleyecek müthiş bir güce sahip olmuş olur. Şunu vermeye çalışalım çocuklarımıza: “Her an beni görüp yaptıklarımı kaydeden biri var. O halde kötülüğü, insanlar görmese de yapmamalıyım.”
İşte bu düşünceye sahip gençlerimizi en iyi yerlerde okutmak, o zaman bize mutluluk verir. Çünkü o vakit biliriz ki:
Bu gençlerimiz, annenin ve babanın kutsal olduğunu bilecekler ve anne-babalarına hak ettikleri gerçek değeri vereceklerdir.
Bu gençlerimiz; eğitimin, öğrenimin asıl amacının, öncelikli olarak doğruyu yanlıştan ayırmak ve doğruları yapıp yanlışlardan uzak olmak olduğunun bilinciyle hareket edeceklerdir.
Bu gençlerimiz; bulundukları yetki makamlarında kendi menfaatleri uğruna ailesini, çevresini, şirketini, toplumdaki insanları; bunlardan da önemlisi VATANLARINI satmayacaklardır.
Bu gençlerimiz; bir gün bir yerlere hesap vereceklerinin bilinciyle, bir karıncaya bile zarar vermemek için adımlarını dikkatli atacaklardır.
Bu gençlerimiz, bizim başaramayacağımız birçok güzel işi başarmak için kendilerinde büyük bir azim bulacaklar ve inandıkları doğruları başarmak için asla pes etmeyeceklerdir.
Bu gençlerimiz; evlilik hayatlarında eş ve çocuklarına karşı sorumluluklarını tam bilecek, yerine getirecek ve huzurlu bir aile ortamı sağlamak için ellerinden geleni yapacaklardır.
Bu gençlerimiz, bilerek alınan bir gram insan hakkının vebalinin büyük olacağının bilinciyle hareket edip toplumdaki haksızlıkların önünde kuvvetli bir set oluşturacaklardır.
Bu gençlerimiz; sıkıntısı olan bir dostunun sıkıntısının yok olması için bir adım attığında kendisinin on sıkıntısının yok olacağını bilip yardıma gerçekten ihtiyacı olanların yanında adeta iyilik meleği olacaklar ve bu sayede toplumu bunalıma, cinnete, dehşete sürüklenmekten kurtaracaklardır.
Bu gençlerimiz, basit bir tebessümün bile insanlara büyük bir iyilik olacağını bilip topluma pozitif enerji yayma konusunda birbirleriyle yarışacaklardır.
Bu gençlerimiz; sonsuz mutluluğun anahtarının anne ve babalarına saygı ve hizmet olduğunu bilip onların kalplerini kırmamak için gereken sabır güçlerini ve bütün imkânlarını kullanacaklar, yaşlılıklarında onları huzurevi veya hastane köşelerinde ölüme terk etmek yerine, evlerinin başköşelerinde sultanlar gibi muamele göstereceklerdir onlara.
Bu gençlerimiz ve onların çocukları; işte o vakit hepimizin özlediği, hayallerimizde yaşattığımız cennet toplumunu oluşturacaklardır.