Hani devletimizin bir numaralı ismi dahi belirtiyor ya, eğitimde istediğimiz noktaya gelemedik diye.

BUNLARI YAPALIM MI?

Hani devletimizin bir numaralı ismi dahi belirtiyor ya, eğitimde istediğimiz noktaya gelemedik diye. İstenilen noktaya bir gün gelebilir miyiz, bilmiyorum ama zannımca şu hamleleri yaparsak şu andakinden çok çok ileri noktalara ulaşabiliriz.

Haydi Sayın Bakan’ım, gelin okul öncesinden başlayarak ilk ve ortaokul müfredatına “Türk Kültürü, Gelenek ve Görenekleri” derslerini ekleyelim.

Yine aynı gruplara “İslam Kültürü, Akaid, İlmihal, Ahlak, Âdâbı Muaşeret” dersleri verelim.

Bize ve bizden önceki nesillere o yaşlarımızda çatalı sol elle, bıçağı sağ elle tutma; bardağı ağzımıza götürdüğümüzde iki parmağımızı havaya kaldırma; yemek yerken hiç konuşmama gibi bütün Hıristiyan ve Yahudi gelenekleri öğretilmişti hiç çekinmeden. Artık özümüze dönme, kendi kültürümüzü öğretme zamanı gelmedi mi?

İlkokul beşinci sınıfta öğrenciydik. Bir gün Ayten Öğretmen sınıfta bir etkinlik yaptı. Sınıfımızdaki üç kız arkadaşımızı alıp birine çarşaf-peçe, birine pardösü-eşarp, diğerine de mini etek-askılı bluz giydirdi ve üçünü de tahtanın önüne çıkarıp bakmamızı istedi. Hangisinin daha güzel göründüğünü bize sorup cevabı da kendisi verdi ve oyunu mini etekliden yana kullandı. Sonra da başladı anlatmaya: Osmanlı döneminde işte bu çarşaf-peçe giyilirmiş ve kadınlar karafatma gibi görünürmüş, Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu pardösü ve eşarp giyilirmiş, günümüzde de giyiliyormuş, çarşafa göre iyiymiş ama en güzeli şu mini etek ve askılı bluz imiş. Çünkü kadını oldukça doğal, modern gösteriyormuş. Kadın, güzelliklerini saklamak zorunda kalmıyormuş. Buradan yola çıkarak Osmanlı’ya, oradan da İslamiyet’e saldırıp durmuştu körpe dimağlarımıza Ayten Öğretmen.

Nesiller bu metotlarla dininden, örfünden, geleneğinden, güzel hasletlerinden uzaklaştırılıp koparıldı on yıllarca. Şimdi aslımızı, bizi biz yapan değerlerimizi ders olarak okutmaktan hâlâ çekiniyorsak ne zaman olacak bu iş? Medeniyetin açık kıyafet giymek, çatalı sol bıçağı sağ elle tutmak, bardağı ağza götürürken iki parmağını havaya kaldırmak, balolarda eşleri değiştirerek dans etmek olmadığını; muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmanın ilimle, teknolojiyle, imarla, üretimle, güzel örf ve âdetlerimizi, inancımızı muhafaza etmekle olacağını ne zaman anlatacağız yeni nesillere Sayın Bakan’ım? Dünya teknolojisinin mimarı olan Japonya böyle eğitim veriyor mesela.

Âdâbı Muaşeret dersine çok ihtiyacımız var mesela. Bir okulda, öğle arasında, okul bahçesindeki kamelyanın altında gayet rahat bir şekilde uzanıp kendisine doğru geldiğini gördüğü halde babası belki de dedesi yaşındaki erkek öğretmene aldırış etmeden sere serpe uzanmaya devam eden bir kız öğrenciye; bunun bizim örfümüzle ilgisi olmadığını, dejenere olmuş toplumların bu halde olduklarını ne zaman öğreteceğiz?

Öğretmenle öğrencileri arasında tarifi mümkün olmayan muazzam bir gönül bağı olduğunu ancak aradaki saygı perdesi kaldırıldığında bu bağın da kopacağını neden anlatamıyoruz ki?..

Ev içerisinde anne, baba ve büyüklere karşı saygılı davranmanın erdemini biz öğretmesek kimden öğrenecek gençler ve çocuklar?

Yine okul öncesi eğitimden başlayarak ilk ve ortaokulun uygun seviyedeki sınıflarının müfredatlarına Bahçe ve Tarım, Biçki-Dikiş, Basit Makineler, Elektrik İşleri, Tesisat İşleri, Kuaförlük…” gibi uygulamaya dayalı dersler koyalım mı? Yok, öyle üst düzeyde eğitim için değil, sadece çocukların yeteneklerini ölçmeye dayalı basit düzeyde uygulamalar olsun bunlar. Yetenekleri ölçelim ki, geleceğin inkılap yapacak potansiyeldeki tarım mühendisini, alanında çığır açacak terzisini veya kuaförünü, insanlara harika hizmetler sunacak olan sanayi elemanlarını illa doktor, avukat olacaksın diye heba etmeyelim Sayın Bakan’ım.

Gençlerimizi projeler kapsamında sadece Avrupa ülkelerine değil, Türk cumhuriyetlerine de gönderelim mesela. Kazakistan’a gidip Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi türbesini ziyaret edip onun insanlığa kattığı değerleri öğrensinler. Moğolistan’a gidip Orhun Abideleri’ni görsünler ve o dönem Tür kültürü hakkında bilgi sahibi olsunlar.

Akşemseddin’i öğretelim mesela, Pasteur’dan 400 sene önce mikrobu bulan.

Ay’ın şekillerini ilk kez kitap halinde anlatan Ali Kuşçu’yu, Trigonometride tanjant, kotanjant, sekant, kosekantı bulan Ebu’l Vefa’yı, İlk defa dünyanın döndüğünü ispat eden Biruni’yi, Avrupa’ya matematiği öğreten Ebu Kamil Şü’ca’yı, gelgit olayını ilk kez ortaya çıkaran Ebu Ma’şer’i, kimya biliminin atası Cabir bin Hayyan’ı, otomatik sistemi kurarak bilgisayara zemin hazırlayan Cezeri’yi, sesin fiziki izahını ilk kez yapan Farabi’yi, Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı başaran İbn Firnas’ı, eserleri 600 sene Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulan tıbbın babası İbni Sina’yı, yüzlerce yıl önce bugünküne en yakın dünya haritası çizen Piri Reis’i, cebirin bulucusu Ömer Hayyam’ı ve daha nicelerini öğretelim çocuklarımıza. Öğretelim ki bizden aldıklarını bize pahalıya satan Avrupa’nın hayranı olmak yerine, ecdadın mirasına sahip çıkan pırıl pırıl nesiller yetişsin.

500 sene, sanatın zirve noktasını insanlara sunan Klasik Türk Şiirini(Divan şiiri), okutalım ve sanatın hazzını yaşatalım mesela. Fuzuli’nin aşk deryasına dalıp Baki’nin kelime cambazlığında şaşkınlığa dalsınlar; Nedim’in şuh şiirlerinde eğlenceyi, Nabi’de ahlakı, Şeyh Galib’de tasavvufu bulup zenginleştirsinler ruhlarını. Dede Efendi’nin, Itri’nin, Selahattin İçli’nin doyumsuz eserlerinin zevkinden içerelim onlara birer yudum. Oradan halk müziğine dalıp bağlamanın, udun, kanunun ses ahengi eşliğinde Mukim Tahir’i, Kel Hamza’yı, Celal Güzelses’i, Kazancı Bedih’i dinlesinler yurdumun gençleri.

Bütün bunlardan da önemlisi; vatanını, kutsalını, namusunu üç kuruş (veya bir dolar) bedele satmayacak sağlam karakterli insanlar yetiştirelim. Ne dersiniz, iyi olmaz mı Sayın Bakanım?..