İnsanlık kendi yoluna belleğinde ki tarihle yürür uluslar tarihsel deneyimlerini belleklerinde taşıdıkları sürece ilerleyebilirler aksi takdirde insan yığınında öteye gidemez uluslaşamazlar.

İnsanoğlu tarihsel süreçlerde kendi öz seçimleri ve gayreti ile kıtalara yayılmıştır. Dinlerin gelişi savaş ve kuraklığa bağlı olarak büyük göçler şu anki dünyamızın etnik yapısını büyük oranda etkilemiştir.

Her milletin kendi öz kültürü dünya coğrafyasında kendini göstermektedir. Çinliler yerleşik bir kültürle Asya’nın doğusuna yerleşmiş ve asırlar boyunca istilaya uğradıkları halde aynı yerde kalmışlardır.

Dünyaca ünlü Çin Seddi’ni inşa ederken kendilerini aynı toprak parçası üzerinde kültürel olarak var etmişlerdir ve Çin’i ulusal yok oluşta koruyan tek şey tarihsel belleği koruma çabalarıdır.

Dünya tarihine baktığımızda kültürünü tarihsel belleğini koruyan ulusların nasıl büyüyüp dünya tarihine etki ettiklerini görürüz tarihsel süreçte başka milletlere hayranlık ve özenti duyan ulusların dağıldığına şahit oluruz. Yozlaşma dilde başlar. Önceleri yabancı kelimeler girmeye başlar, sonra kendi atasözlerimiz yerine başka milletlerin atasözünü örnek olarak gösterilir.

Televizyonlarda hep yabancı filmlerin yabancı kahramanları gösterilir ve en çok onlar beğenilir. Bir milletin gençleri, adı, dini, ulusu, farklı artistlere hayran olur ve hayran oldukça onun gibi olmaya çalışır. Halbuki olmaya çalıştığımız insan başka bir din ve kültürde. İşte bunların tamamı bizi yozlaştırır. Dilde yozlaşma; okuduğumuzu, birbirimizle konuştuğumuzu anlamamayı getirir. Bu ne demektir? Okuduğunu anlamayan toplum dinini de tam anlamıyla anlayamaz. Komşusu ile bile tam anlamıyla anlaşamaz. Bu topyekün kültürel saldırı altında olduğumuzun anlamına gelir.

Son yıllarda TRT’deki Diriliş ve Payitaht Abdulhamit gibi dizilerin raiting rekorları kırması inanın bana çok umut verici ama yeter mi, yetmez. Sivil Toplum Kuruluşların devletimizin bu konuya daha çok sahip çıkması gerekmekte.

Amerikalıların sahte gerçekte yaşamayan kahramanlarına hayran olarak büyüyen gençliğe bir zamanlar Avrupalı zalim kralları titreten kendi öz kahramanlarımız var. Gençlerimiz Kaptan Amerika’nın olmayan kahramanlığına hayran kaldıkça milli şuur tam anlamıyla gelişemez. Halbuki Deli Dumrul’un yiğitliğinin gölgesinde koca bir yürek var. Dede Korkut hikayelerinde on asra yetecek bilgi var. Türk diyarında doğup peygamber gölgesi mescitlerde yetişip zalim Bizans’ı titreten Battalgazi’ye aşık hayran bir gençlik için ilerlemek mukadder olacaktır. Vatan savunmasında Hz. Hamza gibi dik durmayı seçen bir milleti kim yıkabilir?

Türkler dünyanın fetih ruhlu milletidir. En çok devleti biz kurduk ve en çok devlet yıkan da biziz. Beş bin yıllık bağımsızlık tarihimizle dünyaya hür yaşamayı ve hürriyet için ölmeyi biz öğrettik. Peygamber sancağı ve hilafetini Arap’lardan devralarak Avrupa’nın içlerine kadar taşıyıp, çağ açıp, çağ kapayan biziz. O halde aslımıza dönmeliyiz. Şunu iyi bilmeliyiz ki; Avrupa bizim belleğimizi tam silmeden bizi Avrupa Birliği’ne almayacaktır.

Belleğini koruyan kentler derneği bu anlattıklarımın savaşını vermekte. Tarihi kültürel yozlaşmaya karşı savaş sancağını kaldıran tek dernek. Tüm Türkiye’de şubeleri var. Başkanı LEVENT İSKENDEROĞLU. Vatanı için yaşayan, vatanı için çalışan, eşine az rastlanır insanlardan. Bir insanın tüm hayatı vatana hizmeti olur mu? Olurmuş. Onu gecenin ilerleyen saatlerinde uykusunda telefonla arayıp vatan hizmeti var diye kaldırabilirsiniz. Uykusunu, sosyal yaşantısını vatana bağışlayan bir insan. Amaçlarını, vatan için çarpan yüreğini gördükçe kendimden utandım. Bahaneler ardına sığınan kendimden. Bu asırda BELLEĞİNİ KORUYAN KENTLER DERNEĞİ’nin yüklendiği misyon geçmişte binlerce gaza ile kurulan Osmanlının yüklendiği misyonla aynı. Çanakkale Boğazı’na bütün vahşiliğiyle yüklenen Batının amacı Osmanlı İslam kültürünü yok edip tarihsel olarak devraldığımız bütün sancakları yakıp belleği yok etmekti. Öyle bir bellek ki üç kıtaya yayılmış koca köklü bir kültürdü. Şimdi her yanda kültürel yazlaşmaya itilir iken BELLEĞİNİ KORUYAN KENTLER DERNEĞİ’nin çalışmaları yeni bir Çanakkale cephesi gibi gelen akınlara karşı savaş vermekte.

***

Yunus Emre’nin heybesinde, Mevlana’nın semah gölgesinde, hakka yürüyen ashap izinde Orta Asya’dan dünyaya yayılan bir kıl çadır, bir de imanı olan alperenler kılıcında yazılı adım. Medeniyet beşiğini feth edip Anadolu adını koyan koca bir kültürdür Tük İslam…