Ampulün parıltısında bir azalma var!

Parıltı hangi durumlarda azalır?

Bir direnç meselesi varmış!

Onunla ters orantılı.

Direnç artınca parıltı azalır, azalınca artarmış.

Her iletkenin de, az ya da çok mutlaka bir direnci var.

Gümüş, bakır, altın, alüminyum, demir, kalay, kurşun… azdan çoğa doğru gidiyor.

İletken, sözgelimi tel inceyse direnç artar, parıltı azalır.

Tel kalınsa direnç azalır.

Tel uzunsa direnç artar, kısaysa azalır.

Ampulün parlaklığı da ona göre artar, azalır.

Devre elamanlarının ısınması, devre elamanlarında bir direncin, oluğuna kanıttır.

İnsan ve insan toplulukları, birlikleri, ortaklıkları da öyle değil mi?

Evet, Ak Parti sisteminde bir ısınma var mı? Var.

Demek ki Parti, Sistem iletkenlerinde iyiye, güzele bir direngenlik var.

Var ama işin sevindirici yanı, Ak Parti Merkezinin bunu biliyor olması.

Bunu düzeltebilecek donanım ve enerjiye sahip olması.

Hangi örgütlerin dokusunu oluşturan yönetici, yönetim elamanlarında birey olarak veya birlikte zincir olarak incelik veya gereksiz uzunluk var?

Teşkilatı oluşturan şahısların ayrı ayrı ve birlik olarak yapılarında akışı zayıflatan, iletkenliğe direnç gösteren ve sistemi ısıtarak Ampulün parıltısının azalmasına sebep unsurlar var, Ankara biliyor.

Ankara, Ankara’nın da eksiklerini, yanlışlarını da biliyor.

Türkçesi, yönetimin her kademesinde, bürokrasinin her basamağında heyecansızlaşan, yenilikçiliği soğumuş, atılım gücü düşük, vatan, millet, Türkiye ülküsü belirsizleşmiş… kişileri Ankara biliyor.

Bunları olağan yaşamlarına çekip, dinlendirip, Tam Bağımsız Türkiye sevda sistemini ısıtmadan, tıkır tıkır işlemesine işçilik, mühendislik yapacak yeni kadroların teşkilat ve bürokrasi kademelerine gelmelerini sağlayacaktır.

Başımızdan geçen bir “eski iş” anlatayım değişimi görün…

14 Mayıs seçimlerden önce, deprem nedeniyle bir adres değişikliğimiz olmuştu.

İşlemi yapan Malatya Nüfus Müdürlüğü, elimize yeni adresimizi bildiren yazıyı verip,

-Bunu Yeşilyurt Seçim Müdürlüğüne götürmeniz gerekir. Götürmezseniz seçmen kütüğüne yazılamaz, seçimde oy kullanamazsınız dediler.

Seçim Müdürlüğünün yerini söylediler, on kilometreden daha uzakta.

Soğuk kış gününde, akşam karanlığında ara ara, ne zorla bulduk.

Arabamız altımızdaydı; ya olmayanlar nasıl buraları bulacak, kağıdı getirecekti.

Müdüre dedim ki,

-Müdür bey, bu kağıdı biz getireceğimize, Nüfus size e imzayla gönderse olmaz mı?

-Tabii. Olur dedi.

Biz avukat olarak internet yoluyla ofisimizden davamızı açıyoruz, vekaletnameyi dosyaya ekliyoruz.

Dava masraflarını hangi mahkemeyse, neredeyse hesabına yatırıyoruz, ofisimizde oturup, hangi ilde olursa olsun görüntülü olarak duruşmaya katılıyoruz, davayla ilgili tebligatlar, e posta adresimize iletiliyor, süreler öyle işlemeye başlıyor, bunun için postacı kapımızı çalmıyor…

Vatandaş için de aynı kolaylıklar var. E Devlet üzerinden bilgiye ulaşmak, işlemlerini yapmak kolay.

E Nabız sistemiyle tahlil sonuçları cep telefonuna geliyor. Doktorun kapısını beklemeye gerek kalmıyor.

Resmi ihaleler internet üzerinden yapılabiliyor. İstanbul’daki bir satışa katılmak kalkıp İstanbul’a gitmek gerekmiyor.

Daha neler neler…

Devlet katındaki bu yenileşme, devrimler Avrupa ülkelerinden bile ileride.

Ama bir gevşeme, bir tembellik, bir heyecan azalması gözle görülür, elle tutulur, sandıktan çıkar durumda.

Bakın işte, bir adres değişikliğini, üç saniyede iletebilmek mümkünken bu kimsenin aklına gelmiyor veya “Adam sendeee!” deniyor.

Yani eski Türkiye alışkanlıklarına, o meşhur, “Bugün git, yarın gel” günlerine bir dönüş var.

Bunların sayısız benzerlerini vatandaş yaşıyor, yoruluyor, canından beziyor…

Şimdi geçmişe bakıp da yapılanları görüp eskiyi nasıl özlemeyiz…

Hasankeyf’te, Ilısu Barajı sularında kalmasın diye ünlü Er-Rızık Camisi, 1700 tonluk gövdesiyle, krikolarla kaldırılarak, 262 tekerlekli bir düzleme sabitlenip, üç yüz çalışanın eşliğinde, dört saatte iki kilometre ötedeki yeni yerine taşınıyor…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, daha nice tarihi yapıları tekerlekli araçlarla taşıyarak su altında kalmaktan kurtarıyor.

Kültür Bakanlığımız, çeşitli şekillerde yurt dışına çıkmış dört bin beş yüz, dile kolay 4 bin beş yüz eseri, ajanlarıyla yerlerini buluyor, kiminin parasını ödüyor, kimini dava açıp kazanarak yurda getiriyor.

Hakkari Yüksekova’da evinde mahsur hasta, gece yarısı kardan kapanan köy yolu açılıp, hastaneye yetiştiriliyor…

Kışın kardan buzdan yolda kalan araçların içindeki vatandaşlarımıza yemek paketleri dağıtılıyor...

Ölümcül bebek, Darende’mizden helikopter cankurtaranla Malatya’ya, hastaneye getirilip hayatı kurtarılıyor...

Ambulans uçağımızla yurt dışındaki hasta vatandaşlarımız Türkiye hastanelerine, Türk doktorlarına getiriliyor.

Bu kadar işleri başaran İktidar, nerede hata yaptığını göremeyecek, kendini düzeltemeyecek, pahalılığı gideremeyecek de “Eskici” muhalefet mi giderebilecektir?