Ülkede bir dönem şarap yapmak yasaklanmış.

Ülkede bir dönem şarap yapmak yasaklanmış.

Sıkı bir denetime başlamış saray. Hasat edilen üzümü kimin nasıl değerlendirdiğine dair kayıtlar bile tutuluyormuş.

Şarap yapanlar yakalandığında kelleleri vurulmaya başlanmış.

Yine bir bağ bozumu vakti geldiğinde artık dayanamayan Bektaşi gözünü karartmış, hasat ettiği üzümlerin suyunu küplere doldurmuş.

Durumdan haberdar olan vezir Bektaşi’nin küpleri başına geldiğinde, hiddetle sormuş:

-Üzüm suyu küplere ne için dolduruldu?

Bektaşi, telaş ile:

-Dolduruyorum ki, orada sirke olsun.

Vezir, biraz yumuşayarak yeniden sormuş:

-Sirke dersin ama, ya şarap olursa!

Vezirin yumuşadığını gören Bektaşi:

-Orasını Allah bilir!

Kiminin dua kültürü biraz farklıdır. Yoktan var ediliş sürecine öyle kaptırır ki kendini Allah’ın herhangi bir konuyu sistematiğe bağlamış olma olasılığını kendine izah edemez.

Allah neden falanca meseleyi sisteme bağlamasın ki diye sorsanız ‘’ol deyince olduran’’ın sisteme ihtiyacı mı olur diye cevap alırsınız.

Adamın aklına sistemin yaratılışına ‘’ol’’ denmiş olma olasılığı hiç gelmiyor. Ne diyelim?

Bu insanlar arasında da böyledir. Şarap yasağı öyküsünü de bu yüzden anlattım.

İnsan, kendi çapında kurduğu sistemin kölesi haline gelir. İşi rast giderse ne ala! İşi rast gitmezse utanmadan, kolaylıkla Allah’ın takdiri diyebilir.

Örneğin:

Devletler, bir sistem üzerine kuruludur. Kurumlar, şirketler, dernekler vs. de öyle ve insan yapımıdır.

İnsan kurduğu sistemin işleyişinde kontrol görevini üstlenmelidir.

Kendi kurduğu çarkın dişlisi olmaya kalktı mı kontrol görevi başkalarına kalır.

Sistem artık durma noktasına gelir.

Biz insanların sınava tabi olduğuna gönülden inanıyoruz da sistemlerin sınava tabi olmadığını mı düşünüyoruz acaba?

O zaman üzümün sirke mi olacağını şarap mı olacağını bekleyip görelim.

Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…