Türkiye Cumhuriyeti hatta Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde dahi özel günler özel etkinlikler ile kutlanır.
Selçuklu ve Osmanlı sarayları dini ve mübarek gün ve geceler usulüne uygun dini ritüeller ile kutlanırdı.
Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise mübarek gün ve geceler camilerde ilahi sanatçıları eşliğinde kutlanır oluyor.
Ulusal bağımsızlığımız ve milli değerlerimiz ile ilgili belirli gün ve haftalar gördüğümüz kadarı ile oldukça şatafatlı, gösterişli, abartılı bir şekilde olağanüstü bir Harcama ile kutlanır olmuşlar.
İktidardaki partinin dünya görüşüne göre içkili ve balolu kutlamalar resepsiyonlara konu olur.
23 Nisan…
29 Ekim…
30 Ağustos…
19 Mayıs… Vs.
Bugünler iktidar ve bürokrasi tarafından özel resepsiyonlarla meclis salonlarında, köşklerde, Külliye de ve farklı yerlerde farklı etkinlikler olarak kutlanır.
Geçmiş yıllarda içkili salonlarda ve balolarla kutlanırdı.
Milli değerlerimizin bize ait olmayan yöntem ve usuller ile kutlanmaya çalışılması; ‘’bize ait olan ne varsa yok edilmiş, bize ait olmayan ne varsa kabul görülmüş’’ fikri bizde derin izler bırakıyor.
23 Nisan Resepsiyonları;
23 Nisan resepsiyonları TBMM’nin kuruluş günü etkinliği olması hasebiyle önem arz etmektedir.
Günümüze kadar 23 nisan resepsiyonları; şatafatlı, gösterişli, limuzin arabalar, içki mezeleri, şık ve alımlı elbiseler, bize ait olmayan yemek ve içilecekler menüsü, yabancı şarkı eşliğinde danslar,…
Bize ait olan ne varsa o resepsiyonlarda bulunurdu. Köşkler saraylar tahsis edilir.
Kelli felli isimler yerli olmayan kumaşlardan dikilen özel elbiseler ile ve oldukça göze hitap eden arabalar ile resepsiyona iştirak ederlerdi. Eşin ise mutlaka başı açık olacak.
Nerden bakarsan hazineye külfet bir etkinlik…
Son 23 Nisan Resepsiyonu oldukça sade, şatafattan uzak, devlete maliyet olarak daha az yansıtılan, kelli felli bürokratlar makam araçları ile değil kendi bütçelerine göre aldıkları araçları ile veya meclis başkanının tahsis ettiği otobüs ile kiminin eşinin başı açık, kiminin eşinin başı örtülü, kimse kimseye önyargı ile bakmıyor. Kimse kimseyi yadırgayıp, eleştirmiyor. Herkes herkese saygılı.
Ekonomik olarak dar bir eşikten geçmeye çalışıyoruz.
Hayat pahalılığı, fahiş fiyat artışları, üretimde dengesizlik ve adaletsizlik diz boyu.
Ülkemiz bu darboğazdan kurtulmaya çalışıyor iken tasarrufa evvela resmi kurum ve kuruluşlardan başlamak gerek.
Yıllarca evvela bir koyun alınır o koyuna; çoban, bekçi, bakıcı, müdür vs. atanarak yola devam edilirdi. Lakin girilen darboğazlarda ise evvela ilk işe aldıklarından başlanarak çıkarılmalar yapılırdı. Artık bu durumları millet olarak yaşamak istemiyoruz.
Tasarruf tedbirlerini evvela kendi makamından başlamayan bürokratlar halka inemezler, hiç kimseyi de inandıramazlar.
Evvela belli başlı kurumların girdilerinden başlamak gerek.
TBMM’nin lokantası, resmi araçların kullanımında, resmi binaların; elektrik, su, doğalgaz vs. ile başlamak gerek.
Kendi evimizde gece dahi yanmayan doğal gaz resmi kurumlarda gündüz gün boyu en yüksek derece de yanar…
Evlerimizde gündüz lamba açık kalmaz resmi kurumlarda kimse söndürmeyi akıl dahi edemez.
“lüzumsuz ise söndür” uyarısına rağmen…
Tasarruf tedbirlerine dar gelirli ve emeklilerden başlanmaya çalışılırsa asla istendik sonuç elde edilemez.
Her ne kadar 23 Nisan Resepsiyonu eski günlerinden uzak ve sade bir şekilde o günün ruhuna uygun olarak yapılmış olsa da bu davranış tüm alanlara yayılmadığı ve daha masrafsızlarına yönelmediği sürece; “eski tas, eski hamam” olarak yolumuza devam ederiz.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Batı ve Avrupa sanayileşme, tarım ve makineleşmeyle uğraşıyor iken bizler; “millete nasıl şapkayı benimsetiriz” ile uğraşıyorduk.
Fikri değil, şekli gelişmeler peşinde idik…
Yok, efendim Cumhurbaşkanı; “şuraya gitmemiş, buraya gitmemiş de… şuraya gitmiş, buraya gitmiş… gibi polemikler yol kat etmezler. Pusulasını kaybeden kaptan gibi bir o yana bir bu yana döner dururuz.
Her ne kadar başlık; ‘’23 Nisan Resepsiyonu’’ olsa da asıl mesele 23 Nisan Resepsiyonu üzerinden yanlışlara vurgu yapmaktır.
Selametle...