Sağlık mazeretlerinden ve eğitim öğretimin başlamasından mütevellit kısa bir süre yazamadım.
Önüne gelen demokrasi narası atıyor.
Demokrasi nedir?
Demokrat kime denir?
Neleri savununca demokrat olunur?
Demokrat olmanın kriterleri nelerdir?
Gibi sorular silsilesi uzar gider…
Demokrasinin tanımı o kadar güzel ve süslü kelimeler ile anlatılıyor ki, duyunca insanın içi gidiyor.
‘’ Siyasal denetimin doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin elinde bulunduğu, toplumsal ve ekonomik durumu ne olursa olsun tüm yurttaşların eşit sayıldığı yönetim biçimi’’.
Kulağa hoş geliyor değil mi?
Bazı müziklerde kulağa hoş geliyor… Lakin dinleyince isyan kokuyor, terör kokuyor, kaos kokuyor. Bitmişlik sendromu yaşanıyor.
Tanımında ‘’eşitlik’’ vurgusu yapılıyor. Eşitlik biz insanlara empoze edilmiş bir narkozdur.
Ne demek ‘’eşitlik’’ tamamen karşıyım. Hiçbir vakit eşitlik adiliyeti karşılamaz. ‘’Eşitlik’’ safsatası basitçe durumlarda sıyrılma aracı olarak kullanılagelmiştir.
Kim nerede sıkışırsa hemen eşitlik kavramına sarılıyor.
Somut bir örnek hiç kadın erkek eşit olur mu?
Bazı durumlarda erkek üstündür. Bazı durumlarda kadın üstündür. Ama asla eşit değillerdir. Eşitlik ancak tüm şartlar aynı olduğu zaman değerli olur. Olur olmaz eşitlik dersek basitleşmiş oluruz.
Tamımda; ‘’doğrudan doğruya halkın ya da düzenli aralıklarla halkın özgürce seçtiği temsilcilerin eliyle kullanılır.’’ Denilmektedir. “Hangi özgürce irade” diyesi geliyor insanın…
Ülkemizde ki, demokrasi anlayışı kim nerede sıkışırsa; ‘’Demokrasi vardır efendim’’ maskesi ile kendini savunur duruma geçiyor.
Bir başkasının demokratlığı, bir başkasının alanını işgal ediyorsa buna demokrasi denilmez düpedüz işgaldir.
Ülkemizin demokrasi tarihine bakacak olursak.
Demokrasi serüvenimiz 1808’de ‘’Sened-i İttifak’’ ile başlamış, 1876 ‘’Kanun-i Esasi ve Cumhuriyet dönemi ile bu günlere gelinmiştir.
Türkiye Demokrasi serüveni hep sancılı ve darbeler ile anılır olmuştur.
Her bir demokrasi denemesi yeni bahaneler ile sekteye uğratılmıştır.
Her demokrasi denemesi mutlaka bir askeri kalkışma ile bertaraf edilmiştir. Buna Osmanlı demokrasi tarihi de dahil.
Türkiye Cumhuriyeti Demokrasi tarihine baktığımızda yine sert müdahaleler ile karşılaşılmış…
Mustafa Kemal AATATÜRK çok partili hayat ve demokrasiyi hayata geçirmek için Fethi Bey’e “Cumhuriyet Halk Fırkası”nı kurdurdu.
Bu hareketin ömrü İzmir de yaşananlar yüzünden 3 ay sürebildi.
Çok partili hayata ve demokrasiye geçiş için 7 Ocak 1946 yılında ‘’Demokrat Parti’’ kuruldu.
Girdiği ilk seçimlerde ‘’Açık oy gizli tasnif’’ olmasına rağmen Demokrat Parti meclise girmeyi başardı.
!4 Mayıs 1950 yılında tek başına iktidara gelerek 27 yıllık tek parti partizanlığına son vermiş oldu.
Birçok demokrasiye geçiş hamleleri yapılmış olsa da 27 Mayıs 1960 darbesi ile halkın seçtiği hükümet alaşağı edilmekle kalınmadı Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir başbakan ve 2 bakan idam edilmişlerdi.
Ne acıdır ki, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran parti darbeye çanak tutmuştur. Kaderin çivesidir ki, bu parti Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm demokrasi denemelerini sekteye uğratan oluşumlara ses çıkarmayarak sessizce arka çıkmıştır.
‘’12 Mart Muhtırası’’, ‘’12 Eylül 1980 darbesi’’, ‘’1997 Posmodern Darbe’’ ve en son 15 Temmuz 2016 hain darbe kalkışması’’ hepsinin karakteristik özellikleri Türkiye Demokrasi denemelerini yok etmeye çalışıyor olmalarıdır.
Kanaatim şudur ki, ülkemizde demokrasi ve insan haklarının savunucu olduğunu ilan eden her figür darbeye çanak tutmuştur.
… Ve ne acıdır ki, tüm sol partiler açıkça olmasa da darbeyi haklı görme eğilimlerine girmişlerdir. Türkiye de arzu edilen Sosyal Demokratlık asla Avrupa da olduğu gibi hareket etmemiştir.
… Ve yine ifade etmeliyim ki, Türkiye Demokrasi tarihini hep sağ partiler savuna gelmişler. Buna mukabil hep darbeler ile alaşağı edilmişlerdir. 15 Temmuz hain kalkışmada başarısız olmuşlardır. Tüm darbeler sağ parti iktidarlarına karşı yapılmıştır.
Bütün bu yaşananlara mukabil Türkiye Demokrasi tarihi istenilen seviyeye gelmemiş olsa da yoluna devam etmektedir. Sağ parti iktidarları da bürokratik uygulamaları ile demokrasi sınavında sınıfta kalmışlardır.
Arzulanan ve istenilen demokrasi seviyesini ancak bizler kendimiz o seviyeye ulaşınca yakalayabiliriz.
Demokrat olmak bir başkasının değerlerine saldırı ile olunmaz.
Olsa olsa bir başkasının hareket alanını daraltmamak ile olunur.
Herkesin kendine değil topluma ve insanlığa demokrat olduğu bir Türkiye için çalışacağız.
O günlere gelebilir miyiz bilinmez ama yolda olmaya devam edeceğiz.
Benim demokratik anlayışım toplum ve insanlık yararına her ne varsa evet demek bunun tersine hayır demek…
‘’Sezar’ın hakkı Sezar’a’’ diyebilenler demokrattır.
Ne diyelim ‘’Yesinler sizin demokratlığınızı’’…