Yeni bir Marshall planı mı!

Kışın ayına, aralığına girdik ama kar mıdır, dolu mudur mah cemalini göremedik daha.

Kasımda kar yağdığı olurdu, aralığın içindeyiz daha elimiz, ayağımız, kulağımız üşümedi.

Hala karnı açık gezen kızlarımız var!

Geçmişte, kasımın yirmi dördünde yani Öğretmenler Gününde okulları tatil edecek büyüklükte kar yağmıştı Malatya’nın tam içine.

Bereket versin şehirlerarası otobüsler çalışıyordu.

Adli Tıp dersinden kalmıştım. Onun sınavı için Ankara’ya gidecektim.

Adli Tıp dersi de biraz ezbere dayandığı için bana zor gelmişti.

İşte, azı dişleri kaç yaşında çıkar, saç, sakal ne kadar zamanda ne kadar uzar, ne kadar su içinde kalınınca eller çamaşırcı eli gibi olur, sabunlaşma, parşömenleşme nedir, suda, yangın yerinde bulunan cesedin boğulmayla, yanmayla ölmediğini, öldürüldüğünü nasıl anlarız? gibi konulardı.

Mesela, adli tıp uzmanlarının, dört bin yıl önce ölmüş bir kişinin kafatasındaki kırığa bakarak, onun bir cinayete kurban gittiğini tespit ettikleri kitapta yazıyordu.

Öğrenciler, Adli Tıp sınavında sıraların üzerine ezberi soruların cevabını yazardı.

Bir sınavın başında, sıranın üzerine böyle kopyalar yazmakta olan bir öğrenciyi hoca uyarınca,

-Hocam zaten her yer dolu, yazacak yer yok demişti. Hakikaten de, yıllar öncesinden beri sıraların üzerinde çeşitli derslerden yazılmış kopyalardan yer kalmamıştı.

Malatya’da bir cinayet davasında, sanık yakınları bir üniversitenin Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanını bilirkişi olarak mahkemede dinletmişlerdi.

Ben de maktul yakınlarının avukatıydım. Baktım adeta tanık gibi konuşuyor. Ona,

-Adli Tıp, tıp biliminin bilgilerinden yararlanarak adli vakaları aydınlatmaya çalışan bir disiplindir. Sizin burada konuştuklarınızın adli tıpla bir ilgisi yoktur. Almışsınız parayı konuşuyorsunuz tabii dedim.

Cezaevi İzleme Kurulu sözcüsü Ağbaba ile bir cezaevine gittiğimizde müdürün odasına gelen mahkumlardan biri, bana özel bir saygı göstermişti. Adını söyleyince hatırladım. Adli tıp uzmanının dinlendiği davada cezalandırılmasını istediğim kişiydi.

Evet kasımın yirmi dördünde, okulları tatil eden bir kar gününde, kendi kendime, “Ana da desen, baba da desen sen bunları öğreneceksin, ezberleyeceksin Selahattin” diyerek çok çalışıp, Ankara’ya gitmiş, kırk dakika süren Adli Tıp dersi sınava girip geri dönmüştüm.

Erzurum İnşaat Teknisyen Okulunda okurken, yedi ekim günü, o dönemlerin uygulaması ‘tek ders sınavı’ denen, tek dersten kaldığı için üst sınıfa geçemeyenlere bir şansın daha verildiği o sınavın yapılacağı gün okul tatil olduğundan aramızda futbol maçı planlamıştık.

Sabah kalktık ki ne görelim, yerde diz boyu kar…

Planımız kara düşmüştü.

Tabii orası Erzurum.

Orası, kışın sokaklarında tekerlekli değil, kızaklı faytonların, at arabalarının taşıma yaptığı şehirdi.

Orası, binalarının duvarında, ‘Dikkat Buz Düşebilir’ tabelalarının asılı olduğu şehirdi.

Ve o şehir, 23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresinin yapıldığı şehirdi ve o muhteşem kongre binası bizim öğrenim gördüğümüz okuldu.

O kongre ki, Başkanlığına, istifa ettiği için hiçbir unvanı olmayan Mustafa Kemal’in seçildiği, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kongresiydi ve de delegelerinin yüreğinden çıkan, aslanın kükremesi gibi sesle, “Vatan bir bütündür parçalamaz. Manda ve himaye kabul edilemez. Kuva-yı Milliye’yi amil, milli iradeyi hakim kılmak esastır” diyen bir kongreydi.

Evet, bu toprakları şehit kanlarıyla suladık, tekrar vatan yaptık, Cumhuriyeti kurduk.

“Askeri zaferler, ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırmazsak sonuçsuz kalır” dedik Ağustos, temmuz sıcaklarında kan ter içinde demiryolu döşedik, yollar, köprüler yaptık, okullar, fabrikalar açtık.

Belimizi doğrultacaktık ki durdurulduk.

Sene 1947’de, Amerika’nın Marshall Planıyla uyutulduk.

Bir kısmı hibe, bir kısmı borç milyon dolarlar gönderildi.

O dolarla Amerikan askerlerinin kullandığı eski silahlar aldık.

Kısmi makineleşmeyle köyde ortaya çıkan işsizlikten, kente düzensiz göç başladı.

Demiryolu yapımı durduruldu. Dışa bağlı karayolu yapımına geçildi.

Nasıl olsa ABD veriyor deyip, uçak yapımımızı durdurduk.

Amerika’dan üretim fazlası buğdaylar geldi, depolar doldu.

Köylü buğday ekimini durdurdu, tembelleşti.

Amerika’dan içinde ne olduğu bilinmeyen ve çocuklarımızın sağlığını bozan süt tozu geldi, okullarda kaynatılıp çocuklarımıza zorla içirildi.

Tarlasını boş bırakan çiftçilerimize, Doğrudan Gelir Desteği adı altında karşılıksız paralar ödendi, tarlayı, köyü boş bırakma teşvik edildi.

Bir Allah’ın kulu çıkıp, ‘Bu para neyin nesi?’ diyemedi.

Ey aziz milletim.

Ey kahraman gençlerim.

Gözümüzü açalım, kadın, kız, kızan, Türk, Kürt, Alevi, Sünni hep birlikte memleketinize sahip çıkalım.

Türkiye büyüyünce hepimiz büyüyeceğiz.

Amerika, yeni bir Marshall Planı uygulamaya hazırlanıyor bize.

Darbeye kalkıştılar olmadı, PKK/PYD terörü yetmiyor yolumuzdan döndürmeye.

Biz, milli, yerli derken, kendi silahımız, uçağımız, gemimiz, eğitimimiz derken, Amerika’dan kurtulalım derken, ekonomimizin başına, adeta muhalefetin başına, bir komiser gibi Jeremy diye bir Amerikalı atanıyor.

Ve Atatürk’ün kurduğu partinin başkanı onu başına taç ediyor….

Ben, böyle birinin değil ekonomimizin başına gelmesi, Türkiye’mize gelmesine bile razı olamam.

Atatürk ne diyor:

“… Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin?

Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Selahattin Sarıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Malatya Busabah Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Malatya Busabah hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Malatya Busabah editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Malatya Busabah değil haberi geçen ajanstır.