Sabahın ilk ışıkları; fedakarlığın kelime anlamına takılmayarak çabalayan ve hiçbir karşılık beklemeyen varlıkların üstünde asalete kavuşur. Güneş belki de sadece anneler için doğuyordur.
Yaşamımız bir tekerrüre girdiği için midir bilinmez, bizimle mutlu olan ve bizim için mutsuzluk şerbetini de yudumlayanları yeteri kadar fark etmeyiz…
Kendimden bahis açmak gerekirse ben hiçbir zaman tam anlamıyla beni seven o yüce makama layık olamadım.
Bir anne hiçbir vakit evladını sevmeyi bırakamaz; semanın en parlak yıldızı ‘güneş’ bile sönük kalıyor anne yüreğinin yanında…
Genel alışılmışlıklara göre bakarsak bir ailede en derin içgüdülere sahip olan annedir. Eğer bir anne var ise bütün çocuklar kaç yaşında olursa olsunlar bir araya gelir ve mutluluk kahkahası tavanlarda gezer.
Babaya göre anne daha bağlayıcı ve bir arada tutucudur.
Bu benim gözlemlerimle sabittir.
Eğer bizim yaşayan bir annemiz var ise aramızda şehirler sınırlar olsa dahi mutlu olmamız için bir sebebimiz hep var demektir.
Anadolu anneleri; hamur kokan elleri ve yavrularına bakan şefkat nazarları ile diğer diyarların annelerinden ayrılır.
‘Anadolu’ anaların taç giydiği diyardır…
***
Geçen hafta köşe yazımı yazamadım.
Annem rahatsızlandı ve benim yazan ellerime giden kan durdu sanki.
Hala uyanmadı annem…
Bu yazımda annelerimizi yazmak istedim…Bize karşılıksız gülen, kızdığında saatlerce vicdan azabı çeken annelerimiz kadar çok bizleri seven olmayacak.
Onların kıymetini bilemezsek, hiç kimsenin kıymetini bilemeyeceğiz.
Uyan anne…