Yıllardır sanat dünyasının zirvesinde yer alan Hülya Avşar, hayatına yön veren yeni ve oldukça çarpıcı ilkeleriyle dikkatleri üzerine çekiyor. Genellikle ihtişamlı ve şatafatlı yaşam tarzlarıyla göz önünde olan ünlü isimlerin aksine, tecrübeli sanatçının rotasını sadeliğe çevirmesi büyük ilgi gördü. Sahip olunan maddi gücü bir gösteriş aracı olarak kullanmaktan kaçınmayı temel alan bu kurallar dizisi, toplumun her kesiminde farkındalık yaratacak nitelikler taşıyor. Maddiyat yerine maneviyata odaklanan kararlar, şöhret dünyasında alışılmışın dışında güçlü bir etki bırakarak lüks tutkusuna bambaşka bir pencereden bakılmasını sağlıyor.
KULLANILMAYAN ODALARLA DOLU DEVASA EVLERE VEDA
Sanatçının barınma ve yaşam alanlarına dair getirdiği yeni standart, her türlü israfın ve gereksiz büyüklüğün kesin bir dille reddedilmesine dayanıyor. Gündelik hayatta hiçbir şekilde kullanılmayan, sadece gösteriş amacıyla inşa edilmiş odalarla dolu devasa malikanelerde yaşamamak, en önemli yaşam kuralları arasında bulunuyor. Bir evin büyüklüğünün mutluluk getirmediği gerçeği öne çıkarılarak, yaşam alanlarının yalnızca gerçek ihtiyaçları karşılayacak ölçüde olması gerektiğine işaret ediliyor. Bu sayede konforun dev metrekarelerde değil, sıcak, samimi ve işlevsel yuvalarda bulunduğu vurgulanıyor.
ULAŞIM ARAÇLARI BİR STATÜ SEMBOLÜ OLAMAZ
Gösterişten uzak durma felsefesi ulaşım tercihlerine de doğrudan yansıyor. Sırf başkalarına hava atmak ve dikkat çekmek amacıyla en lüks, en pahalı otomobillere binmek, belirlenen yeni sınırların tamamen dışında kalıyor. Ulaşım araçlarına yüklenen aşırı ve yapay anlamı eleştiren bu tutum, araçların sadece bir yerden bir yere gitmek için var olduğunu, bir kimlik veya üstünlük belirtisi olarak kullanılmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Çevredekilere maddi güç gösterisi yapmak yerine çok daha mütevazı tercihlerde bulunmak temel prensip olarak benimseniyor.
SAYGIYI DEVASA MÜCEVHERLERLE SATIN ALMA DÜŞÜNCESİNE SON
Göz alıcı takılar, pahalı mücevherler ve maddi simgeler konusunda sergilenen net duruş, bu yaşam biçiminin en vurucu noktasını oluşturuyor. İnsanların toplum içinde sırf saygı görmek, itibar kazanmak veya zenginliğini kanıtlamak amacıyla parmaklarına taktıkları kocaman tektaş yüzükler, şiddetle karşı çıkılan davranış biçimlerinin başında geliyor. Gerçek saygının maddi nesnelerle, parlayan taşlarla veya etiketlerle kazanılamayacağı gerçeği gün yüzüne çıkıyor. Saygınlığın sadece kişinin duruşu, sağlam karakteri ve hayata kattığı değerlerle elde edilebileceği net bir şekilde ifade ediliyor. Şöhretin ve zenginliğin zirvesindeyken hayatı böylesine sadeleştirme üzerine kurulan bu ilkeler, tüketim çılgınlığına karşı güçlü bir alternatif oluşturuyor.




