BİR BARIŞTAN ÖTESİ: BU BİR KUŞATMA PLANI
İbrahim Anlaşmaları adı altında yürütülen süreç, yüzeyde bir barış projesi gibi sunulsa da özünde çok daha derin bir kuşatma planıdır. İsrail’in, Amerika Birleşik Devletleri eliyle yürüttüğü bu proje; sadece Gazze’de ateşkes sağlamak ya da Arap ülkeleriyle ilişkileri normalleştirmek değil, tüm İslam coğrafyasını yeniden şekillendirmek üzerine kuruludur. Bu sözde barış, emperyalizmin eline tutuşturulmuş bir harita ile yürümektedir. Üstelik bu harita, artık sadece sınırları değil; inançları, duruşları ve direnişleri de yeniden tanımlamaktadır.
İsrail’in yayınladığı haritada açıkça görülmektedir ki; bu anlaşma, Filistin’i savunanları dışlayan, İsrail’e biat edenleri ise “makbul ülke” olarak tanımlayan bir sistemin ürünüdür. Türkiye ve Katar, haritada gri renk ile “Müslüman Kardeşler ve Hamas destekçileri” olarak gösterilmekte ve dış çemberin ötesine itilmektedir. Bu, yalnızca diplomatik bir sınıflama değil; stratejik bir hedef gösterme, hatta gelecekte olası yaptırımların ve uluslararası baskının zeminidir. İsrail burada sadece güvenliğini değil, bölgesel hegemonyasını ve ideolojik üstünlüğünü de tahkim etmek istemektedir.
FİLİSTİN DAVASINA KURULAN HOLLYWOOD SENARYOSU
İsrail, “normalleşme” adı altında işgalini meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Artık sahnede bir tiyatro vardır: Başrol Mr. Trump, yardımcı oyuncular Suudi Veliaht Prens Selman ve “Gazze Kasabı” Netanyahu. Senaryo hazır: “Bakın, Araplar da kabul etti, Abbas da razı oldu, Suriye bile sessiz, neden karşı çıkıyorsunuz?” Bu söylem, Filistin direnişini yalnızlaştırma planıdır. Filistinliler, bu senaryoya razı olmadıklarında “barış karşıtı” ilan edilecek, İsrail’in meşruiyeti küresel bir algı operasyonuyla sağlanmış olacaktır.
Ama biz biliyoruz ki, bu barış değil; teslimiyettir. İslamsız bir Ortadoğu kurmak isteyenlerin kurduğu bir pazar yeridir bu. Direnişin, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın hafızasına ihanet edenler, sadece İsrail’in menfaatlerini korumuyor; aynı zamanda ümmetin vicdanını da satıyor. “Bir kavmi olan düşmanlığınız, sizi adaletten alıkoymasın” (Maide suresi 8. ayetiyle öğütlenen adalet ilkesi, bugün tersine çevrilmiş, mazluma değil zalime kalkan olunmuştur.
ÜÇ DİNDE BULUŞALIM YALANI VE VATANSIZ İTTİFAK
İbrahim Anlaşmaları’nın ismi bile, aslında bilinçli bir sembolizm taşır. “İbrahimi Dinler” söylemi, Vatikan kaynaklı “Dinlerarası Diyalog” projesinin yeni versiyonudur. Hatırlayın; 1990’larda FETÖ’nün başını çektiği bu proje, Türk milletini ve Müslümanları “ortak dinler”, “ortak değerler” zemininde Batı’nın inanç sistemine entegre etmeye çalışıyordu. Gülen’in Papa’ya yazdığı mektup hâlâ hafızalardadır: “Üç dinin doğum yeri olan topraklar, artık ortak misyonla düzenlenmeli…” diyordu. Bu mektup aslında bugünkü İbrahim Anlaşmaları’nın temellerinin ne kadar eskiye dayandığını göstermektedir.
Bugün bu söylem, “barış”, “din kardeşliği” gibi kavramlar altında Müslümanları ümmet fikrinden, cihad ruhundan ve bağımsızlık şuurundan koparmaya çalışmaktadır. Haydar Baş’ın yıllar önce yaptığı uyarılar, bugün bire bir yaşanmaktadır. “Bu mesele din meselesi değil, vatan meselesidir!” diyen Haydar Hoca, aslında bugün Türkiye’nin İbrahim Anlaşmaları dışında bırakılmasının arka planını da açıklıyordu. Çünkü bu anlaşmalar, sadece Filistin’i değil, Türkiye’yi de hedef alıyor.
TÜRKİYE VE KATAR NEDEN HARİTANIN DIŞINDA?
İsrail ve ABD’nin hazırladığı haritada Türkiye ve Katar neden dış çemberde gösteriliyor? Cevap basit: Çünkü bu iki ülke, her türlü baskıya ve diplomatik ambargoya rağmen Filistin davasından vazgeçmedi. Türkiye, “Kudüs kırmızı çizgimizdir” dediğinde aslında bu çemberin dışına çıkmayı göze almıştı. Katar, Hamas’a verdiği destekle yalnız bırakıldı. Bugün her iki ülke, İslam coğrafyasının vicdanını temsil ediyor ve bu yüzden hedef alınıyor.
Ama mesele sadece diplomasi değil; derin bir “İslam’sızlaştırma” projesidir bu. Türkiye, yerli ve millî savunma sanayii, Ayasofya’nın açılması, Kudüs’teki net duruşu ve Erdoğan’ın “tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet” şiarıyla bu projeye direndiği için dışlanıyor. Katar, Arap Ligi içinde İsrail’e boyun eğmeyen tek ses olduğu için fişleniyor. Bugün Türkiye’ye “terör destekçisi” diyerek kurulan diplomatik lisan, yarın NATO zemininde bir baskıya dönüşebilir. Bu oyun, sadece masada oynanmıyor; sokakta, meydanda ve sahada da devam ediyor.
İSLAMSIZ ORTADOĞU, MÜSLÜMANSIZ DÜNYA
İbrahim Anlaşmaları, yalnızca bir bölge politikası değil; küresel bir inanç mühendisliği projesidir. Hedef sadece İran değildir, hedef sadece Filistin de değildir. Hedef, Müslüman kimliği ve ümmet bilinciyle yaşayan bütün milletlerdir. Sırasıyla bölge ülkeleri “ehlileştiriliyor”; önce vuruluyor, sonra masaya çağrılıyor. Bu masaya oturmayanlar ise “sorunlu ülke” ilan ediliyor. Bugün bu planın dışında kalan iki ülke var: Türkiye ve Katar. Bu ikisi çemberin dışına atılarak yalnızlaştırılıyor. Ama aslında tarihin doğru tarafında duran da onlardır.
Bu noktada meseleye sadece politik değil; inanç perspektifinden de bakmak gerekir. Çünkü İsrail’in kurduğu bu sistem, “güçlünün haklı olduğu” bir dünya düzenini hedefliyor. Mazlumun duası, Mescid-i Aksa’dan yükselen feryat, elbette bir gün arşa ulaşacak ve bu projeler yerle bir olacaktır. Ama o gün gelene kadar direniş sürmeli, gerçekler haykırılmalıdır.
Şu çok açık: Barış adı altında Filistin yok ediliyor. İbrahimi ittifak denilerek ümmetin kodlarıyla oynanıyor. Türkiye ve Katar bu yüzden dışlanıyor. Ama asıl dışlananlar, aslında Allah’ın adaletine sığınanlar değil; zalimlerin sofralarında tokalaşanlardır. Mazlumun duasıyla kurulan sofraya oturmayanlara selam olsun!
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
“Hakikatin dışına itilenler değil; zulmün çemberine girenler kaybeder!”
(“Ey iman edenler! Allah’ın adaletiyle şahitlik edin ve bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.” – Maide Suresi 8. Ayet)
SAYGILARIMLA!