En az üç asır önceden İslam alemini birbirine düşürmek için kurulan tuzaklar şimdi önümüze çıkmakta bunun sorumlusu da emperyalist güçlerdir.
Bu güçler gücünü acımasızlıklarından alırlar. İç savaşlarla dünyayı kana bulamaktan bir an bile tereddüt etmezler. Tüm dünya için planları vardır. Uzakdoğu, Çin, Japonya kuzeye doğru Kore ve Asya'nın en uç kuzeyine kadar hep bir plan içindelerdir.
Amerika kıtası ve Avustralya Kıtası da bu emperyalist güçlerin planı dahilinde fakat tüm dünyaya kıyasla batıdan kaynağını alan bu yayılmacı ve insan onuruna yakışmayan planlarıyla kuvvetlerinin çoğunu İslam aleminin üzerine yöneltmiştir. Neden mi?
Çünkü biliyorlar onlara tek alternatif İslam ve İslam'ın insan onurunu ayakta tutan karakteri. işte bu yüzden onlar için İslam ezeli ve ebedi düşmandır.
Bir asır öncesinden amaç belliydi: İslam halkını Türk himayesinden çıkarmak.
Bugün sadece söylemlerine bakarak aynı bataklıktan yayılan pisliği tanıyabiliriz. Suudi Arabistan müftüsü ne dedi? Yahudilerle savaşmak caiz değil.
Mavi Marmara olayında FETO pisliği ne demişti? İsrail'e danışılabilir, İsrail ile gerginleşmek iyi değil.
Aynı lağamın kokuları bunlar. İsrail dünyada örgütler kurar kendini Müslüman kanıyla yıkar ama ve asırlar evvel satın aldıkları adamlarca fetvalar yayınlatır.
Peki, ne bu? Bu büyük oyunun perde arkasında İslam alemini dünya da yok etmeye çalışan emperyalist güçler var demek.
Onlarda biliyorlar ki, Türkler İslam sancağını tuttuğu sürece onlara rahat yok. Çünkü nerede bir mazlumu sömürecekler ise alınlarına Osmanlı tokadı, böğürlerine Selçuklu mızrağı yiyeceklerini iyi biliyorlar.
Kendi davalarında Osmanlı'yı yıktılar. Şimdi yeni asırda Osmanlı'nın kalan parçalarını da yok etmek istiyorlar. Satın aldıkları Türk ve Müslüman görünümlü ajanlarıyla İslam aleminin her tarafında varlar ve yaptıkları tek şey bozgunculuk çıkartmak.
Peki, Türkiye'nin bu savaşta konumu ne ve ne olmalı?
Doğru yoldayız. Nasıl mı? Selçuklu ve dahi Osmanlı fetih hareketlerinde mazlumun duasını alarak yürümüştür. Bugün bize Suriye'de, Arakan'da, Somali'de ne işimiz var diyenler; bizim tüm dünyayı içine alacak kadar şefkat yüreğimizin büyüklüğünü göremiyorlar.
Biz dağlar, sınırlar ötesinde zulüm ve açlığa bırakılmış tek bir mazlumun varlığına topyekün hareket ederiz. Severiz yaratılanı yaratandan ötürü. O yüzdendir ki asırlar boyu çok çeşitli halklar sömürülmeden huzurla topraklarımızda yaşamışlardır.
Bir Tarihçi olarak bakın Avrupa'nın 50 yıl boyunca dünya üzerinde ki sömürdüğü topraklara bir yığın insanlık suçunu görürsünüz ama asırlar boyu Türk yönetimindeki milletler insan onuru ile yaşamıştır.
Biz bugün yine asırlık tohumlar ekiyoruz, hem bu defa tüm dünyaya Arakandan Somali'ye ve hatta Avrupa'nın içlerine kadar karşılığını da sadece HAK'tan bekliyoruz.
Çünkü bizler biliyoruz onurla yönetmek nasip işi bu nasibi de temiz yürekle kazanılacağına inancımız sonsuzdur. Bugün Türkiye milli silah üretimi ile dünyaya bağımsızlığını insani düzeyde zulmü durdurma gücünü haykırıyor.
İster İslam'ın ve insan onurunun yanında oluruz ya da lağım kuyularının sözcüsü militanı oluruz. Bu bir tercih meselesi ve nasip işidir. Dünyaya dünya beşten büyüktür demek Ulubatlı Hasan gibi İstanbul surlarını titretmek demektir. Her şey mazlum için mazluma uzanmak içinse biz buradayız …