Ticarette basit, kullanışlı, değerli ve standart bir sistem isteyen atalarımız, borç öderlerken veya alırlarken bir zaman sonra kullanabilecekleri “para”yı buldular.
Ticarette basit, kullanışlı, değerli ve standart bir sistem isteyen atalarımız, borç öderlerken veya alırlarken bir zaman sonra kullanabilecekleri “para”yı buldular.
Para ilk bulunduğu dönemlerde değerli bir üründü. Bu ürünler midye kabuğu olduğu gibi, işlenmiş bir taş da olabiliyordu.
Çok eskiden yaşayanlar bir adım daha attılar. Artık midye kabuğu yerine hububat kullanmaya başladılar.
Para sonunda mükemmel halini altınla buldu. Altın hem kolay taşınıyordu, hem de paslanmıyordu. Ayrıca, ziynet eşyası olarak kullanılabiliyordu. Gümüş için de aynı şeyler söylenebilir.
Bu noktadan sonra, paranın karanlık yüzünden söz edebiliriz. Para sanki dibi delik bir kova gibidir. Altın ve gümüşün para olarak değerinin dışında kendi değeri de vardır.
Altın ve gümüş paranın değeri düşürülebilmektedir. Altın ve gümüş paranın sahtesi çıkarılarak veya başkaca metallerle karıştırılarak değeri seyreltilmektedir.
Daha sonra, devletler tarafından altın ve gümüş gibi kabul edilebilecek ve değeri olmayacak “banknotlar” piyasaya sürülmüştür.
Bilindiği gibi, banknotlar ilk düzenlendiklerinde gerektiği zaman karşılığında altın ve kıymetli maden veya taşlar verilebilecek paralardır. Fakat, 70’li yıllarda tehlikeli bir adım atılarak kâğıt para altın veya gümüşten koparılmıştır. Yani, ortada para adına sadece bir kâğıt parçası kalmıştır.
“Paradaki ilk delik “enflasyon” olmaktadır. Paranın değerinin düşürülmesi hükümetler tarafından sıkça kullanılır olmuştur. Hükümetler bunu para basarak yaparlar. Paranın değeri her gün biraz daha düşürülür.
“Paranın ikinci karanlık yüzü, gerçekte olmayan paradır. Yani, hesaben var olan paradır.
“Paranın kullanımı arttıkça değerinin düştüğünü görüyoruz. Bugünkü liranın değeri, 1923’deki değerinin çok çok altındadır. Piyango oynayıp da kazanan veya miras sonucu zengin olanların ellerindeki parayı çok kısa zamanda kaybettikleri gerçeği, paranın kullanımı arttıkça değerinin düşmesinden kaynaklanmaktadır. Varlıklı kişilerin varlıklarını nakitte değil de, mal ve mülkte değerlendirmeleri paranın değerinin sürekli düşüyor olmasındandır.
“Banka giderleri, vergiler, harçlar ve otoyol geçiş ücretleri gibi kovadaki küçük delikler de pahalıya mal olmaktadır”.
Para aslında kendi kendini yiyip bitiren virüstür.
Eskiden karşılığı altın veya gümüş olan kâğıt parçalarından, günümüzde karşılığı olmayan bilgisayar ekranlarında görünen tutarların kullanıldığı bir sisteme geçilmiştir. İnsanları sahte para kullanmaya yönlendirip onların geleceğini çalmaktadır.
“Paranın üçüncü karanlık yüzü, duygusallıktır. Para konusuna duygusal olarak baktığımızda, insanların kendi kendilerine çelme taktıklarını görmekteyiz. Bu durumu en çok borsalarda görürüz. Borsada hisse senetlerinin değeri düşüyorsa senetlerin elden çıkarılması, hisse senetlerinin değeri yükseliyorsa senetlerin elde tutulması yaklaşımı “koyun-sürü” yaklaşımıdır ve kaybettirir. Aksine bir borsa uzmanı hisse düşüyorsa elinde tutar, çıkıyorsa satar”.
Duygusallık hakkında söylenecek iki konu vardır. Birincisi heyecanlıyken mal veya hizmet alınmamalıdır, ikincisi korku ve tereddüt içerisindeyken satılmamalıdır. Her iki durum da insana çelme takar. Çünkü, heyecanlı ve sevinçliyken ürün veya hizmet değerinden fazlaya alınabilir, korku ve endişe içindeyken eldekiler değerinden daha ucuza satılabilir.
Bu sebeple alım yaparken veya eldekiler satılırken uzun uzun düşünmelidir. Özellikle satarken mutlaka birilerine danışılmalıdır. Daha tehlikeli bir durum ise, heyecanlıyken veya endişeliyken kredi kartlarının kullanılması durumudur. Kredi kartları kullanımı, mal ve hizmet alırken veya borç öderken söz konusu olabilir. Kredi kartlarıyla aşırı borçlanılmaktadır.
“Paranın dördüncü karanlık yüzü, para hakkında yanlış bilgiye sahip olunmasıyla ilgilidir. Birçok insanın para ile ilgili kötü inançları vardır. Çocuklukta veya ergenlikte kopyalanan yanlış bilgiler sorun olabilmektedir. Çocuklara söylenilen, ‘insanlar kötüdür’ ve ‘para için kavga ettiler’ gibi cümleler olumsuz bilgiler yüklemiştir.
“Bugünkü büyükler para ve başarı arasındaki ilişkiyi “para önemli değil…” anlayışından kaynaklanan yanlış eğitimlerle büyümüşlerdir.
“Paranın beşinci karanlık yüzü, milyonerlerin bir insan olduğunu kabul etmeyişimizden kaynaklanmaktadır. Yapılan bir çalışma, zenginlerin normal yollardan para kazandıklarını göstermektedir. Zengin insanların diğer insanlardan çok farklı yönleri de vardır. Zengin insanlar uzun vadeli planlar yapmakta ve parayla ilgili çok farklı kararlar alabilmektedirler. Milyoner olmanın kolay yolu, onlar gibi yapmaktan geçmektedir (Yaşar DAĞLAR)”.
Paraya doğru yüründüğünde para davranışları kontrol etmeye başlamaktadır, para kişiye doğru gelmelidir.
Paranın beş karanlık yüzünü bilenler, parayı çok iyi kullanmaktadırlar.