DİL VE YAZI

Murat YERLİKHAN/KOBİ Danışmanı S.6

Dil öğrenme, anlama ve ardından da sözcükler üretme becerisine dayanmaktadır. Bazı hayvanlar bunların bir kısmını yapabilse de, hepsini yalnızca insanlar yapabilmektedir. Mesela, miyavlayan bir kedi rahatsız olduğunu gösterebilir, ancak rahatsızlığını başka bir kediye açıklayamayacaktır.

Beyin üzerine yapılan çalışmalar gırtlağımızı, dilimizi ve dudaklarımızı kontrol eden nöronların hareketlerimizi planlayan, kontrol ve uygulayan motor korteksle bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Görülen kadarıyla, konuşma becerisi karmaşık beyinle ilintiliyken, tutarlı cümleler kurma becerisi genlerden kaynaklanmaktadır.

İnsanlardaki bazı genler konuşmayı sağlamaktadır. Eğer bu gen bir kişide hasarlıysa ciddi bir konuşma bozukluğu yapmaktadır.

DNA analizi Neondertallerin bu gene sahip olduğunu göstermektedir. Geleneksel görüş, onların homurdanan ve ne dediği anlaşılmayan insan benzerleri olduğu yönündeydi. Ama, belki de konuşabildikleri anlaşılmıştır.

Bazı bilim adamları dilin daha önce de var olduğunu söylüyorlar.

Muhtemelen ilk zamanlarda dili mimikler yönlendiriyordu. Ancak, dil alet kullanımında görülen gelişmeler ve karanlıkta iletişim kurma ihtiyacı ile birlikte de gelişmiştir.

Dilin gelecekte nasıl bir aşama kaydedeceği bilinememektedir.

Sözlüğe yeni kelimeler girerken, bazıları da kullanımdan kalkmaktadır. Gelecekte hangi diller ayakta kalacak ve hangileri önde olacak bilinememektedir.

Özetlersek; “insan beyninin gelişerek karmaşık konuşma dilini ortaya çıkarması insanın ilerlemesinin temelidir. Dil karmaşık düşünceleri paylaşmamıza, bilgiyi ve bilimsel olanı aktarmamıza, geçmişi ve geleceği tartışmamıza, planlarımızı toplumlarla paylaşmamıza ve ne düşündüğümüzü ifade etmemize imkân vermiştir (P. Fidler).

Şimdi de yazıya geçmek istiyorum:

Resimyazı (piktograf), yazının ilk formudur. Resimyazı kil tabletlere işlenerek taşınabilir hale getirilmiştir. İlk Çivi Yazısı Sümerliler tarafından geliştirilmiştir.

Başlangıçta resimyazılar dikey sütunlar halinde düzenlenirken, sonradan soldan sağa okunur hale gelmiştir.

İnsanlar bilgiyi yayma ve taşıma gereğini hissedince, yazmak için daha hafif ve kolay taşınabilir nesneler kullanmışlardır.

Eski Mısırlılar papirüs yapraklarını presleyip tomarlar yapıyorlar ve is, reçine ve su karışımından oluşan bir mürekkeple üzerine yazıyorlardı.

Romalılar ise parşömen adı verilen gerilmiş hayvan derileri üzerine yazıyorlardı.

M.S. 2. Yüzyılda Çinliler kâğıdı icat ederek bunun üzerine yazmaya başladılar.

Koreliler ve Japonlar tahtayı oyarak ve oyulmuş yerlere boya sürerek ilk tür matbaayı da bulmuşlardır.

On beşinci yüzyıla kadar yazı zenginlerin ve din adamlarının ilgi alanı olarak kalmıştır. Bu durum şüphesiz ki halkın cahil kalmasına sebep olmuştur. Ancak, Johannes Gutenberg portatif matbaa harflerini bularak matbaaya giden yolu açmıştır.

Bir üniversitenin rektörü içerisinde emojilerin de bulunduğu bir yazıyı kaleme aldığında şaşırmıştım. Ama, gördüm ki, gençler telefonlarıyla haberleşirlerken emojiler kullanıyorlar. Dilimiz değişiyor.

Yüzyıllar geçse de, dilin ve yazının gelişimi nereye evrilecek hepimiz merak ediyoruz.