Doğduğu topraklardan çıkıp payitaht İstanbul’da "Koca" lakabıyla anılan, askeri dehası, dürüstlüğü ama bir o kadar da peşini bırakmayan şanssızlıklarıyla tarihe damga vuran hemşehrimizin film şeridi gibi hayatı, kriz yönetiminin nasıl bir "ateşten gömlek" olduğunu gözler önüne seriyor.
İşte Malatya’dan çıkıp Osmanlı’nın zirvesine yerleşen, altı ay on günlük sadrazamlığına ve vali kaymakamlıklarına asırlık olayları sığdıran Süleyman Paşa’nın soluk soluğa okunacak hikayesi!
MALATYA’DAN İSTANBUL SARAYLARINA UZANAN BAŞARI HİKAYESİ
Malatya’da dünyaya gözlerini açan Süleyman Paşa, küçük yaşlarda memleketinden ayrılarak İstanbul’a geldi. Akrabası Kapıağası İsmâil Ağa’nın vesilesiyle Atmeydanı’ndaki İbrâhim Paşa Sarayı’na giren Malatyalı genç Süleyman, üstün yeteneğiyle dikkat çekerek Osmanlı’nın elit eğitim merkezi Enderun’a kabul edildi.
Sarayın eğitim kademelerini başarıyla tırmanarak padişahın en yakınındaki korumalardan biri olan Silâhdarlık makamına getirildi. Ardından vezirliğe yükselen hemşehrimiz, Erzurum ve Rum eyaletlerindeki valilik başarılarının ardından, Sultan İbrâhim’in kızı Ayşe Sultan ile evlendirilerek saraya damat oldu. Malatyalı Süleyman Paşa, artık devletin en güvenilir çınarlarından biriydi.
MALATYALI PAŞA’NIN TARİHÎ İSTİFASI VE KURTULUŞU
1655 yılına gelindiğinde devlet; içeride Celâlî isyanları, dışarıda Girit ve Kırım savaşlarının getirdiği devasa bir mali kriz içindeydi. İşte bu kapkara tabloda padişah, mührü Malatyalı Süleyman Paşa’ya teslim ederek onu Sadrazam yaptı.
Ancak orduya maaş verecek para bile yoktu. Dönemin ünlü mimarı Kasım Ağa, kendisine neden köklü reformlar yapmadığını sorduğunda, Malatyalı Paşa tarihe geçen, dürüst ve bir o kadar da acı o itirafı yaptı:
"Etrafımı saran casus ağı yüzünden liyakatli kimselerle temas bile kuramıyorum. Geleceğe yönelik büyük tedbirler almak yerine, sadece günlük ihtiyaçları, bugünün dertlerini karşılamakla uğraşıyorum."
Ekonomik krizin askerler arasında büyük bir patlamaya yol açacağını, piyasaya sürülen "kırkık ve kızıl akçelerin" isyan çıkaracağını önceden sezen Malatyalı Süleyman Paşa, muazzam bir öngörüyle sadâret mührünü kendi isteğiyle iade etti.
Onun istifasından sadece bir hafta sonra, Osmanlı tarihinin en kanlı ayaklanmalarından biri olan ve onlarca devlet adamının çınar ağaçlarına asıldığı Çınar Vak‘ası (Vaka-i Vakvakiye) patlak verdi. Malatyalı Süleyman Paşa, ileri görüşlülüğü ve koltuk sevdalısı olmaması sayesinde canını kurtarmayı başardı.
İSTANBUL YANGINLARI VE ŞANSSIZLIKLAR PEŞİNİ BIRAKMADI
Sadrazamlıktan sonra İstanbul Kaymakamlığı görevine getirilen Süleyman Paşa, adeta bir "şanssızlık mıknatısı" gibi büyük felaketlerin tam ortasında kaldı.
1660 Dev İstanbul Yangını: Fatih, Unkapanı, Eminönü ve Samatya’yı içine alan, tam 49 saat sürerek dönemin kaynaklarına göre 280.000 evi küle çeviren devasa yangında, şehri kurtarmak için canını dişine taksa da yangının büyümesinden sorumlu tutularak görevden azledildi.
1665 Topkapı Sarayı Yangını: İkinci kez İstanbul Kaymakamı olduğunda bu kez felaket sarayı vurdu. Bir cariyenin dikkatsizliğiyle çıkan yangında Topkapı Sarayı’nın Harem dairesi tamamen yandı. Malatyalı Paşa, kundakçıları yakalayıp şehirde asayişi yeniden sağladı.
ÜSKÜDAR’DA SESSİZ VE VAKUR BİR VEDA
Karadeniz’de Kazak korsanlarıyla mücadele eden, Bosna’dan Akkirman’a kadar sınır boylarında valilik yapan hemşehrimiz, ömrünün son 20 yılını Üsküdar’daki evinde ibadetle ve sakin bir hayat sürerek geçirdi.
1687 yılında, 80’li yaşlarında vefat eden Malatyalı Süleyman Paşa, evinin yakınına kendi hazırlatmış olduğu mezarına defnedildi.
Tarihçiler onu; yumuşak huylu, saf kalpli, son derece dindar ama bir o kadar da şanssız bir devlet adamı olarak kaydetti.
KAYNAK: İslam Ansiklopedisi




