İnsanlar tarihsel süreç boyunca özellikle mesleki yaşamlarını daha yaşanabilir ve konforlu kılmak için sürekli çareler üretmeye çalışmışlar. Bunlardan en belirgin olanı örgütlü olmaları için gösterdikleri çabadır.
Tek başlarına bazı engelleri aşamayacağını bilen insanoğlu bir araya gelerek güç birliği yapmaya azmetmiştir.
Bireyler meslek gruplarına göre örgütlenerek üst kuruluşlarını yönetimsel bir hiyerarşi içinde hayata geçirmişler.
Örgüt denince;
Devlet, sendika, siyasal partiler, odalar, ordular ve çeşitli meslek gruplarının güç birliği akla gelmektedir.
Toplumlar zaman ve doğanın değişimine paralel olarak sürekli kendilerini yenilemek isterler.
Tüm örgütlenmeler toplumun ekonomik, siyasi ve sosyal yapılarından bağımsız değildir.
Örgütler değişim ve dönüşümü hedefliyor olmalarına rağmen statükoculuğu önceleyenler de olabilir.
Bireyler kendilerini ifade etmekte zorlandıklarında ve mesleki topluluk olarak yalnız his etiklerin de mutlaka kendini ifade edebileceği ve kendini ifade doğrultusunda arka çıkacak bir örgütlenme içinde bulur. Siyasi parti, sendika, odalar ve çeşitli meslek grupları…
Bazı örgütlü bireyler kendilerini ifade edebilme konusunda yetersizliğini dile getirmiş olsalar dahi kendini savunacak bir örgütün olması onlara güven vermektedir.
Bireyler bazen nerde ve ne zaman nasıl hareket edecekleri konusunda çıkmazlara girebilirler bu noktada üyesi olduğu örgütten destek almaya çalışır ve kendini güvende his eder. Peki bu güven nereye kadar devam eder!
Bunun cevabı örgütün üyelerine verdiği güven kadar demek en doğrusu…
Teşkilatlara üye olmak bir bedel mukabilinde olmalı bu bedel ise üyelerce karşılanmalı…
Üyelik aidatı adı altında alınan bedeller üyelerce değil de hak aramaya çalışılan devlet tarafında olunca istemeyerek te söylenmesi gereken bazı sorunlar havada kalabiliyor.
Bireyler örgütlere bile ve isteyerek üye olmalılar. Üyesi olduğu teşkilatın programlarını, hedeflerini ve vizyonunu bilmeden teşkilata dahil olursa ileri ki aşamalarda fikri çatışmalar yaşayabilir ve üyelikten istifa edebilir. Bu da kendini örgütsel olarak yalnız kalmasına sebebiyet verebilir.
Ülkemizde yaygın olan Sivil toplum Kuruluşları çeşitli meslek gruplarında kendini göstermektedir. En yaygın olanları sendikalar, vakıflar, dernekler, ticaret (Ticaret ve Sanayi odaları gibi) ve meslek odalarıdırlar. İşçi ve memur sendikaları, ticaret odaları, meslek grubu odaları (mühendisler, mimarlar, doktorlar vs…)
Her örgütün kendine göre hedef ve amaçları vardır bu hedef ve amaçlar doğrultusunda vizyon ve ilkelerini deklere ederler. Bireylerde buna göre üye olurlar.
Örgütlü birey nerde hangi haklara sahip olacağını bilir, haksızlık ve kayırmalara meydan vermez/vermemeli…
Her birey hukuk ve mevzuat bilgisine sahip olmayabilir. Mensubu olduğu teşkilat onun adına tüm üyelerinin haklarını savunur.
Sendikacılık ilk olarak işçi sınıfında kendini göstermiş ve istendik sonuçlar elde etmişlerdir. Sosyal, hukuki ve ekonomik haklarını iyileştirmek için gayret gösteren örgütler olmuşlardır.
Memur sendikaları ise ilk kurulduklarında var olabilmek için gayret göstermişlerdir. Kurucuları üye bulmada ve ekonomik problemlerini çözmede zorluklar çekerek bugünlere gelmişlerdir.
Her yeni gelen teşkilat yöneticileri bir önceki yöneticilerin bakiyesinde var olduklarını asla unutmamalılar.
Örgütlerin temel amacı emekçilerin ve çalışanların var olan haklarını savunmak, olmayan haklarının da var olması için gayret göstermektir.
Örgütlü toplumlar adeta bir güç abisedirler. Ne zaman ve nerede nasıl davranacaklarını çok iyi bilirler.
Örgütlenme her zaman bir hak arama aracı değildir bazen de ve ekseriyetle var olan güçlerine güç katmak olarak tarif edilebilir.
‘’Örgütlü birey güçlü birey, örgütlü toplum ferah toplum, örgütlü ordu güçlü ordu, örgütlü meslek itibarlı meslek’’… gibi cümleler kulaklarımızda hep yankılanır.
Sosyal hayat ve çağın gereksinimleri insanları ve toplumları örgütlü olmaya itiyor. Mecburiyet ve zaruret arz ediyor.
Halk arasında; ‘’bitaraf olan bertaraf olur’’ denilmektedir. Saflar belli olmalı ama ilerlemek ve güçlenmek için, ötekileştirmek için asla olmamalı…
Örgütlü bireyler haksızlığa maruz kalsalar dahi onlar adına hak arayacak bir teşkilatları vardır.
Örgütlü meslek grupları ve ticaret erbapları kendileri adına söz sahibi olanların olduklarını bilirler.
Bazen örgütlenme adına topluma zararlı faaliyet gösteren teşkilatlar var olurlar. Bunlar toplumu kaosa sürükleyebilirler. Bunlarla mücadele ise kanunlar ve topluma fayda sağlayan diğer teşkilatlarca mümkün…
Ez cümle: ‘’örgütlü bireyler güçlü teşkilatlar, güçlü teşkilatlar güçlü toplumlar, güçlü toplumlar güçlü devletler inşa ederler…”