Kıymetli hemşerilerim geçmiş bayramımız mübarek olsun.

Kıymetli hemşerilerim geçmiş bayramımız mübarek olsun.

Nice güzel bayramlara erişelim inşallah.

Ben kurbanımızı Diyanet eliyle kestiriyorum.

Çünkü yıllarca beraber kestiğimiz CHP’li arkadaş, ben Ak Partiye geçince daha çağırmadı.

Olsun, ne diyeyim…

Gün gelir yanlışını anlar.

Diyanet Vakfına güvendiğim için oraya bağışlıyorum.

İnsan, yaptığı bağışın, yardımın yerine ulaşacağından emin olmalı.

Senin iyi niyetin niye kötü ellere düşsün?

Hukuk, insanların iyi niyetli olup olmadıklarına baktıktan sonra, bir de makul bir insan gibi gereken özeni, dikkati gösterip göstermediğine bakar.

Bunlar tamamsa o kişi sorumluktan kurtulur.

Şimdi, oy verirken de insan gereken hassasiyeti, özeni göstermelidir.

Verdiği oyun, yaptığı yardım gibi yerine varıp varmadığından, yani vatana, millete hizmet yolunda kullanılıp kullanılmayacağına da bakmalı.

Bilime göre de, Dinimize göre de toplumlar layık oldukları şekilde yönetilirler.

Babadan oğula geçtiği gibi oy kullanmak doğru mu?

Hani, “Değişmeyen tek şey değişim.” deniyor ya!

İklimler bile değişiyor.

Mesela, bu yılın kışı olağan zamanında bitmedi.

Soğuklar devam etti.

Ekim, dikim yirmi gün kadar sarktı.

Toprak ısınmadan, geçen senenin tarihlerine göre ekim, dikim yapılsa olur muydu?

Oy verirken de insan, o günün şartlarını, daha önce oy verdiği partinin mevcut çizgisini, aklıyla denetimden geçirmelidir.

Her vatandaş, duygularını, düşüncelerini, bakış açısını, oy verdiği partiyi, diğer partileri ciddi, ciddi gözden geçirmeli, karşılaştırmalı, siyasi olarak kendisini yeniden üretmeli ve güncellemelidir.

Mesela ben, CHP’li olduğum halde, 12 Eylül Darbesinden sonraki ilk seçimde, 1983’te, oyumu ANAP’a verdim.

Sonra, henüz küçücük bir parti iken, Ecevit’in DSP’sine inandım, canı gönülden destekledim.

Vatanseverliği, samimi Müslümanlığı, dürüstlüğü eşimle birlikte tam bizim çizgimizdi.

Adana İmam Hatip’te hocayken, İstasyon önündeki mitingine(!) gitmiştik, bir pikabın üstünde konuşuyordu ve dinleyen sadece iki yüz kişiydi.

Üç dört yıl sonra, yine o alanda konuşurken, o’nu bir milyona yakın kişi dinliyordu.

Ecevit’in, Türbanlı İlk Milletvekili Merve Kavakçı’ya davranışı bugünden bakıldığında skandaldı.

O gün için “laiklik elden gidecek” diye korkmaktı.

Madalyonun diğer yüzüyle ileri görüşlü olmamaktı.

Daha sonra DSP’nin içinde adeta dinamit patlatıldı.

Ve Parti darmadağın oldu.

2002 seçimleri öncesi DSP Malatya İl Başkanı arkadaşım Ahmet Koşar beni aradı, milletvekili aday adayı olacağını söyledi ve, “Gel formu doldur, il başkanı olasın.” dedi.

Teşekkür ettim, kabul etmedim,

Bir süre sonra da, yine ben arayıp, “Gel milletvekili adaylığı dilekçesi ver. Ya sen birinci sıra olursun, ya ben.” dedi. Nezaketi için yine teşekkür ettim.

Yorum Gazetesini çıkaracaktık.

Arkadaşlarla yaptığımız toplantıda, “Çıkaracağımız gazete, herkesin elinde taşıyabileceği, herkesin bürosundaki sehpanın üzerine koyabileceği ve şehit haberlerinin rahatlıkla yayınlanabileceği bir gazete olmalıdır.” demiştim.

Burada yazdığım yazılarla, Diyarbakır Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nden Makale Dalı Birincilik ödülü aldığımı da söylememe izin verin lütfen.

CHP’ye geçmem için yoğun talep oldu ve CHP’ye katıldım.

2007 seçimleri öncesinde, Baykal’lı, Önder Sav’lı CHP döneminde, yoğun türban tartışması ortamında, Genel Merkeze ve Malatya İl Örgütüne gönderdiğim belgede, “1. Türban üniversitelerde serbest bırakılmalıdır. 2. Cem evleri Alevi vatandaşların ibadet evi olarak kabul edilmelidir. Ve bu iki kanun tasarısı birlikte TBMM’ne sunulmalıdır.” demiş, gerekçelerini, Anayasa Mahkemesi’nin nasıl aşılacağını da yazmıştım.

İki tasarının birlikte gönderilmesi iki taraflı memnuniyeti sağlayacak engelleri ortadan kaldıracaktı.

Evet… Ben doğru bildiğimi söyleyeyim de, isterlerse aforoz etsinler.

Bir defa da, Önder Sav’ı telefonla aradım.

Yanıt vermedi, ama onun mutlaka döndüğünü söylediler.

Aramamdan sonra da teravih namazı vakti geldi,

Çocukları, “Eğer Önder Sav ararsa, teravih namazına gittiğimi söyleyin.” diye tembihledim.

Nitekim, dönmüş ve bizimkiler aynen söylemişler.

Evet, beni böyle bilsinler, seveceklerse böyle sevsinlerdi…

***

CHP, milletimizin değerlerinden, halktan, kültürümüzden, tarihimizden uzaklaşmış ama yine de bir yanı milliydi. “ulusalcı” denmesi de bundandı.

“Batılı Sosyal Demokrat Parti” yapacağız söylemiyle, kökünden, köçeğinden tamamen koparıldı.

Uyutulmuş Atatürkçülerin, bölücülerin, Fetöcülerin, Kavalacıların partisi oldu çıktı.

Ben burada nasıl durabilirdim?

Nefes alacağım yer yoktu.

İstifa ettim ve sonradan da, bir köşede oturmak yerine, vatanıma milletime hizmet uğraşı olduğunu bildiğim siyasete devam edebilmek için, gönül ferahlığıyla Ak Parti’ye geçtim.

Son seçimden sonra, Ak Parti’nin milletvekili dörde düşmüştü, bir Ak Partili meslektaşım, Baroda yanımıza gelerek, “Diğer odadaki arkadaşlara da söyledim, burada da söylüyorum. ‘Ak Parti Malatya’da bir milletvekili kaybetti ama Selahattin Sarıoğlu’nu kazandı.’ ” dedi.

Evet kıymetli hemşerilerim, sevgili genç arkadaşlarım;

Bu ülkeler ülkesi, bu her köşesi bir cennet olan memleket, bu topraklar şehit kanlarıyla sulanarak vatan kılındı ve bize armağan ve emanet edildi.

Atatürk’ten sonra belimiz kırıldı.

Bir kısım insan Atatürk’ü kendine yandaş yaptı.

Emperyalistlerin kuklası olduk adeta.

Kalk dediler kalktık, otur dediler oturduk.

Ama çok şükürler olsun ki, bir diriliş içindeyiz, bir yürüyüş içindeyiz, kendi yolumuzu kendimiz çizmeye, kendi uçağımızı, kendi silahımızı, kendi köprümüzü, kendi planımızı kendimiz yapmaya, okul kitaplarımızı, müfredatımızı, derslerimizin içeriğini kendimiz yazmaya başladık; kıyametler koparılmaya başlandı.

ABD de, Avrupa başkentlerinde açıkça, Erdoğan’ı, Ak Parti İktidarını yıkma çalışmaları başladı ve bunun için muhalefete yardımda bulunacaklarını açıkça ilan ettiler. Ama muhataplarından çıt çıkmadı, “Bizim işimize niye karışırsınız!” diyen olmadı.

Evet arkadaşlar, gençler, her şey bize bakıyor.

Her şey birliğimize, beraberliğimize bakıyor.

Bir şey diyeyim ve bitireyim, herkes anlar ama gençler daha iyi anlarlar,

Türkiye’de takım tutar gibi parti tutmak anlayışı değişiyor, daha da değişecek inşallah!