Savaşların konuşulduğu, bombaların masum ve mazlumların üzerine gökten boşalırcasına geldiği, BM, diğer devlet, kurum ve kuruluşların adeta tiyatro izler gibi terör devleti saldırılarını izlediği bir ortamda Türkiye de bu çalkantılı süreçte hem ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’yı kurumak ve hem de terör devleti olan İsrail’in sivil ve çocuk katliamlarının olmaması hengamesinde 31 Mart 2024 günü Yerel Seçime gidecek.
Türkiye 2020 yılından bu güne kadar yaşanmasını arzu etmediğimiz; Pandemi, Elazığ depremi, Kahramanmaraş Merkezli 6 Şubat depremleri ve hayat pahalılığı gölgesinde 14 ve 28 Mayıs 2023 seçimlerini gerçekleştirdi.
Yerel seçimlere 5 ay gibi kısa bir süre kala siyasi partiler kongre ve aday süreçleri ile hemhal olmaktalar. Ak Parti 2019 yılında kaybettiği Büyükşehir Belediyelerini geri alma hesapları yaparken muhalefet partileri mevcutlarını kuruyarak daha fazla belediye kazanabilme hesaplarını yapmaktalar.
Tüm siyasi partilerin yegane emelleri sandıktan çıkarak ülke yönetimini kendi programları doğrultusunda en iyi şekilde gerçekleştirebilmek. Parti liderleri bu hedeflerine varmak için aday gösterecekleri kişileri ince eleyip sık dokuyarak tespit ettiklerini söylerler. Tespit ettikleri adayları halkın önüne sürerek ‘’gidin seçim kazananın’’ yolunu seçiyorlar. Bazı liderler ise bunu yeterli görmeyerek kendi bakiyeleri ile halktan destek isterler.
Edindiğimiz tecrübe ile sabittir ki, siyasi parti liderleri ekseriyetle kendilerine ulaşan, kendileri veya çevresi ile hukukları olan profilleri halka oy vermeleri için sunuyorlar. Bazı partiler kendi liderlerinin bakiyesi ile hiç aday göstermemesi gereken profilleri gösterdikleri halde seçim kazanabiliyorlar. Geçen 5 yıllık bir süre sonunda yanlış yaptıklarını bildikleri halde tekraren bu yanlışlara devam ediyorlar.
Bazı liderler ise (lider diyorum çünkü siyasi etik kuralları ile adaylar seçilmiyorlar lider sultası ile seçiliyorlar) halkta karşılığı olan adayları gösterdikleri halde seçim kazanamayabiliyorlar. Bunun sebebi ise partilerin bağnazlıkları, saplantıları, halka rağmen halk için siyaset yapmaya çalışmaları olarak görüyorum. Hani derler ya ‘’falan partiden kim girse o kazanır’’ misali. Temennimiz odur ki, tüm siyasi partiler ‘’olacak olan adaylar ile değil olması gereken adaylar’’ ile yola çıkarlar. Bu milletin beş yılını heba etmeye hiç niyeti yoktur.
‘’Asrın Felaketi’’ olarak bilinen 6 Şubat depremleri 4 ilimizi yerle yeksan etti (toplamda 11 il). Siyasi partilerimiz bu il, ilçe ve beldelerinde üstün gayret göstererek gecesini gündüzüne katmış olan belediye başkanlarını tekrar aday göstermeli… Halk nezdinde yol kat edemeyen, pek varlık gösteremeyen, kendisi için bazı durumları fırsata çeviren başkanlarını ise asla bir daha aday göstermemeliler. Böyle başkanlara halkın tahammül kredisi tükenmiştir; bilinsin isterim.
“Asrın felaketi”ni yaşayan illerde siyasi partiler “aday adaylığı” yarışı ile yola çıkmak isteyen idealist insanları yarıştırmamalılar. Direk adaylarını ilan etmeliler. “Aday adaylığı” bana sorarsanız bir kandırmacadan ibaret. Oyalamadan ibaret. Sonucu belli olan bir yarışa sokmak daha doğru bir ifade sanırım. Zaten en büyük hevessizliğimiz hemen hemen yarışların sonuçlarını biliyor olmamızdır. Etik siyasi kurallara göre gösterilecek adaylar arandığı izlenimi olsa olması gereken herkes aday adayı olacaktır. Çıkan sonuca ise saygı duyacaktır. Aksi halde aday belirlemeleri sonucunda kırılmalar yaşanacaktır.
Halk ve seçmen olarak ta bizim en büyük yanılgımız sürekli birilerini yarıştırıyoruz. Konuşmamız gereken kişiler olmamalı, şu mu olmalı; bu mu olmalı; olması gereken olmalı.
Bir diğer yanılgımız, saplantılarımız. Fikir ve ideolojilerini beğenmediğimiz partiler “olması gereken adayı” göstermesine rağmen; bizim destekçisi olduğumuz partinin “olmaması gereken” adayını yere göğe sığdırmıyor olmamız.
Sahi derdimiz üzüm mü yemek yoksa bağcıyı mı? dövmek!
Kanaatim odur ki, yerel seçimlerde kim iyi hizmet sunabilecekse ona yönelmek. Hizmet sunamayacak olan adaylara destek olmamak evladır. Bunu içinde liderler (partiler diyemiyorum; çünkü liderlerin dediği oluyor) “olacak olanı değil, olması gereken” adayları önümüze seçenek olarak sunsunlar.
Söze gelince herkes “ehliyet ve liyakat” diyor; hakikate gelince herkes hukukunu gözden geçiriyor. ‘Ehliyet ve liyakat’ sadece söylemde kalıyor. İlerleyemeyişimizin yegâne sebebinin bu bakış açısı olduğunu düşünmekteyim.
Liderlere çağrımdır; “olması gereken adayları” karşımıza çıkarın; “olmaması gereken adayları” değil.
Hukukuna göre halkı seçeneksiz bırakma hamlelerini yapanlar hiç tahmin edemeyecekleri sonuçlarla karşılaşacaklar. Hakikat sillesi suratlarına gelecektir. Hamleleri duvara çarparcasına…
“Tıpış tıpış oy verecekler” hülyasına kapılanların belleri asla doğrulmuyor. O sebepten yol yakınken bir uyarıda ben yapayım istedim. Aslında benim yazdıklarım halkın duygu ve düşüncelerinin tercümanlığıdır.
Halka çağrım ise; “olmaması gereken adayları” desteklemeyin; “olması gereken adayları” destekleyin. O vakit hizmetin “Vip” olanına layık görülürsünüz.
Arpa ekip buğday biçene ben daha rastlamadım!
Tercih ve teveccüh halkındır…
31 Mart 2024 akşamı tekrar görüşmek umuduyla.
Kalın selametle…