Sevgili okuyucularım, üç gazete birleşti ve gazetemiz Busabah’tı, Sonmanşet oldu.

Yolu milletin yolu olsun, o yol hep açık olsun inşallah.

Sonmanşet’in ilk sayısında, içine, 6 Şubat 2002’de Yorum’da yazdığım, içeriği Atatürk-Kışla Caddesinin genişletilmesi projem olan, ‘Malatya’nın Yüzü’ başlıklı yazımı koyduğum ve bugün aynı caddede yapılan çalışmayla bağdaştırdığım yazımı sunmuştum.

Yirmi iki yıl önceki yazımın başında,

“Malatya’nın yüzü değişmiyor.

Ben beni bildim bileli aynı.

Yapılanlar makyaj.

Erbakan Hocanın deyimiyle ‘pansuman’.

Örneğin durak yenilenmesi, kaldırım döşemi, ‘büyük iş’ sayılıyor.

Malatya’nın çehresini değiştirecek işler yapmak lazım.

Yapan nasıl yapıyor?

Örneğin, Adana, Gaziantep nasıl yapıyor?” deyip,

“Aklıma bizim Atatürk Caddesi geliyor.  

Caddenin bir tarafı nispeten yeni, güzel binalar, öbür yanı köhne.

Cadde, zaten dar.

Yarın daha daralacak.

Bu caddenin, yani bildiğimiz Kışla Caddesinin üst başından,  Sinema, Sivas Caddeleri kavşağından aşağı doğru sol yandaki irili ufaklı binaları, dozerin, kepçenin önüne verip yıka yıka aşağıya, Belediyenin önüne geleceksin…” şeklinde, mali kaynağını da gösterdiğim bir öneride bulunuyordum.

O yazının yazıldığı tarih olan 2002, çok sevip saydığım, 1999-2004 Malatya Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Yaşar Çerçi’nin Başkanlık yaptığı dönemmiş meğer.

Bugün o yazıyı yayınlamakla, Çerçi’yi gündeme getirmiş gibi olmuşuz sanki.

Geçtiğimiz Cuma akşamı (Miladi takvime göre) telefonum çaldı; arayanın Sayın Çerçi olduğunu gördüm.

Güzel hal hatır ettik.

Çerçi Başkanın döneminde de yazı yazıyordum.

Daha doğrusu, yirmi yaşımda Gayret’te başlamıştım yazmaya.

Merkezi Diyarbakır olan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin 1999 Makale Dalı Birincilik Ödülünü de o dönemlerdeki yazılarımdan dolayı almıştım.

Yaşar Çerçi o dönemde bana bir gün demişti ki,

-Sizin yazılarınızdaki eleştirileri, önerileri, biz arkadaşlarla toplanıp tartışıyoruz.

O dönemde, Belediyede bir mühendis arkadaş da,

-Siz yazıyorsunuz, bize iş çıkıyor demişti!

Gazetede bir yazımın sonuna not düşmüş, “Dikkat! Ziraat Bankasının yanındaki çınar ağacı kuruyor.” diye yazmıştım.

Belediyeden bir açıklama gönderilmiş, “Gereken bakım gözetim yapılmaktadır.” denilmişti.

O çabalara rağmen çınar kurtarılamadı.

Bir yazımın konusu da, o zaman Hükümet Meydanı, İnönü Alanı, Kapalı Çarşının Üstü denen, resmi adı şimdi 15 Temmuz Meydanı olan alana ilişkin önerimdi.

Bu alanın ağaçlandırılmasını, yeşillendirilmesini, ışıklandırılmasını öneriyor, bu yapıldığında Malatya bir Malatya daha olur demiştim.

Sayın Başkandan yanıt gelmiş,

-Kapılı çarşı esnafı dükkanlarının damladığından şikayetçi, bu alanı çimlendirdiğimizde daha çok damla olur denilmişti.

Ayrıca, Çerçi’nin başkanı olduğu Kent Konseyinde, Yürütme Kurulu Üyesi olarak ben de çalışıyordum.

Cuma akşamki telefonda,

-Selahattin Bey, o yazınızda, ‘Durak yenilenmesi, kaldırım döşemi büyük iş yapmak sayılıyor’ demişsiniz. Biz sanki hiç iş yapmamışız gibi…

-Başkanım o yazıda, ‘Ben beni bildim bileli Malatya’nın yüzü değişmiyor’ diyerek bütün zamanları kastetmiştim dedim.

Yaşar Bey yaptıklarının bir kısmını anlattı.

-Mesela Hürriyet Parkı... Çevresindeki duvarlarını yıktık. Park açıldı, nefes aldı. Park ilkel bir vaziyetteydi. İçinde iki işletici vardı. Zaza Cemil ve Palulu Ramazan. Vatandaş tahta sandalye üstünde oturuyor program izliyordu. Almanya’da yaşayan, Akçadağlı bir hemşerimize Yap-İşlet-Devret modeliyle parkı modern bir park haline getirmesi anlaşması yaptık. Parktaki iki işletmecinin zarara uğramaması için yanlarına gittim. Konuştuk, zararlarını karşılayacağımı söyledim. Bir şekilde helalleştik. İşyerlerini bırakıp çıktılar. Parkta çalışmalar başladı ve çok modern, pırıl pırıl bir park ortaya çıkarıldı. Babamız yoktu. Çocukluğumda, yarım gün ayakkabıcıda çalışır, yarım gün okula gider, akşamları da bu parkta sakız, topi top satardım. Allah’ıma binlerce şükür ediyordum, o parkta Belediye başkanı olarak bulunmayı bana nasip ettiği için.

Sayın Çerçi devam ediyor:

-Belediyeyi, Münir Erkal beyden beş milyon lira borçla devralmıştım, borçsuz gibi Cemal Akın Beye teslim ettim. Beş milyon borcumuz vardı ama dört buçuk milyon kadar kamudan alacağımız vardı. Peygamber Efendimiz, “Devlette görev yapıp da zenginleşmek caiz değildir” demiştir. 2004’te başkanlığım bittiğinde, bir evim, bir arabam vardı onları sattım ve seçim sırasındaki pankart, afiş vs. borçlarımı ödedim diyor…

Duydunuz değil mi sevgili hemşerilerimiz?

Telefon konuşmamız 57 dakika sürmüştü.

Kıymetli hemşerilerim, Sayın Çerçi’yle yaptığımız bu konuşmadan Malatya’nın hiç duymadığı, duyduğunda hayretler içinde kalacağı birçok bilgileri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.