Profil resminizi değiştirdiğimiz gibi karakterimizi değiştiremeyiz sanıyordum.
Gerçek karakterimizi bir süreliğine bir maske yardımı ile gizleyebiliyorsak maskemizin düşmesini görsel bir oyuna dönüştürebiliriz aslında.
Şaşırtırız, sonra şaşkınlığı başkalarına ifade ettiklerinde şaşacak bir şey olmadığına dair mottolar sıralanmasını sağlarız.
Ulan dedirtiriz, herkes biliyor, sen ne kadar safmışsın, ah aptal kafam ahh…
Oynadığımız insan biraz da zayıfsa hayata küstürebiliriz!
Kendimizi bile!
Peki bunlara gerek var mı?
Önce bir sufiye sordum bu soruyu.
Neden olmasın dedi ve bağladı bir ayet okudu bana ‘’dünya bir oyun ve eğlenceden ibarettir’’ dedi.
Sonra bir liboşa sordum.
Neden olmasın dedi ve ‘’bir daha mı gelecez dünyaya be memedim’’ makamından Ajda Pekkan’a bağladı.
Amatör olarak tiyatro ile uğraşan bir kardeşimize de sordum. Sonuçta oyun onların işi.
O da neden olmasın dedi. ‘’Oyunların tamamının temelini birer yalanlar manzumesi oluşturur, akışına bırak! Hayat sahnesinde oynamak zorunda isen rolünü iyi oyna ve perdeler kapansın dedi.
Kimseye sormadım başka. Aldığım cevapların hepsi ‘’neden olmasın’’ ile başladı. Bu beni biraz rahatsız etti açıkçası. Ancak rahatsız olduğum her şeyin temelinde de bir öğreti vardı hep.
Evet hayat bir oyundu. Karakterler, roller yazılmıştı. Karakter seçimi insana bırakılmıştı. Karakterimizin ve karakterlerin tamamı seçimimizin bir sonucuydu.
Bir karakteri oynamak için hangi makyaj gerekiyorsa o makyajı yapıyor, hangi maskeyi takmamız gerekiyorsa o maskeyi takıyoruz. Bütün mesele bu!
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın…