Haftayı iki Galatasaray maçıyla geçiren Yeni Malatyaspor’un hazin bir gerçeği var: İstemek ve hakkını vermek.
Kupa zihin olarak daha yakın gelse de sahada kazanılmış bir şey yok.
Hafta içi oynanan maç, şekeri olmayan sütlaç gibiydi. Hafta sonunun tek farkı, Galatasaray’ın daha çok istemesi.

Elbette rakip Galatasaray olunca öyle elini kolunu sallaya sallaya gidemiyorsun.
Malatyaspor’un da öyle gidecek hali yok zaten.
Ama en azından hakkını verebilirdi.
Sadece rakibin hata yapmasını bekleyerek pozisyon aramanın alışkanlık haline gelmesi korkutuyor beni.

Ara transferlerin takıma istikrarlı katkı yapmadığı gerçeği ise ayrı bir tartışma konusu.
Bu yanlışlar, saha içi organizasyonunu etkilemenin de ötesine geçmeye başladı.
Forvetsiz oynama, kimin orada bulunması gerekliliği lig bitecekken bile bilinmiyor.

Bu şartlar, Malatyaspor’un iştahını azaltmış.
Önceliği savunma olan takımların hepsinde bu sıkıntılar doğar, kabul ama
Yeni Malatyaspor’un ilk yarı performansı böyle değildi.
Hem savunması hem hücum hattı mutlu ediyordu.

Futbolda mutlu olmanın yolu, saha içindeki istek ve arzudan geçiyor.
Motive, teknik-taktik bir yere kadar.

İki Galatasaray maçının özeti:
Yeni Malatyaspor bundan daha iyilerini yapabilir. Geçmişte birçok defa yaptı.
Kazanılacak bir kupa 2 maç uzağımızda.
Bunun önemini anlatmak bizim haddimize değil.
Malatyaspor isteyince yenemeyeceği, ezemeyeceği ekip yok.
Bu iştahı görmek mutlu eder taraftarı.

Bir dipnot da hakemler için açalım:
Yaptığı mesleğin hakkını vermeyen, aldığı parayı hak etmeyen garip bir topluluk…
Görüntülere bile bakarak karar veremiyorlar.
Baktıkları zaman daha da saçmalıyorlar.
Merak ettiğim tek bir konu var:
Aralarında utanan VAR mı?