Aslında her şey çok açık. Birinin yaptıklarını mazlumların gözünde tartıp karar verebiliriz. İnsan kalbi o kadar farklı yaratılmıştır ki, orda saf kötülük ya da saf iyilik bulunabilir. İyinin ve kötünün savaşı önce yürekte başlar. Hakkaniyetle kararlar alan insanoğlu iyiden taraf olurken, benlik duygusu ile kararlar alan insanlar ise kötülüğü temsi ederler.

Kısa hayatını göz önüne almadan, dünyalık malını kullanarak, dalkavukluk yaparak, faşist milliyetçilik yaparak, hatta dini kullanarak bir takım mevkilere gelen insanların dünyalık ömrü yok hükmündedir. Müslümanların dini duygularını istismar etmek çağımızın modası olmuş durumda. Artık at gözlüklerimizi çıkartıp kendimize bakmamız gerekiyor.

Amerika başta olmak üzere birçok batılı ülke, Haçlı Savaşı’nı, içimize gönderdikleri ajanlar tarafında sürdürmekte. Fethullah Gülen, bu ajanlara bir örnektir. FETÖ hareketi de başta dini bir yapıyla ortaya çıkmıştır. Hâlbuki dinle alakası yok, şekilde var ama içi fitne kötülük dolu. Bence bir, dini kullanan vardır, bir de din için çalışan. Bu ikisi aynı yolda olamaz. Bakın tarihe, Haşhaşilik, Celali İsyanları da dâhil olmak üzere, İslam devletlerine zarar veren, İslam’ın içinde olmayan uygulamaları İslam’a katmaya çalışan, dünyalık menfaatler için öte alemlerini harap eden sapık yapılar dine çok zarar vermektedir.

Peki, bunların gerçek iman sahibi olup olmadığını nerden biliriz? Çok basit. Onların gerçek yüzlerini görmek istersek, mazlumların gözünde onların gerçek kişiliğini çok net görebiliriz. Mazlumlara şefkat, sadece kalbi imanla dolu olan insanlara ait bir özelliktir. Bizler, öz kızını toprağa diri diri gömecek kadar zalim bir şahsiyeti alıp, şehrin en uzak evinde yoklukta sızlayan karnı aç yetimleri hisseden yapıya dönüştüren ve Hz. Ömer yapan dinimizde, mazluma zulüm yoktur. Aksine, mazlumdan yana açıkça alınan bir tavır vardır. Ben şu ya da bu demiyorum. Dediğim şey, biri dini olarak ön plana çıkarsa, mazlumların onun yanındaki değerine bakın. Eğer mazlumlar ondan razı o da mazluma hizmetkârsa, şahsımca tamamdır, çünkü şeytani yapılar kaz gelecek yerden tavuk esirgemezler. Fakat sürekli olarak mazluma yardımı da beceremezler.

Ebu Cehil’in gaddarlığı insana, mazluma karşı acımasızlığı ne kadar yüksekse, rahmet peygamberinin şefkati de insanlığın çatısını oluşturacak kadardır. Bakın, birkaç örnek daha vereyim. Batıl ve ahlak dini gibi görünen, yıllarca televizyonlarda canlıları öldürmemek için et dahi yemediği söylenen Budistler, Arakan’da bebekleri, çocukları canlı canlı yakıyorlar. Bir bebeğin suçu ne olabilir ki? Amerika’yı fetheden batı tüm yerlileri kıyıma uğrattı, kelle yarışına girdiler.

İslam insanı yoğurur merhametle doldurur. Birisi hem zalim hem İslam’a hizmet edemez. İslam’ı dilde söylemek yetmez, kalpte yaşatmak gerekli. O yüzdendir ki, mazlumların gözüne bakmak gerçek Müslümanları görmek demektir. Ne de olsa mazlumla HAK arasında perde yoktur.