Nereden aklıma geldiyse…
Baro Başkanlarımızdan rahmetli Niyazi Gökçe’ye, Baro’da,
-Niyazi abi, paranı aldın mı? dedim.
-Ne parası? dedi.
O da, ben de 2007 milletvekili seçimlerinde aday adayı olmuştuk.
-CHP’den. Aday adayı olurken yatırdığımız paraları, seçilemeyenlere iade ediyorlar.
-Sen aldı mı? dedi.
-Aldım, aldım deyince.
-Ooo iyi, Hacı Beyinkini de alırım dedi.
Yılların, kurt politikacısı buna inanmıştı.
Güldüm. Şaka yaptığımı anladı. O da güldü birazcık.
Kendisininkini aldığı gibi, aday adayı olan, yakın arkadaşı Hacı Demirhan’ınkini de alacaktı…
Milliyet’in usta yazarı Erzurumlu rahmetli Hasan Pulur’dan okumuştum, aklıma geldi.
Erzurumlu demir bakır ustası, yanında çalışan çocuk birkaç gün gelmeyince, evlerinin önünden geçerken damda gördüğü ninesine,
-Torunun niye işe gelmiyor? diye seslenmiş.
-Öğrenmiiiş! Vurirsen vurirsen olur yassi, etrafını çevirirsen olir tepsi diyor…
Usta, yanındaki arkadaşına,
-Vay kerata… Kendisi öğrenmiş, bir de ninesine öğretmiş demiş.
Milletvekilimiz, meslektaşım, Muharrem Kılıç’la, on yıldan çok önce Renkli Sinemada yapılan bir CHP kongresinde, partililerin yaşlandığından, gençlerin partiye ilgi göstermediğinden konuşurken, bir arkadaşının, minareden geçinen (ölen) birinin selası okunduğunda,
-Aha! Bir kişi daha eksildik dediğini söyledi.
Muharrem Bey, işe yerleştirdiği bir vatandaşın kendisini arayıp,
-Sayın vekilim, Allah senden razı olsun. İşim çok rahat. Akşama kadar oturuyorum dediğini söylemiş, “güler misin, ağlar mısın!” seçeneklerinden gülmeyi seçmiştik.
Sevgili milletvekilimiz Muharrem Kılıç’tan lafı açmışken devam edeyim.
Bir akşam bizim evde otururken, kalktık, biz de bakmak için, diğer odada Malatya Galatasaray maçının önemli dakikalarını televizyondan izleyen çocukların yanına gittik.
Malatya bir korner attı son anda kaleci dışarı attı.
Bir korner daha oldu.
Heyecanla izliyoruz. İkinci korneri attık. Bu sefer avuta gitti. Ben,
-Bu da korner olsaydı penaltı verilecekti. ‘Üç korner bir penaltı’ dedim. Muharrem Bey,
-Öyle mi? Tüh be! dedi.
Eşleşip kendi aramızda oynadığımız, mahalle takımına girip mahalle maçı yaptığımız zamanlarda arka arkaya üç korner olunca penaltı atılırdı.
Muharrem beyle bir anımızı daha anlatayım.
Hekimhan Güzelyurt Kasabasında, Belediyenin düzenlediği bir festival vardı.
Akşam eşimle gittik.
Muharrem Beyle yan yana oturuyorduk.
Biraz da geç kalmıştık.
Sahne de müzik vardı.
Hatta, Belediye Başkanı Ali Seydi Millioğulları’nın müzik okuyan kızı şarkı söylüyordu o sıra.
Muharrem bey önümüzdeki sehpada bulunan armutları göstererek,
-Armut yiyin dedi. Armutların da ufakları kalmıştı. Ben.
-İyilerini yemişsiniz dememle gülmemiz bir oldu.
Programın ilerleyen saatlerinde, yeniden armutlar geldi, sehpalara kondu.
Muharrem Bey durur mu?
-Haydi buyurun, iyileri geldi dedi…
Vakit geç oldu kalktık.
Sahnenin önünden geçerken, türkü söyleyen tanıdığım sanatçı Mustafa Kısacık’la da vedalaşmak istedim. Sahnenin önünde durdum. Mustafa Kısacık geldi, tokalaştık, birkaç kelime konuştuk. O bizle sohbet ederken türkü devam ediyordu.
Meğer, banttan söylüyormuş.
Böyle bir garip durum olmuştu işte.
Festival alanından çıktık. Aracımıza gidiyorduk.
Arkamızdan seslenildi.
Bir plaketi takdim etmek için çağırıyorlardı.
Döndük. Sahneye çıktım. Kısa bir konuşma yaptım. Sayın önceki milletvekilimiz Muharrem Kılıç beyin plaketini sundum.
Çıktık yollara, düştük döngeli yollara.
Döngelerden, gelişimizin tersine dönerek Malatya Sivas yoluna indik, oradan ver elini Malatya!
ABD TAZİYESİNE RET
İstiklal Caddesi bombacısı on bir saat gibi kısa bir zamanda gizlendiği evden, elinle konulmuş gibi alındı.
Devlet içinde devlet olmuş Fetö ajanlarının Emniyet’ten, Jandarma’dan, Yargı’dan tam olmasa da temizlenmesi, İşbilenlerin işi üstlenmesinden, çok çalışmasından dolayı bu başarı.
Bu güzel resmi bile orasından burasından çiziktirenler oldu.
Başarıyı gölgelemek, kirletmek isteyenler oldu.
Bu tutumların hayra etkisi olmaz.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Lafla hakikat kapanmaz.
Unutmayalım ki, bir sessiz sağduyu vardır.
Sınırlar elek gibi olmuş. Her gelen geçiyor.
Devlet bunu niye yakalamadı?
Dört aydır Türkiye’deymiş, nasıl tespit edilmez?
Biraz düşünülse!
Tamamen aklın değil, biraz da vicdanın dediği yapılsa!
Devletimiz, bu aziz milletin güvenliği için onun paralarıyla Doğu ve Güneydoğu sınırımızda tam 1028 kilometre beton duvar yapmış.
Bu dile bile kolay değil!
911 kilometrelik olan Suriye sınırımıza 837 kilometre beton duvar yapmış.
Bunları bilmemizde fayda var.
Devletimiz çalışıyor. Büyük Milletimizin paralarını doğru yerlerde, doğru zamanlarda harcıyor.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gür sesi yükseliyor,
-ABD Büyükelçiliğinin taziye dilemesini kabul etmiyoruz, reddediyoruz. Terör bölgelerini besleyen bu anlayışa kendi senatolarından para gönderen bir devletle bizim müttefikliğimiz elbette ki tartışılmalıdır diyor İç İşleri Bakanımız.
Bu milli, bu yürekli sesi dahi çiziktirmeye çalışıyorlar.
Bu açıklamayı Sosyal Medyada paylaştığımda, bir kişi,
“Yıllar önce Deniz’de böyle söyledi diye idam edildi” diye yazmıştı.
Evet, çok şükür ki bu günleri de gördük dedim ona.
Bazı kişiler de;
-İncirlik, Kürecik üslerini kapatsınlar inanalım… diye yazdılar. Onlara da şöyle yazdım,
-Arkadaşlar, çalışarak, güvenle, sabırla, istikrarla, aşama aşama, engeller aşıla aşıla Kürecik’e, İncirlik’e varılacak.
Biraz sabır, biraz güven…