Malatya’mız için, “Yine deprem tehlikesi var mı?” diye sorulsa -büyük konuşmuş olmayayım- yanıtının,
--En iyi illerimizden biriyiz şeklinde olacağına inanıyorum…
Can ve mal kayıplarımızı ve korkularımızı bir kenara koyup, işin uzmanlarından yayılan bilgilerle, verilerle düşünürsek, deprem tehlikesi bakımından Altı Şubat gecesinden çok, çok iyi durumda olduğumuzu söyleyebiliriz.
Çünkü yer içinde bir yerleşme, bir oturuşma olmuştur…
İnşallah öyledir.
Yaşadık, kaderimiz oldu!
Altı Şubatın 04.17’sinin, bir saliseden az öncesi şartlarına göre, bizim bu depremden daha az kayıpla kurtulmamız olası değildi.
İçinde olduğumuz evreni, üstünde olduğumuz yerküreyi Allah yarattı, yapısını dokusunu, fiziğini kimyasını işledi, yaratılanların en donanımlısı insanlara teslim etti.
Artık, akıllı olacağız, geleceğe bakacağız…
“Ben başkaları için yaşıyorum
Başkaları hem kendi yaşamlarını
Hem de benim yaşamımdan paylarına düşeni yaşıyorlar!” diye yazmıştım çok eskilerde, bir şiirimde…
Böyle değil de, atalarımızın dediği gibi,
-Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için yaşamalıyız aslında.
Ki, bir cehennemi burada, bir cehennemi de öbür dünyada yaşamayalım!
İyilerimizi takdir edeceğiz, örnek alacağız, çoğaltacağız ki, onların da yardım ve desteğiyle iyi yöneticiler seçelim üstümüze.
Ki, o yöneticilerimiz de, evvelemirde memleketi kalkındırır, ekmeği aşı çoğaltırken, beraberinde de bizlere iyi davranışlar, iyi tutumlar kazandırsın.
Alt yapı yetersiz olunca, yüce dinimiz de hayata tam anlamıyla nüfuz edemiyor…
Deprem geldi geçti; deldi geçti!
Bir tanıdık kadın şöyle anlatıyordu:
-Zafer Mahallesinde bir daire aldık. Yemedik içmedik on yılda borcunu ödedik. Depremde ağır hasar aldı. Üzüntüden aklım, beynim karıştı. Psikiyatriste gittim. O da depremden kötü olmuş.
-Kendime de ilaç yazdım dedi…
Geldik bugüne.
Devletimiz elinden geleni yapıyor.
Bütün olanaklarını zorluyor…
Tabii bir yere kadar.
Her şey bütçeyle, Maliye’yle ilgili.
Ekonomiyle ilgili.
Serbest piyasa ekonomisi, arz-talep, sunu-istem dengesi üzerine kurulu.
Bu denge kendi iradesiyle, kendi kanunlarıyla kuruluyor, işliyor.
Deprem yaralarını sarayım derken ekonominin dengelerini bozarsak, her şey daha kötü olur.
Açlık, işsizlikle ahlaksızlık da artar, bütün ahlak emekleri heder olur.
Memleketimize dışarıdan para girmesi, dışarıya daha az para gitmesi şart.
Bu da ihracatımızın, gelen turist sayısının arttırılması ve dost ülke yardımları, ucuz dış banka kredileri ve dışalımımızın azalmasıyla olur.
Hepimiz sabredeceğiz, çalışacağız (…sabredenler ve iyi işler yapanlar başkadır. Asr-3).
Ama Devlet yöneticilerimiz daha çok çalışacak.
Daha çok çalışmalarıyla da, vatandaşlarımıza örnek olacaklar.
Bazı arkadaşlarımız ‘sabretmek’ sözcüğünü, kendilerini uyutma ilacıymış gibi algılıyor.
Tepki gösteriyorlar.
Bu husustaki emekli tepkisine saygı duyuyorum hakikaten!
Halkımız geçmiş yönetimlerin yalanlarıyla yıllarca uyutulduğu için bu anlayışının hala devam ettiğini sanıyor.
Hayır, şimdi farklı, doğru bir mecrada akan bir siyasi irademiz var.
Eksiği, gediği, bozuğu yok mu?
Var tabii.
Her şey hemen düzeltilemez, giderilemez.
Yeter ki yöneticilerin canla başla, akılla, teknikle, doğrulukla, dürüstlükle çalıştığına inanalım.
Denetimden de, yanlışı söylemekten de geri durmayalım.
Aksisi faşizm olur.
Almanya’da, Nazizm’de, “Führer, halkın sorunlarını, ihtiyaçlarını kendi benliğinde hisseder” denirdi.
Siyasal, toplumsal denetimin de yine doğrulukla, dürüstlükle yapılması, yanlışa yanlış, doğruya doğru denmesi gerek..
Kovidi yaşadık, Elazığ, Kahramanmaraş depremlerini yaşadık.
Bu felaketlerin ekonomimize müdahalelerini de unutmayalım…
KARANLIK MESELESİ
İnsanımız, gündüz yıkım tozundan, gece karanlık korkusundan dışarıya çıkamıyor.
Elektriksiz eskinin, “Gece bir, işi bin” sözü geri döndü.
Bir elektrik elektronik mühendisi arkadaş şunu anlattı:
-Geçen gece kaldırımda gidiyordum, bir kişiyle basbayağı çarpıştık. Zifiri karanlıktı, ikimiz de siyah giyinmiştik…
Evet, geceleyin sokağa çıkmak zorunda kalırsak eğer, açık renk kıyafet giyelim lütfen!!!
Çünkü; çocukluğumun ünlü,
“Güneş batar Tekfen doğar”
reklamındaki gibi, güneş batıyor, lambalar yanmıyor.
Yıldızlar ışıyor gökyüzünde, biz de ışığında yürüyoruz Malatya gecelerinde…