Acun Ilıcalı’ya “Bu başarının sırrı nedir?” diye sorulduğunda, “Kazandığımı tekrar işime harcıyorum…” diye bir cevap vermişti TV8 kanalını satın aldığı zaman.
Başarının sırrı sadece bu değildir belki ama başarı dediğimiz olgu, çok kapsamlı bir alaşımdır aslında.
Bir deney tüpüne benzer. O tüpün içindeki her madde çok önemlidir. Koyduğun o maddelerin sırası, miktarı ve hatta sıcaklığı çok önemlidir. Bu sıralamaların birinde dahi bir yanlışlık yaparsan istediğin sonuca varamazsın.
Başarı dediğimiz ve ulaşılmaya çalışılan olgunun temel fikrine baktığımız zaman “takım” diye adlandırılan yol arkadaşlarına iyi bakmak gerekir.
Ortada bir yol var ve yolun nasıl olduğunu, hangi etaplardan oluştuğunu ve uzunluğunu bilemiyorsun fakat ön görülerde bulunuyorsun. Toplu yapılan yarışlarda temel bir kural vardır:
Başlama zili yani start herkes için aynıdır ama bitiş noktasının süresi aynı değildir. Takım içindeki en son gelen kişi bitiş çizgisini geçince kronometre durur. Yani, takım içindeki en son oyuncu yarışı bitirdiği zaman süren belli olur.
Kısacası takım dediğimiz kalabalık topluluğun iyi senkronizasyonu başarıyı getirir. Takımca yapılan yarışlarda istersen bireysel anlamda dünya rekoru kır, fark etmez! Bitiş çizgisini takımca iyi sürede bitirmek gerekir.
Geçen Cumartesi günü BUSABAH gazetesinin basıldığı matbaayı ziyaret ettik. Altısı ulusal gazete ve toplamda 18 gazetenin basıldığı bir matbaadan bahsediyorum. Adana’da bulunan bu matbaanın Türkiye’nin beş bölgesinde matbaalarının olduğunu öğrendim bu ziyarette.
Matbaayı gezerken yukarıda yazdıklarım aklıma geldi ve “başarı” dediğimiz olgunun ilk temel taşının “patron” ile alakalı olduğunu bir daha idrak ettim.
Kazandığı parayı işine harcamayan bir patronun olduğu bir işletmede “takım” dediğimiz olgu ne kadar profesyonel olursa olsun “başarı” tesadüflere bağlı kalır.
Sırf kalite uğruna, vereceği paranın en az beş katını matbaaya veren bir patronajda başarı tesadüflere bağlı kalmaz. Çünkü karşınızda markalaşmayı iyi bilen ve kalite’nin her harfine önem veren bir patron vardır.
Türkiye’nin beş bölgesinde sayısız gazete basan bir matbaanın sahibiyle konuşurken, BUSABAH ile ilgili güzel iltifatlarını duyunca inanın çok gururlandım.
Başarı dediğimiz kavram önce algılarımıza yerleşir sonra gerisi gelir. Adana’daki matbaanın güvenlik görevlisi ile çok kısa bir konuşmam oldu.
“BUSABAH gazetesini beğeniyor musun?” diye sorduğumda, “Evet” dedi ve sonrasında “Türkiye’de toplam tirajınız kaç” diye hoşuma giden bir soru sordu.
Bizi, ulusal basılan bir gazete zannediyormuş.
Dedim ya, önce algının oluşması gerekir. Bu algının oluşması için de “kalite” mutlak göstergedir.