Pazar günü Fuzuli Caddesinde yürürken, CHP Battalgazi İlçe Binasına da çok gelip giden bir partili önümü kesti.

Tokalaştık, hal, hatır sorduk.

-Başkanım ne olur gel, gel de yardım et bize… demez mi! Güldüm. Devam etti,

-Ben de çok küstüm, derken sözünü kestim,

-Ben küstüğüm için ayrılmadım dedim.

-Başkanım ben küstüm ama partiye değil… Basaklı Vahap Beyle, ilçe başkanının odasına gitmiştik. Başkan telefonla konuşuyordu. Dakikalarca ayakta durduk. Yahu ne kadar önemli konuşma olursa olsun… İnsan, eliyle bir, oturun işareti yapar. Koskoca oda.

Hiç aldırış etmedi. Dört sene oluyor. O günden beri partiye gitmedim. Başkanım, senin başkanlığına hayrandım ben. Türkiye kötüye gidiyor. Ne olur gel, yardım et bize dedi. Yine güldüm,

-Türkiye iyiye gidiyor valla. Neyse, şimdi ayaküstü siyaset yapmayayım dedim.

Tokalaştık, ayrıldık.

Battalgazi CHP’ye hep gelen bir emekli ağabey,

-Başkanım seni çok seviyorum. Vallahi eşinizden daha çok seviyorum dedi, sonra da biraz durup, adeta yalvarır gibi başını yana eğerek,

-Başkanım, ne olur bizi bırakmayasın ha! demişti.

Bu söz içime dert olmuştur.

Ama, ben o canları değil, eskimiş, zamandan kopmuş, başka sevdalara sapmış CHP’yi bıraktım.

Ben partiye girdiğimde, önce diğer odada oturan daha çok emekli partililerin yanına uğrar, hatırlarını sorar, beraber çay içtikten sonra odama giderdim.

Bir de sürekli partide olan bir genç vardı.

Benim odama bir misafir geldi mi, o hemen ardından kapıdan girer, bir yere oturur, o kişi çıkana kadar kalkmazdı.

O genç, birilerinin dinleme cihazı olmuştu.

Ah, ah… Amerika’dan yollanan o Jeremy geldi yine aklıma!!

Geçen hafta Paşaköşkü’nde yürürken caminin biraz aşağısındaki çayevine girdim.

Bir çay içeyim dedim.

Uzunca bir sehpanın yanındaki tabureye oturdum. Birkaç kişi daha vardı.

Ayakta biri konuşuyordu. Kafamı kaldırım ki, tanıdık.

-Seyfi Bey dedim… O beni görünce asker arkadaşını görmüş gibi üstüme geldi,

Kalktım, sarıldık.

Bir kişi de, bir metre ötemizde çok yüksek sesle konuşuyordu.

Ona dedim ki,

-Niye bu kadar bağırarak konuşuyorsun?

-Valla ben yayladan geldim. Kürecikliyim. Orada hep böyle dedi.

Amcası oğlu bir avukattan bahsedince, Malatya’nın en işlek piyango gişesini işletirken, 2015’te bir kayısı ağacına kendini asarak intihar eden, benim de tanıştığım, konuştuğum kişi geldi aklıma.

-Kardeşiyim dedi.

Çay içtik, sohbet ettik.

CHP’den, Ak Partiden, Ak Partiye geçmemden, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığının kurulmasından konuştuk. Arkadaş,

-Selahattin Bey, sana çok şey yapıldı dedi.

Yanımda oturan,

-Kahve yapayım dedi.

-Teşekkür ederim. Çaylar güzeldi. Üç çay içtim dedim.

Akşam olmuştu. Kalktım. Diğer arkadaşlar da kalktılar. Kahvenin kapısını benden önce açıp iki yanda durdular. Ben elimle,

-Buyurun geçin dedim. ’Kahve yapayım’ diyen.

-Yok, yok biz buradayız. Ben bu kahvenin sahibiyim dedi.

Sevgiyle dolu tokalaştık, ayrıldık.

ANAHTARCI ASIM USTA
Malatyalı. Güngörmüş. Kamil. Usta…
İşine, emeğine, müşterisine saygısı onu pişirmiş, bir alim yapmış sanki!
-Altmış dört yıldır bu işi yapıyorum. Malatya’nın yerlisiyim. Meslek öldü. Adam yüz metre ötedeki arabasını, elindeki aletle açıyor. Parmak iziyle, şifreyle evinin kapısını açıyor. Eskiden bir köcek takarlardı. Köcek bozulunca, kilit kaybolunca gelirlerdi.
Doğru düzgün usta da kalmadı. Anahtarı makineden geçirip, bir iki de eğe vurup müşteriyi gönderiyorlar. Adam gidiyor kapıyı açamayınca geri geliyor.
Dilek’teki kapımızın anahtarı kilidin içinde kırılmıştı.
Kilitte kalan parçasını zorla çıkardım.
Yedeğini ve başka anahtarları da alıp çoğaltmak için Asım ustanın dükkanına geldim.
-Anahtar kilidin içinde nasıl kırılır dedim.
-Aman, abi bu da kırılıp mırılmaya diye ekledim.
-Kırılabilir. Anahtarın iki görevi vardır, açmak ve kırılmak dedi,
-Anahtarların hepsi aynı metalden yapılır. Hepsi de kırılabilir.
Avukat olduğumu öğrenince, kardeşinin hakim olduğundan söz ederek adını duyup duymadığımı sordu.

-Yok duymadım dedim.
-Kardeşim hakimdi. Gürün’de de hakimlik yapmıştı. Bana çok benziyordu. Bir gün, Ankara’ya giderken orada karnımı doyurdum.
-Gürün’ün eti çok lezzetli olur. Döneri, haşlaması çok güzel oluyor diyerek araya girdim.
-Doğru. Orada kebap yemeden geçmem. Kebap yedim. O zaman üç buçuk lira gibi. Parayı verdim çıktım. Arkamdan birisi yetişti,
-Hakim bey olur mu deyip parayı uzattılar. Ben de ortamı bozmak istemedim. Elimi şöyle hafifçe açıp uzattım aldım. Kardeşim sanmışlar.
-Tekelde, usta olarak çalışıyordum. Oraya Reci, inhisar da denir. Elimden iyi iş geliyordu.
Bozulanı, kırılanı tamir ediyordum. Bir gazocağı yaptım yıllarca kullandım.
Şefim, bir gün,
-Ben senin yerinde olsam buradan ayrılır, çarşıda bir tamirci dükkanı açarım dedi.
Bu söz benim de kafama yattı. Ayrıldım. Belediyenin arkasında bir dükkan açtım.
-Pişman oldun mu sonra?
-Evet, pişman oldum dedi.
İş bitti. Sohbet bitti.
Hayırlı işler diledim.
-Alakana çok teşekkür ederim dedi, ayrıldık.