Devlet memurluğunda 26, öğretmenlik mesleğinde ise 21. Yılı çalışıyorum. Öğretmenlik mesleğinin ne olduğunu, zorlukları, ilham kaynakları, heyecan vericiliği ve toplum nezdindeki değeri ile bir grafik çizilecek olursa aşağı yönde seyir eden üzücü bir süreç ile karşılaşıyoruz.
Devlet memurluğunda 26, öğretmenlik mesleğinde ise 21. Yılı çalışıyorum. Öğretmenlik mesleğinin ne olduğunu, zorlukları, ilham kaynakları, heyecan vericiliği ve toplum nezdindeki değeri ile bir grafik çizilecek olursa aşağı yönde seyir eden üzücü bir süreç ile karşılaşıyoruz.
Aşağı yönde seyir eden bu üzücü grafik tabiatı gereği toplumumuzun geldiği noktayı ve gelişmişlik seviyemize tesir etmektedir.
Eğitimi kör, topal ve sağır olan medeniyetlerin ufukları konuşmaktan öteye gitmiyor. Sürekli sistem tartışmaları, atama şekilleri ve ücret konusunu konuşmaktan ibaret.
Hangi meslek olursa olsun toplum nezdinde itibar suikastına uğratılırsa başarı şansı o oranda düşmektedir.
Öğretmenlik nedir, ne değildir?
Kutsal bir meslektir,
Karanlığın aydınlığıdır,
Görmeyen gözün ışığıdır,
Yürüyemeyen ayakların dayanağıdır,
Ufuktur,
İlerlemenin aktörüdür,
Üçüncü bir ebeveyndir,
Evde baba, okulda eğiten öğreten, arkadaş ve yarendir,
Barışın kahramanıdır,
Olağanüstü hallerde aşçı, garson, temizlik işçisi vb….
Toplumun yol göstericisidir,
Hak ettiğini alamayandır,
Geçmişin öğreticisi, geleceğin kurucusudur,
Medeniyetin yılmaz aktörüdür…
….
Öğretmenlik;
Basınımızın ve bazı had bilmezlerin saldırısı ile derdi para olan değildir,
Hele ‘’Gözü toprak duyuran ve yarım gün çalışan’’ hiç değildir,
Toplumlumda, öğretmenlik mesleğini icra edenler bazı olumsuzluklarla karşı karşıya kalırlar;
‘’Birde öğretmen olmuşsun’’,
‘’senin yetiştireceğin çocukların vay haline’’,
‘’sen önce kendini yetiştir’’,
…
Gibi saldırılara maruz kalıyorlar.
Evet işte öğretmenlik bunlar değildir.
Böyle olan meslektaşlar varsa da ‘’Öğretmenlik’’ mesleğinden değil toplumun kaybettirmeye çalıştığı itibarsızlık sonucudur.
Uygulamaları ile toplumu yanlış yönlendiren icracılar vardır. Bunların olmaması için öğretmenlik mesleği seçimi ve değerlendirilmesi o mesleğe yakışır olmalı!..
Bunun yapılabilmesi içinde toplumun mimarı olan öğretmenlerin geçim derdi olmamalı!..
Açık çek verilip çalıştırılmalı, dönüt veremeyen icracılar mesleğe kabul edilmemeli!..
‘’Öğretmen değil misiniz’’ söylemlerine mahal verilmemeli!..
Gelin ceza evine düşen bir öğrencinin öğretmenine mektubunu hep beraber okuyalım;
Öğretmenim çok suçlusun.
Dün selamını aldım Öğretmenim. Eğer hapishanede olmasaydım gelip hem elini öper, hem de bu sözlerini yüzüne söylerdim.
Sen çok suçlusun öğretmenim.
Bana kızmışsın, eleştirmişsin. "Böyle bir insanın öğretmeni olduğum için utanıyorum" demişsin. Doğru söylemişsin. Benim gibi bir insan yetiştirdiğin için gerçekten çok utanmalısın. Çünkü ben gururlanacak hiçbir güzel şey yapmadım. Aileme, çevreme ve sevdiklerime zarar verdim, kötü işlere bulaştım. Sonunda da hapse girdim.
Ben iyi bir insan, faydalı bir kişi olamadım. Bu doğru. Ben de kendimden memnun değilim. Çevredeki insanlar tarafından dışlanmak, horlanmak ve kötü bir insan olarak görülmek elbette ki, insanı memnun etmez.
Ama öğretmenim, benim bu kötü ahlakım ve yanlış davranışlarımın sebebi sensin.
Sen çok suçlusun öğretmenim.
Beni okutan, beni eğiten ve bana şekil veren sensin. Sana baktım, örnek aldım. Ne verdiysen o oldum. Seninle beş yıl aynı okulu paylaştım, sonra da mezun oldum. Hatırlar mısın maceralarımızı, hatırlar mısın bana yaptıklarını?
Gel birlikte hatırlayalım da neden suçlu olduğunu söyleyeyim.
Annem yoktu. Evimizdeki ikinci anne de beni istemiyordu. Ailede hiç huzurum ve rahatım yoktu. Her şeyi eksik ve noksan yapıyordum, verdiğin görevleri de bu yüzden yerine getiremiyordum. Benim zor hayat şartlarımı bildiğin halde asla anlayışlı olmadın, hep üzerime gelip, çok ağır, çok ezici ve gururumu kırıcı hesaplar sordun. Beni hem sevgiden, hem okuldan, hem de toplumdan soğuttun.
Neler mi yaptın?
Annem olmadığı için temiz ve tertipli olamıyordum. Benimle her sabah bu yüzden alay ederdin. Ya kirli ve yırtık pantolonumla, ya kirli ellerim ve uzamış tırnaklarımla, ya da bakımsız yüzüm ve saçlarımla alay ederdin. Nasıl ezilip büzülürdüm, küçülürdüm ve sana içten bilenirdim.
Ödevlerimi yapmayınca, elindeki cetvelle vurmadığın ve acıtmadığın yer kalmazdı. Dayanamayıp ağlayınca da "Erkekler ağlamaz" derdin. Bu yüzden, okula gelmek bana işkence olurdu. Zaten huzursuz evden bir an önce kaçmak, kendimi dışarı atmak isterdim. Tek sığınağım okuldu. Okulu da sen bana dar ederdin, senin yüzünden geldiğime pişman olurdum. Bu yüzden bütün insanlara, herkese isyan eder, asi olurdum.
Bir gün beni babama şikayet etmişsin: "Ders çalışmıyor ve çok yaramazlık yapıyor" diye... Babam beni ölesiye dövdü. Babamın o ölesiye dayağına değil, senin şikâyetine içerledim.
Ah öğretmenim sen çok suçlusun.
Ne olurdu öğretmenim bana bir güler yüz gösterseydin, hal-hatırımı sorsaydın, yanağımı okşayıp, bir sevgi gösterisi yapsaydın ve beni kendine bağlayıp, nasihatler etseydin.
Neden bunları benden esirgedin?
Halbuki sana sığınmayı, senden yardım beklemeyi ne kadar istemiştim? Ah beni bir kez koruyup kollasaydın, belki de o isyan ateşi yanmadan sönecekti.
Beni kaç kez sınıftan kovdun, onurumu beş para ettin. Arkadaşlarımın önünde benimle alay edince ve onların da bana gülüşlerini görünce, kaç kez ölmek istemiştim.
Kısacası, sen bana iyi bir model olamadın, örnek bir öğretmenlik sunamadın. Benim toplum için zararlı olmama zemin hazırladın. Bir anlamda ektiğin tohumlar, ruhumda isyan meyvelerini verdi. Sonra da hem kendime hem de çevreme zararlı bir insan olup, çıktım.
Sen çok suçlusun öğretmenim.
Benden o şefkati esirgemeseydin ne olurdu? Bana da bu acıyı yaşatmasaydın?
Evet, utan öğretmenim. Benim yaptıklarıma bakarak utan. Bana öğretmen olduğun için utan. Utan da, diğer öğretmenler senin gibi olmasınlar.
Sen çok suçlusun öğretmenim. Ama, yine de ellerinden öperim. Çünkü ne de olsa sen benim öğretmenimsin.
Evet bu mektupta açık olarak anlatıyor. Öğretmenlik çok değerli ve topluma yön veren bir meslekmiş…
Ne verirsen o oluverir…
Mektupta öğretmen iyi şeyler yapmamış ama ona rağmen verdiklerine göre bir ürün olmuş…
Bu sebeplerdendir ki, öğretmenlik çok önemsenmeli toplum için…
Herkes öğretmen olmamalı…
Olması gerekenler olmalı…
Öğretmen seçimi ne kadar önemli ise öğretmen olana destek olmak bir o kadar önemli…
Öğretmenlik mesleğini yıpratmamak adına herkes üzerine düşeni yapmalı…
Aksi halde geleceğe koşan toplum yerine geçmişe takılıp yok olan toplumlardan öteye yol alamayız.