“Çok gülmek kalbi öldürür” buyurdu güzel peygamberimiz. Bir başka hadisi şerifinde ise çok yemenin kalbi öldürdüğünü ifade etti.

Bu günkü yazımızda kalbi öldürmemenin, diri tutmanın, onu hayat dolu kıpır kıpır hale getirmenin yöntemini bulmaya çalışalım. Zira kalbi ölmüş bir insandan feraset beklenemez. Feraset kalp gözü olarak da bilinir. Kalbin, olacak şeyleri önceden hissetmesidir feraset. Bir öngörü, bir önsezidir. Aklın yol göstericisi olarak düşünmek gerekir. Feraset Allah (C.C)’ın kendisine hikmet verdiği müminlerde bulunan özel bir yetenektir.

Çok yemek, çok gülmek, çok konuşmak ya da çokça yaptığımız başka şeyler kalbi öldürdüğüne göre demek ki bunları azaltmak lazım. Çoklukla oyalanıp kendimizi mezarda bulmadan onlardan kurtulmamız lazım. Kalp sağlığımızı koruyacak bir perhize, özel bir diyete ihtiyacımız var. Bu diyeti Allah (C.C) rızası için yaparsak onun adı oruç olur. Hasılı bir oruca ihtiyacımız var.

Peki neyin orucunu tutacağız ve nasıl tutacağız? Önce söz orucundan başlayalım.

Durmadan; siyasetten, dinden, ekonomiden, gündemdeki lüzumsuz konulardan konuşuyorsak, her konuda söyleyecek bir sözümüz varsa, durumlardan, storylerden herkese adalet(!) dağıtıyorsak bizim bir söz orucuna ihtiyacımız var demektir.

Akrabalarımızın, arkadaşlarımızın, komşularımızın, iş arkadaşlarımızın her halini sohbet konusu yapıyorsak, ekonomi, çarşı-pazar konuşmalarımızın çoğunu teşkil ediyorsa, insanların ayıplarını kusurlarını mevzu ediniyorsak, her duyduğumuzu başkasına aktarmak için can atıyorsak SÖZ ORUCUNA ihtiyacımız var demektir. Konuşmadan önce Hz. Peygamberimizin (sas) “ya hayır söyle ya sus” sözünü zihnimizden geçirmemiz gerekir.

Lüzumsuz boş ve uzun konuşmalar insana her zaman zevkli gelir. Hele de sohbetin içinde mevzu bir başkası ise şeytan iyice güzel gösterir. Gerçekte ise bu konuşmaların tamamı faydasızdır, vakit israfıdır, günahtır, haramdır.

Bir de MİDE ORUCUNA ihtiyacımız var bizim.” Kişinin her canının istediğini yemesi israftır” buyurdu efendimiz. Bu hadisi şerifin hikmetini anlamaya çalışalım. Bir de “çok yemek kalbi karartır” hadisinden bahsetmiştik yukarda.

Yemek yeme düşüncesi zihnimiz devamlı meşgul ediyorsa, sosyal medyada gördüğümüz bir yemeği acilen yapıp yemek istiyorsak, yeni açılan bir restorana mutlaka gitme ihtiyacı hissediyorsak, sofralarımızın tatlısından tuzlusuna mükellef olmasını bir ihtiyaç olarak görüyorsak; mide orucuna ihtiyacımız var demektir.

Yiyeceklerin en pahalısını, en gösterişlisini en güzelini yemeyi kendimize hak olarak görüyorsak acilen mide orucuna başlayalım. Sofralarımızı sadeleştirelim, alışverişlerimizi mütevazileştirelim. Hatta oruç tutalım. Sünnet olan Pazartesi-Perşembe oruçlarını tutalım mesela.

Birde alışverişi zevk olarak gören ve bu zevki kendisine kazanılmış bir hak zanneden alışveriş tutkunları var. Onların eşyaları en güzeldir, en kalitelidir, bir başkasında benzeri de yoktur. Arabaları özeldir, evleri özeldir, semtleri seçkindir, çatalları-kaşıkları benzersizdir. Giysileri markalıdır. Biz de onlardan biri isek bir alışveriş orucuna ihtiyacımız var demektir.

Daha sade daha ucuz daha şık ama gösterişsiz daha az alışveriş yapmaya ihtiyacımız var. Evlerimiz daha az ve daha sade eşyalarla daha şık görünecektir. Bir yıl boyunca kendimize giysi almayalım mesela. Orta halli bir araç ihtiyacımızı görüyorsa lüks araba almak için servet ödemeyelim. Zenginlerle aynı muhitte oturmak için mahallemizi komşularımızı dostlarımızı terk edip gitmeyelim. Devlet okullarında yeterli eğitim varken özel okulların reklamlarına kapılıp onlara rağbet etmeyelim.

VAKİT ORUCU tutalım. Her dakikasından hesaba çekileceğimiz bir hayata doğru giderken bu dünyada sonsuza kadar yaşayacakmışız gibi vaktimizi israf etmeyelim. Parklarda, bahçelerde, alışveriş mekanlarında boş yere vakit geçirme alışkanlığından vazgeçelim. Lüzumsuz meraklar, niteliksiz hobiler dünyaya ve ahirete faydası olmayan işlerden uzak durarak kalbimizi canlandıralım. Akrabalarımızı ziyaret edelim mesela; komşularımızla vakit geçirelim. Yardım kuruluşlarında çalışalım, kitap okuyalım, bir kursa gidelim, ilim öğrenelim ya da kendimize faydalı bir uğraş bulalım.

Bir de GÖZ ORUCUNA ihtiyacımız var sevgili okur. En önemlisi, en lüzumlusu, en ehemmiyetlisi, en acili!

Ekran karşısında geçirdiğimiz uzun saatler, faydasız izlemeler… Ne dünyamıza ne de ahiretimize fayda vermeyen sadece iyi vakit geçirdiğimizi zannettiğimizde zihnimizi kirleten görüntüler.

Haber izliyoruz diye saatlerce kanallar arasında gezinmek gerçekten bir ihtiyaç mı? Her konuda uzman olduğunu zanneden kişilerin katıldığı tartışma programlarını günlerce takip etmenin gerçekten bir faydası var mı? Aile ile birlikte seyredebileceğimiz haftalık bir dizi dışında onlarca diziyi takip etmenin, saatler süren gündüz program kuşağı izlemenin başkalarının özel hayatlarını konu edinen realite şovlarını seyretmenin zaman israfı olduğunu hepimiz biliyoruz. Belki bunlardan daha fazla bir zamanı da sosyal medyada geçiriyoruz. Durumlar, hikayeler, alışveriş siteleri komik videolar, twitter dedikoduları, instagram storylerinin çoğu faydasız, malayani işler. Tek bahanemiz var o da boş vakit geçirmek. Allah (C.C)’ın emri ise hayırlı işlerde koşmak faydalı işler yapmak. Günde 7-8 saatini sosyal medyada ya da TV başında geçirenin kalbinde hayat kalır mı?

Hasılı hepimizin göz orucuna ihtiyacımız var. Bir hafta TV izlemeyi bıraksak, telefonu sadece iletişim için kullansak hayatımızda hiçbir eksiklik olmaz. Kalbimiz temizlenir ve kalp gözümüz açılmaya başlar. Hayatı ve ölümü daha iyi anlamaya başlarız.

Yine peygamberimizin bir hadisi şerifi ile bitirelim. Kendisini ilgilendirmeyen şeyleri (malayaniyi) terk etmesi, kişinin Müslümanlığının güzelliğindendir.” (Tirmizi, Zühd, 11.)